İslamiyat

Husun ve Kubuh

Tarih: 6 ay önce

II - HÜSÜN VE KUBUH


A-Hüsün Ve Kubuh’un Manaları

B- Hüsün Ve Kubuh Hakkında Mezheplerin Görüşleri

1- Hüsün Ve Kubuh’un Akliliği Ve Şeriliği Meselesi

2- İnsanların Ahirette Sorumlu Tutulması

3- Akıl Hüküm Kaynağı Olabilir mi ? 


II - Hüsün Ve Kubuh

A-Hüsün Ve Kubuh’un Manaları:

İyi-kötü, hayır-şer, hak-batıl gibi fazilet, rezilet, güzellik ve çirkinlikleri ifade eden, ne kadar kelime varsa, bunların hepsinin muhtevası, hüsün ve kubuh ıslahatlarının içerisinde bulunmaktadır. Şimdi hüsün ve kubuh tabirleri konusunda bilgi verelim:

Geniş manada hüsün ve kubuh:İnsan, insan fiilleri, eşya ve her şeye şamil olmak üzere güzellik ve çirkinliği, dar manada ise; insanın fiillerinde güzellik ve çirkinlik olan iyiliği ve kötülüğü ifade eder. Burada daha ziyade insanların fiil ve davranışları söz konusu edildiği için, hüsün ve kubuh, dar manada ele alınarak tetkike tabi tutulacaktır. 

Esas itibariyle hüsün (güzellik)  ve kubuh (çirkinlik, kötülük)  dört manada kullanılır :

a)  Bir kemal sıfatı olan ve insanın değerini yükselten vasıf ve özellikler hüsün, böyle olmayanlar ise, yani bir noksanlık sıfatı olan ve insan değerini alçaltan vasıf ve özellikler ise kubuhtur. Mesela, bilgi ( ilim )  güzel, bilgisizlik ( cehalet )  ise kötüdür. Çünkü bilgi insanı yücelten bir vasıftır. Cehalet ise bunun tam zıddıdır. 

b)  İnsanın maksat ve gayesine uygun olan şeyler güzel (hüsün) , aykırı ve uygun olmayanlar ise çirkindir (kubuh) . Mesela, adalet güzel, zulüm ise kötüdür. 

c)  İnsan tabiatına uygun olan ve hoşuna giden şeyler hüsün, insanın tabiatına aykırı olan ve hoşuna gitmeyen şeyler ise kubuhtur. Mesela, tatlı güzel, acı ise kötüdür. Herkes tatlıyı sever, zehir gibi acıdan ise, kimse hoşlanmaz. 

Bu üç mana itibariyle hüsün ve kubuh aklidir. Yani bunların güzelliğini, çirkinliğini akıl anlayabilir. Başka bir ifade ile, Şari tarafından bir bilgi gelmemiş olsa bile, yine de insanlar, akıllarıyla bu konularda hangi şeyin iyi hangi şeyin kötü olduğu hükmüne varabilirler. 

d) Dünyada medhe ( övmeye ve takdir etmeye) , ahirette sevaba vesile olan şeyler hüsün, dünyada zemme ( kınamaya ) , ahirette ise ikaba ( cezaya)  sebebiyet veren şeyler ise kubuhtur. Bu mana itibariyle, Allah’a iman, adalet ve ibadetlerden her biri güzeldir. Küfür, düşmanlık ve günahlardan her biri ise kötüdür. Burada ‘hüsün-kubuh’ tabirlerinden kastedilen mana, işte bu son dar manadır. Bu manaya göre hüsün ve kubuh lafızlarının, güzellik ve çirkinlik olarak değil, iyilik-kötülük şeklinde tercüme edilmesi daha uygun olur. Ancak biz yer yer hüsün için iyilik, güzellik, kubuh için kötülük, çirkinlik tabirlerini kullanacağız. 

B- Hüsün Ve Kubuh Hakkında Mezheplerin Görüşleri :

  Hüsün ve kubuh meselesinde Mutezile, Eş’ariyye ve Maturudiyye mezheplerinin görüşleri önem arz etmektedir. Bu görüşleri kısaca izah edelim : 

1- Hüsün Ve Kubuh’un Akliliği Ve Şeriliği Meselesi 

Bütün mezhepler, ittifakla şu hususu kabul etmişlerdir. Cenab-ı Hakk’ın yapılmasını istediği her şey hüsün (iyi) , yapılmasını yasakladığı her şey de kubuh (kötü ve çirkin) tur. 

Emredilen şey, haddi zatında ve gerçekten iyi ve güzel olduğu için mi emredilmiştir, yoksa yapılması emredildiği için mi iyi ve güzel olmuştur? 

Nehyedilen şey, gerçekten kötü olduğu için mi nehyedilmiş, yoksa yasaklandığı için mi kötü oluştur? Başka bir ifade ile hüsün ve kubuh, akli midir şer’i mi? Bu konuda ihtilaf vardır. Bu ihtilafları üç mezhebe göre özetleyelim: 



a) Mutezile mezhebinin görüşü

Mutezile mezhebine göre eşya, bizatihi güzel ve çirkindir. Güzel, güzel olduğu için emredilmiştir. Bizatihi çirkin de, kötü olduğu için nehyolunmuştur. Mutezileye göre Allah, emretmezden önce de, insan aklı eşyada güzelliği anlar. Ve Allah, bir şey güzel olduğu için emretmiştir. Mutezilenin bu görüşü: “güzel, güzel olduğu için emrolundu, kötü de çirkin olduğu için nehyolundu. ” Cümlesiyle özetlenebilir. Şu halde mutezileye göre hüsün ve kubuhun anlaşılması akla dayanır. Aklın güzel dediği şey, Allah katında da güzeldir. İnsanların çirkin gördüğü şey, Allah katında da çirkindir. 

b) Eş’ari mezhebinin görüşü

“Allah, eşyanın güzellerini, fenalarını takdir etti. Sonra güzellerin güzelliklerini, fenaların çirkinliklerini açıkladı. . ” (müslim) , hadis-i kudsisi, hüsün ve kubuhla ilgilidir. 

Bu ve benzeri nasları, görüşlerine esas kabul edilen Eş’ari mezhebine göre, eşya da güzelliği, çirkinliği Allah takdir edip, güzellerin işlenmesini, çirkinlerden kaçınılmasını emretmiştir. Bu mezhebe göre eşyadaki güzellik, çirkinlik, zati değildir. Belki Şari’in takdiriyle meydana gelen geçici bir vasıftır. Yüce Allah, namazın fenalığını takdir etseydi çirkin olurdu. Şerrin güzelliğini isteseydi, bu da güzel olurdu. Bu mezhebe göre Allah, güzelin işlenmesini emrettikten sonra, insanlar güzeldeki güzellik vasfını anlayabilirler. Bu mezhebin görüşü: “Güzel, Allah emretti de öyle güzel oldu. Çirkin de Allah nehyetti de öyle çirkin oldu. ” cümleleriyle ifade olunabilir. Bu bakımdan bir şeyin güzel veya çirkin olduğuna hükmeden Yüce Allah’tır. Akıl ise, Allah’ın bu husustaki hitabını, hükmünü anlamak için bir alettir, bir vasıtadır. Bu duruma göre bu mezhepte hüsün ve kubuh şer'idir, akli değildir. 

c) Maturudiyye mezhebinin görüşü

Bu mezhebe göre Yüce Allah’ın emrettiği her şey güzeldir. Çünkü o, hiçbir zaman kötü bir şeyin yapılmasını istemez. Cenab-ı Hakk, Hakimdir. Hakim olduğu için de, bir şeyin yapılmasını emrettiğinde, ancak onun güzelliği sebebiyle emreder. Kötü bir şeyin yapılmasını istemek, hikmetle bağdaşmaz. Aynı şekilde Yüce Allah’ın yapılmasını yasakladığı bir şey de kötüdür. “Allah fahşayı emretmez. . ” (A’raf:28) , “Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği (ihsanı)  akrabaya (muhtaç oldukları şeyi )  vermeyi emreder, taşkın kötülüklerden, münkerden, zulüm ve kibirlenmeden nehyeder. ” (Nahl:90) , ayetleri, Şari’in adalet, ihsan gibi iyilikleri emretmesinden ve münkeri, fahşayı nehyetmesinden önce, güzellik ve çirkinlik vasıflarının, bu fiillerde mevcut olduğunu göstermektedir. Ancak bu konuda hakim olan akıl değil, şeriattır. Çünkü hasen olan bir şeyden dolayı, Allah’ın ahirette mükafat vereceğine akıl hükmetmez. 

Maturudiyye mezhebinin bu konudaki görüşü: “Allah, her şeyi güzel olduğu için emretti, kötü olduğu için de nehyetti. Akıl hüsün ve kubuhu anlar, ancak hüküm koyamaz. ”cümleleriyle özetlenebilir. Şu halde Maturudiyye mezhebine göre, hüsün ve kubuh akli, hüküm ise şer’idir. 

2- İnsanların Ahirette Sorumlu Tutulması  

Yüce Allah, şer’i hükümleri peygamberleri vasıtasıyla kullarına tebliğ etmiş, onlara kitaplar göndermiştir. Gönderilen kitablarda ; fiillerde iyilik ve kötülük meselesi açıklanmıştır. Allah’ın emirlerine uyup, nehiylerinden uzak duranların, ahirette mükafatlandırılacağı, emirlere uymayanların, nehiyleri işleyenlerin cezalandırılacağı ifade olunmuştur. Bu konuda bütün mezhepler aynı kanaati paylaşmaktadırlar. 

  Ancak İslam alimleri şu konuda farklı düşüncelere sahip olmuşlardır. Allah, hükümlerini Peygamberleri vasıtasıyla göndermiş olduğu kitaplarda açıklamamış olsaydı, akıl onları bulmaya, muktedir olabilir miydi ? Başka bir ifade ile, insan, aklıyla, hüsün ve kubuhu bulabilir miydi? Kendisine din ve şeriat gelmeyen bir insan, aklıyla iyi ve kötüyü bulup, ona uymak mecburiyetinde midir? Fiillerinden ötürü ahirette sorumlu tutulacak mıdır? Mezheplerin bu konuda görüşlerini kısaca açıklayalım :

  a)  Mutezile mezhebinin görüşü :

  Bu mezhebe göre hüsün ve kubuh akılla kavranabilir. Yani, insan, aklı ile Allah’ın hükümlerini bilebilir. Bunların bilinmesi zaruri bir şeydir. İnsanlar, akılları ile zulmün kötü olduğunu, adaletin iyi olduğunu, yalanın çirkinliğini, doğruluğun güzelliğini bilebilir. Mesela, Hak Teala’ya iman haddizatında güzeldir. Bunun güzelliğini açıklamasa da, akıl idrak edebilir. Namaz kılmanın, zekat vermenin güzelliği de böyledir. Yüce Allah’ın hitabı bulunmasa bile, insan bu güzel amelleri takdir edebilir. 

  Mutezile mezhebine göre peygamber gönderilmeyen devreler ( fetret devri)  ile, dünyanın meçhul bölgelerinde yaşayıp, kendilerine dinin tebliği ulaşmayan insanlar, bizatihi güzel olan şeyleri yapmakla ve bizatihi kötü olan şeylerden uzaklaşmakla mükelleftirler. Onların da yalan söylemeleri haramdır, doğru sözlü olmaları vaciptir. Onlar da ahirette zulümlerinden ötürü ceza, adaletli davranışlarından dolayı mükafat göreceklerdir. 

b) Eş’ari mezhebinin görüşü : 

  Eş’arilerin, hüsün ve kubuh akılla bilinemeyeceği görüşünde olduklarını biraz önce söylemiştik. Onlara göre hüsün ve kubuh Allah’ın bildirmesiyle bilinir. Bu sebeple kendilerine Allah’ın emir ve nehiyleri gelmeyen veya ulaşmayan insanlar, iyi ve kötüyü bulmakla mükellef değildirler. Dolayısı ile fetret devrinde yaşayan insanlar ile, kendilerine şeriat ulaşmayan kimseler, ahirette mesul tutulmazlar. İyi fiillerinden dolayı mükafatlandırılmaz ve kötü fiillerinden dolayı cezalandırılmazlar. Nitekim : “Biz herhangi bir topluma peygamber göndermedikçe, onları cezalandırmayız. ” ( İsra: 15) , ayeti bu konuda bir delildir. 

c) Maturudiyye mezhebinin Görüşü

  Maturudilere göre, insan fiillerinin neticesinde, onların iyi veya kötü olduğuna dair, birtakım işaretlerin bulunduğunu görür. Bu işaretlere istinaden aklıyla bizatihi kötüyü ve bizatihi iyiyi bulabilir. Fakat bazı hususlar vardır ki, Allah onların iyi veya kötü olduğunu açıklamadıkça, insanlar mücerret akıllarıyla, o hususlar hakkında iyi veya kötüdür diye bir hükümde bulunamazlar. 

  Ancak, akıl fiillerdeki işaretlere bakarak, onlar hakkında iyi veya kötüdür diye bir hükme varsa da, insan şeriat gelmedikçe mes’ul tutulamaz. Yani insanlara şeriat gelecek, insan ona uyacak, iyi işlerinden dolayı sevap kazanacak, kötü fiillerinden ötürü ahirette cezaya çarptırılacaktır. Evet akıl, nass bulunmaza, tek başına bir hükümde bulunamaz. O mutlaka nasstan bir yardım görmelidir. Anacak bu hususta ‘ Allah’a iman’ istisna edilmelidir. Fetret devrinde yaşayan insanlar da, akıllarıyla, Allah’a iman etmenin güzel olduğunu anlayabilirler. Bu sebeple onlar, Allah’ın varlığına inanmak mecburiyetindedirler. Ahirette bu konuda sorumlu tutulacaklardır. Yani Allah’a inananlar mükafatlandırılacaklar, inanmayanlar ise cezalandırılacaklardır. 

3- Akıl Hüküm Kaynağı Olabilir mi ? 

  İslam dininin gelişinden sonra, Allah’ın hükmünün, peygamberimiz tarafından tebliğ edilmiş olan Kur’an ve Sünnet vasıtasıyla idrak olunabileceğinde, alimler arasında görüş ayrılığı yoktur. Anacak hükmü nass ile açıklanmayan bir konuda, aklın hüküm kaynağı olup olmayacağı konusunda ihtilaf vardır. 

  Eş’ari ve Maturudi mezheplerine göre, akıl hükümlerin kaynağı olamaz. Hüküm koyma yetkisi yalnız Allah’ındır. İnsan nasların ışığı altında istidlal yapıp, o konuda Allah’ın hükmünün ne olduğunu keşfedebilir. 

  Mutezile mezhebine göre akıl, bu konuda hüküm kaynağı olabilir. Yani naslarda, hükmü bulunmayan meselelerin hükmü, akıl tarafından verilir. 

  M. Seyyid Bey, bu konuda pek yanlış olarak mutezile hakkında meydana gelen bir kanaati, tashih ederken şöyle demektedir : 

  “… İcab ve tahrim, yani vacip kılmak, haram kılmak manasına “hüküm”, ancak kanun koyucu Allah’a mahsustur. Bu hususta mutezile de dahil olmak üzere, İslam dinine intisap iddiasında bulunan hiçbir mezhebin ihtilafı yoktur. ” ( Seyyid Bey)