İslamiyat

Nasslardan Hüküm Çıkarma Kaideleri

Tarih: 1 ay önce

NASLARDAN HÜKÜM ÇIKARMA KAİDELERİ

Şümul Yönünden Lafızlar

1-Hâs

A-Mutlak

B-Mukayyed

C-Emir

D-Nehiy

2-Âmm

3- Müşterek

4- Müevvel

5- El-Cem’ul Münekker

Manası Açık Ve Kapalı Lafızlar

1-Manası Açık Lafızlar

2-Manası Kapalı Lafızlar

Kullanıldığı Yer Ve Hale Göre Manaları Değişen Lafızlar

Delalet Yönünden Lafızlar

    Deliller Arasında Tearuz (Karşılaşma)  Ve Çözüm Yolları

 

 

 

NASLARDAN HÜKÜM ÇIKARMA KAİDELERİ

 

İslam hukukunda istinbad, Kur’an ve Sünnet naslarına dayanır. Fıkıh usulü, naslardan istinbad yollarını gösteren ve bunları genişçe açıklayan bir ilim dalıdır. Fakih, bu ilim sayesinde naslardan isabetli hüküm çıkarabilir. İslami naslar Arapçadır. Elbette bunların anlaşılabilmesi ve bunlardan hüküm çıkarılabilmesi için Arapça’nın gramer kaideleri, belagat ve fesahati, ibare ve lafızlarının edebi incelikleriyle mecazi ve hakiki manalarda kullanılışın ve her türlü ifade şekillerindeki delalet sınırlarının iyi kavranılması lazımdır. Çünkü böyle bir bilgi ve kavrayışın, nasları anlama ve onların ifade ettiği hükümleri açıklamada önemi büyüktür.

Ayrıca lisana ait usul kaidelerini de bilmek gerekir. Biz dini hükümleri Kur’an-ı Kerim’in mukaddes nazmından ve Sünnetin mübarek lafızlarından, ibarelerinden anlayabiliriz. Bu cihetle lafızlar hakkındaki bir takım lisan kaidelerini, bilgilerini nazarı itibara almaya mecburuz. Bu lisan kaidelerine vukuf sayesinde yalnız Kur’an ve Sünnet değil, her türlü yazıların, konuşmaların, kanun ve yönetmelik hükümlerinin inceliklerine de ilmi bir tarzda muttali olmuş oluruz.

Şimdi bu konuların önemli bir kısmını izah etmeye çalışalım:

 

Şümul Yönünden Lafızlar

1-Hâs:

Has tek başına bir mana ifade etmek üzere konulmuş lafızdır.

Hassın çeşitleri şunlardır:

1-Özel isimler : İbrahim, Güneş, Ay, İstanbul vs.

2-Cins isimler: a)  Cins isimler : İnsan, deve, ağaç, meyve, nehir, şehir vs. b)  Cins isimlerin nevileri : Erkek, kadın, hurma ağacı, elma vs.

3-Adet (sayı)  isimleri : Bir, iki, beş, yüz gibi.

4- Emirler, 5- Nehiyler, 6-Mutlak, 7- Mukayyed,

8-Tesniye (şeyhayn, ebeveyn gibi)

 

            Ağaç, insan gibi cins isimleri, hurma ağacı gibi cins isimlerin nevileri, yüz, iki yüz gibi adet isimlerinin bir takım fertlere veya eşyaya şümulü vardır. Fakat bu fert veya eşya, bir nevi veya cins altında toplanmışlardır. Aralarında bir nevi ve cins birliği vardır. Bu bakımdan hâs sayılırlar. Hass, bir kelime olabileceği gibi, bir cümle de olabilir.

     

Hassın Hükmü :

            Hassın hükmü delalet ettiği manayı kat’i surette ifade etmektir. Yani hass olan lafız açıktır. Anlaşılmasında bir güçlük bulunmaz. Bu sebeple, konulduğu manaya kat’i olarak delalet eder. Nasslardan misaller;

            1-Allah Teala yemin kefaretine dair : “Fakat kim (bunları)  bulamaz ise, üç gün oruç (tutması gerekir) . (madde 89) , buyurmuştur. Bu ayetin lafzından çıkarılan hüküm üç gün oruç tutmanın icab ettiğidir. Çünkü üç (selase)  has lafızlarındandır. Üçten aza veya çoğa ihtimali yoktur.

            2-Kur‘an’da zikri geçen miras hisseleri, has lafızlarla ifade edildiği için kat’iyet ifade ederler.

            3-Hz. Peygamberin “her kırk koyunda bir koyun zekat olarak verilir”hadisinde, koyunlarda zekat nisabının kırk olduğu ifade edilmektedir. Bunun kırktan aza veya çoğa ihtimali yoktur. Şu halde kırk koyunda bir koyunun zekat olarak verilmesi vaciptir.

A-Mutlak:

Mutlak, hass bir lafızdır ki, delalet ettiği fertlerden her hangi birini ifade eder. Mutlak ile amm arasında şöyle bir fark vardır : Mutlak, delalet ettiği fertlerden herhangi birini ifade eder. Mesela “bir köle azad etmek”sözü, azad edilecek kölenin mü’min olup olmamasını, birden çok olmasını göstermez. Sadece bir kölenin azad edilmesini gösterir.

            “O küfredenlerle karşılaştığınız zaman (muharebede)  boyunlarını vurun”ayetindeki “boyunlar” sözü âmm olup bütün kafirlere şamildir.

            Mutlak, ıtlakı üzere caridir, manasına delaleti kat’idir.

B-Mukayyed:

            Mukayyed, bir vasıf, bir hal, bir gaye, bir şart kaydına bağlı olarak kendi cinsinden şüyu bulmuş bir medlule delalet eden has bir lafızdır. Mesela “mü’min bir köle azad etmek” ayetindeki köle lafzı, müminlik vasfı ile mukayyeddir.“…Bulamazsa üç gün oruç tutsun” ayetindeki “üç gün oruç tutsun”sözü, köle azad etme, on kişiyi giydirme veya yedirme imkanını bulamama kaydıyle mukayyeddir.           

            Mukayyed, takyidi üzere cari olup kati hüküm ifade eder. Mesela, zıharın hükmü izah edilirken “Fakat kim bunu bulamazsa, yine birbiriyle temas etmezden evvel fasılasız iki ay oruç tutsun” (Mücadele:4) , ayetindeki ‘iki ay’ ifadesi, fasılasız kaydı ile mukayyeddir

C-Emir:

Emir, otorite sahibinin, bir fiilin kesin olarak yapılmasını istemesi için konmuş bir lafızdır. Namaz kıl, oruç tut, zekat ver, iyilik yap gibi.

            Tarifte sarih emrin beş şartı bulunmaktadır. Bunları kısaca izah edelim :

            1-Lafız olmak (sözlü olmak) : Emir, sözlü olur, fiil ve işaret ile emir meydana gelmez. Cumhura göre emir, sözde hakikat, fiilde ise mecazdır. Peygamber Efendimiz visal orucu tutardı. Peygamberimizin bu fiilini sahabe emir telakki ederek ona uymak istediler. Ancak bundan yasaklandılar, şu halde fiil emir olmuyor.

            2-Talep : Emir sigası ile bir işin yapılması talep edilir. Tehdit ve taciz gibi manalarda kullanılan emir sigaları sarih değildir. Tehdid, bir kimseyi korkutmaktır. Taciz ise, bir kimsenin aczini ortaya koymak için yapamayacağı bir şeyi teklif etmektir.

            3-Kesinlik (cezm)  : Nedb ve ibaha gibi manalarda kullanılan emir sigaları, emir manasını ifade etmezler. Ancak vücub manasında kullanılan emir sigaları, emir manasını ifade ederler.

            4-Emir sigası : Emir sigası, bir işin yapılmasını istemek için konmuştur. “Şu işi senden isterim”sözü sarih bir emir değildir. Ancak Kur’an ve Sünnet’te bulunan haber cümleleri ile mecazen emir manası kastedilir.

            5-İstila (üstünlük)  : Bundan maksat, amirin memura göre daha üstün olmasıdır. Bir kimsenin otorite yönünden müsavi olan bir kişiden, bir işin yapılmasını istemesi, emir değil rica ve tavsiyedir. Kendisinden yüksek birinden bir şey istenirse, ona da dua, niyaz ve istirham denir.

Emir Sigalarının Manaları

            Arapçada emir ve sigası, bir çok manalar için kullanılır. Bu manalar arasında vücub, nedb, ibahe, tehdit, irşad, tedib, taciz, dua, tesviye, ikram ve diğer manalar vardır.

a) Vücub : Ey iman edenler, Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan idarecilere itaat edin. (Nisa:59) .

b) Nedb : “Kölelerinizden mükatebe isteyenleri de, eğer kendilerinde bir iyilik biliyorsanız, hemen kitabete (sözleşmeye)  bağlayın. ” (Nur:33) .

c) İbahe : “ihramdan çıktığınız zaman (isterseniz)  avlanın. ” (Maide:2) .

d) Tehdid : “Artık dilediğinizi yapın” (Fussılet :40) .

e) İrşad : “Ey iman edenler, muayyen bir vade ile birbirinize borçlandığınız zaman, onu yazın” (Bakara:282) .

f)  Te’dib : “Önünden ye”

g)  Taciz : “Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’an’dan şüphede iseniz haydi sizde onun benzerinden bir süre getirin. ” (Bakara:23) .

h)  Dua : “Ey rabbimiz, hesap kurulacağı gün beni, ana-babamı ve bütün müminleri bağışla. ” (İbrahim:41) .

i) İkram : “Girin oraya (cennete) , selametle, emin olarak. ” (Hicr:46) .

j) Tesviye : “Girin oraya (cehenneme) , ister azabına sabredin, ister etmeyin. ” (Tur:16) .

k) Tahkir : “… Zelil ve hakir maymunlar olun. ” (Bakara:65) .

             Emir sigasının, hangi manada kullanıldığı kelamın siyakından ve hal karinesinden anlaşılır.

             Emrin müktezası, emredilen şeyin, güzel ve iyi olması sebebiyle yerine getirilmesidir. Mesela, namaz emredilmiştir. Namaz emredildiği için güzeldir. Güzel olan bir emrin yerine getirilmesi ise farzdır.

D-Nehiy:

Nehiy, otorite sahibinin, bir fiilin yapılmamasını kesin olarak istemesi için konmuş bir lafızdır. Öldürme, zina yapma, zulmetme, haram yeme gibi. Tariften de anlaşılacağı gibi, sarih emrin şartları burada da geçerlidir.

            Nehiy sigalarının manaları: Arapça’da nehiy sigalarının bir çok manaları vardır. Bazıları şunlardır :

a-Haram kılmak : “Allah’ın muhterem kıldığı nefsi (Canı)  haksız yere öldürmeyin” (Enam:151)

b-Kerahet : “Develerin çöktüğü yerlerde namaz kılmayın”

c-Dua : “Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi saptırma” (Al-i İmran :8)

d-Ümit kırma (Te’yis) : Ey kafirler bugün özür dilemeyin, siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz . ” (Tahrim:7)

e-İrşad: “Ey iman edenler, öyle şeylerden peygambere sormayın ki, size açıklanırsa fenanıza gidecektir. ” (Maide:101)

      Nehyin muktezası, nehyedilen şeyin kabih (çirkin-kötü) olmasıdır. Yani nehyedilen bir şeyi işleyen dünyada zemmedilir. Ahirette ise o fiilden ötürü cezalandırılır.

2-Âmm

            Sınırsız olarak fertleri içine alan lafza Amm denir. Yani amm, bir lafızdır ki, delalet ettiği fertlerin bütününü (sınırsız ve sayısız olarak)  içine alır. Tariften de anlaşılacağı gibi ammın şartları şunlardır:

1-İçine aldığı fertler üç ve daha fazla olacak 2-Sınırsız ve sayısız olacak 3-Bütün fertleri içine alacak

 

Âmm Lafızlar:

            a)  Âmm lafızların nevileri :

1-Hem sigası, hem de manası amm olan lafızlar:er-rical, en-nisa, eimme, enbiya lafızları birer amm lafzıdır.

2-Fertlerin tümüne birden delalet eden lafızlar: mesela, el-kavm, el-cinn, el-ins, el-ceyş kelimeleri gibi.

            b)  Âmm Lafızlar :

            1- Marife cemiler: Bunlar ahd-i harici için olmayan harf-i tarif (el)  ile veya marife bir kelimeye muzaf olmakla marife olan cemilerdir. Nekre cemiler umum ifade etmezler. Mesela “onların mallarından zekat al” (Tevbe:103) . “Analarınızla evlenmeniz size haram kılındı” (Nisa:23) . “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” (Bakara:233) . Ayetlerindeki marife cemiler amm ifade ederler.

             2)  Marife müfredler: Bunlar, istiğrak ifade eden harf-i tarif ile, böyle marife bir kelimeye muzaf olmakla marife olan kelimelerdir. Mesela, “Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür” hadisinde “ğaniy” lafzı bütün zenginlere şamildir. Aynı şekilde “And olsun ki, insan ziyandadır” ayetinde “insan” lafzı bütün insanları içerisine almaktadır.

            İzafetle marife olan müfrede misal: “Allah’ın nimetlerini saymak isterseniz, onu sayamazsınız. ” (Nahl:18) . Ayetindeki “nimet”lafzı, bütün nimetlere şamildir.

            3)  Lafzı müfred, Manası umum ifade eden kelimeler : el-raht, el-kavm vs.

            4) “Cemi” ve “kül” lafızları: Bu iki lafız, izafe edildikleri şeyde umum ifade ederler. Mesela “Her can ölümü tadıcıdır” (Al-i İmran :185) . “Her çoban idaresi altında bulunanlardan sorumludur.” ibarelerinde “küll” kelimesi amm lafzıdır.

            5)  İsmi mevsuller: “Muhakkak yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar.” (Nisa:10) , ayetinde “ellezine”lafzı ammdır.

            6)  İstifham isimleri: “Kim Allah’a güzel bir ödünç verir” (Bakara:245)  ayetinde ‘men’ istifham ismi amm lafızdır

7)  Şart isimleri: “İçinizden kim o aya yetişirse, orucunu tutsun” (Bakara:185)  ayetinde şart edatı olan “men” amm lafızdır.

8- Şart, nehiy ve nefiy siyakında gelen nekreler de umum ifade eder.

3- Müşterek

Müşterek, iki veya daha fazla manaya ayrı ayrı konulmuş olan ve tebadül suretiyle delalet eden lafızdır. Mesela, “ayn” lafzı, göz, pınar, casus, ticaret malı, altın, diz kapağı gibi manalarına, “cariye” lafzı, köle kadın, gemi manasına, “müşteri” ise satın alan veya yıldız manasına konulmuştur.

Müşterek bir lafzın hükmü, ayrı ayrı manalarından hangisinin kastedildiği anlaşılıncaya kadar tevakkufdur. Manalarından biri, teemmül ve tetkik neticesinde tercih edilince, bu mana kabul edilir, diğer manaları artık nazarı dikkate alınmaz. Yani müşterek bir lafzın manalarından biri, delil, karine ve emarelerle tercih edilince, lafız müştereklikten çıkar ve müevvel adını alır. Mesela:

 “Boşanan kadınlar üç kur’ müddeti beklerler” (Bakara:228)  ayetindeki kuru’, müşterek bir lafızdır. Kur’un müfredi kar’ lügatte hem hayız, hem de temizlik manasına gelir. Müctehid burada bu lafzın hangi manaya geldiğini anlamak için var gücünü sarf edecektir. Çünkü Yüce Allah iki manadan birini kastetmiştir. Şafiiler, kur’un “tuhur” manasına geldiğini söylerken, Hanefiler, hayız manasında kullanıldığını ifade etmişlerdir. Şafiiler, bu kanaate varırken şöyle bir açıklama da bulunmuşlardır: Ayetteki “selase” kelimesinin sonunda müenneslik tası vardır. Bu da madudun müzekker olduğunu gösterir. Bu da ‘hayız’ değil, ‘tuhur’ dur. Dolayısı ile ayetteki kur’ dan maksad tuhurdur derler.

 Hanefiler ise şöyle istidlalde bulunurlar: ayetteki ‘selase’ lafzı hâstır. Ve manaya delaleti kati olacağından, iddet müddeti de eksiksiz tam üç kur’ olacaktır. Tam üç kur’ ise ancak kur’ un hayız olarak kabul edilmesi ile olur. Aynı zamanda kur’un toplanma ve akma manalarını göz önünde bulundurarak, bu kelimeyi hayız manasında almış ve te’vil etmişlerdir. Çünkü, hayız halinde rahimde kan toplanır ve dışarı akar.

4- Müevvel

Müevvel, müşterek lafzın müteaddit manalarından birisi, zanni bir delil ile veya ictihadla diğer manalara tercih edilirse, buna müevvel lafız denir. Bazılarına göre müevvel,sadece müşterekin tercih edilen manalarından biri için değil, aynı zamanda hafi, müşkil, mücmel, zahir ve nassın tercih edilen manaları için de kullanılır. Bu sebeple hafi, müşkil ve mücmelin kapalılığı, haberi vahid, kıyas gibi zanni delille giderilirse, o da müevvel adını alır. Zahir ve nass için de aynı şeyler söz konusudur.

 Kesin bir delille müşterek lafız açıklığa kavuşursa, ona müfesser denir. Mesela, ‘nikah’ lafzı, hem evlilik akdi manasına hem de cinsi münasebet manasına konulmuştur. “… Başka bir eş ile ilişkiye girinceye kadar …”ayetindeki ‘tenkiha’ lafzı vatı’ (cinsi münasebet)  manasına hamledilmiştir. Dolayısıyla bu manada müevveldir.

Müşterekin te’vilinde tutulacak yolda şu esaslara dikkat edilir : lafzın sikasına bakılır. Lafzın siyak ve sibakına bakılır. Ya da müşterek lafızla ilgili diğer delillere bakılır.

 Müevvelin hükmü, hata ihtimali ile beraber, kendisi ile amel etmektir.

5- El-Cem’ul Münekker

Şümulü olmaksızın, sınırsız bir çok fert için bir defada konulmuş lafza münekker cemi denir. Bu tarif içerisine, başlarında harfi tarif bulunmayan cemiler ile, ‘ kavm, rehd’ gibi çokluk ifade eden isimler girmektedir.

Cemiler en az üçü gösterdikleri için, cemi münekkerler de en az üçe ve daha fazlasına şamildir. Fakat şümul, âmda olduğu gibi, sınırsız ve sayısız değildir. Sınırsız ve sayısız olmadığı için, üçten fazlaya olan şümulü meçhul bulunmuştur. Âmm olan kelimelerden tahsis ve istisna yapıldığı halde, bunlardan yapılmaz. Bazılarına göre böyle cemiler ikiye de şamildir. ‘O kişinin birden fazla kardeşi varsa anasına altıda bir hisse…. ’ ayetindeki ‘ihve’ ikiye de şamildir.

Manası Açık Ve Kapalı Lafızlar

1-Manası Açık Lafızlar

Manası açık lafızlar, zahir, nass, müfesser ve muhkem olmak üzere dörde ayrılır. Bunları kısaca izah edelim.

a)  Zahir: Kendisi işitilince manası hemen anlaşılan, açıkça bir manaya delalet eden bir lafızdır ; ancak kelamın sevk ediliş sebebi bu manayı açıklamak değildir.

Mesela, ‘Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkar. Bu onların ‘zaten alış-veriş faiz demektir’ demelerindendir. Oysa Allah alış-verişi helal, faizi haram kıldı. ’ (Bakara:275)  ayeti alım satım ile faiz arasındaki farkı bildirmek üzere inmiştir. Yani bu ayetin sevk sebebi budur. Bu yönüyle nasstır. Fakat bu ayetin ifadesinden alış-verişin helal, faizin ise haram olduğu anlaşılır. Bu yönüyle de zahirdir. Halbuki bu ayet alış-verişin helal, faizin haram olduğunu açıklamak üzere inmemiştir.

“Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Şayet aralarında adaletsizlikten korkarsanız bir tane almalısınız.” (Nisa:3)  ayeti, yetim kızlara iyi ve adaletle muamele edilmesi için sevk edilmiştir. Bu ayetin nüzul sebebi budur ve bu yönüyle nasstır. Fakat bu ayetten şu manalar da anlaşılmaktadır: 1- Dörde kadar kadınla evlenmek caizdir. 2- Aralarında adaletsizlikten korkulması halinde, bir kadınla yetinmek gerekir. İşte bu manalar da zahirdir.

Zahirin Hükmü : Zahir bir lafızla amel etmek vacibtir.

Zahir bir lafız, hâs ve âmm olabilir. Bu yönüyle zahirin te’vil ve tahsise ihtimali vardır. Ayrıca zahir lafız, Hz. Peygamber zamanında neshedilebilir.

b)  Nass : Lügatte nass, söz manasına gelir, genellikle Kur’an ve Sünnet’in lafızlarına da nass denir. Fıkıh usulünde nass, sevk edildiği manaya açıkça delalet eden lafızdır.

Nass, âmm olabileceği gibi has da olabilir. Nass, lafzın manası, zahirden daha açıktır. Zahir lafız ile nass lafız tearuz etse, nass zahire tercih edilir.

Nassın Hükmü:

1-  Nass lafzın gereği ile amel etmek vacibtir.

2-  Nass lafzın te’vile, tahsise ihtimali vardır.

3-  Sadece Hz. Peygamber devrinde neshe ihtimali vardır.

            c) Müfesser : Nass, lafzından manası daha açık olan ve sevk edildiği manaya açıkça delalet eden lafızdır. Mesela : “…Müşrikler nasıl sizinle topyekun savaşa çıktılarsa, siz de müşriklerle topyekun harb edin. ” (Tevbe:36)  ayetinde, “müşrikler”kelimesi, manası açık ve amm bir lafızdır. Fakat tahsise ihtimali vardır. “Topyekun; kaffeten” lafzı zikredilmekle tahsis ihtimali ortadan kalkmış ve müşrikler kelimesi müfesser bir lafız haline gelmiştir.

            “Meleklerin hepsi (küllühüm)  birlikte (ecmeun)  secde ettiler. ” (Hicr:30)  ayetinde ‘melekler’ sözü, manası açık ve amm olan bir lafızdır. Bu kelime ‘küllühüm ecmeun’ lafızları sebebiyle müfesser olmuştur.

            Kur’an’da bulunan salat, zekat gibi mücmel kelimeler, Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır. Böylece bu mücmel kelimeler, müfesser haline gelmiştir. Mesela, “namaz kılın ve zekat verin” (Bakara:43)  ayetindeki salat, “Ben nasıl namaz kılıyorsam, siz de öyle kılın”hadisi ile, zekat da “mallarınızın kırkta birini zekat veriniz”hadisi ile müfesser olmuştur.

Müfesserle amel etmek vacibtir. Müfesser, Peygamberimiz zamanında neshi kabul eder, fakat tahsis ve te’vile ihtimali yoktur.

d)  Muhkem : Muhkem, manasına delaleti müfesserden daha fazla açık olan ve te’vil ve neshi kabul etmeyen bir lafızdır.

Mesela, “Cihad, kıyamete kadar vakit vakit vuku bulacaktır. ”Hadisi muhkemdir. Cihadın kıyamete kadar devam edeceğini ifade etmektedir. Bunun neshe ihtimali yoktur.

Muhkem bir lafzın mana ve hükmü ile amel etmek vacibtir. Bu lafzın nesih, te’vil ve tahsise ihtimali bulunmaz.

Muhkem, tearuz vukuunda, zahir, nass ve müfessere tercih edilir.

2-Manası Kapalı Lafızlar

a)  Hafi:

            Hafi, sigası itibariyle manası açık olduğu halde, arız olan bir sebepten dolayı mütekellimin maksadına delalet hususunda kapalı olan lafızdır. Mesela, ”Erkek hırsız ile kadın hırsızın ellerini kesiniz . . ”ayetindeki “hırsız”lafzı, siga bakımından açıktır. Fakat bu tabir, tarrar (yankesici)  ve nebbaş (kefen soyucu)  ya şamil midir, değil midir? İşte bu hususda ad değişmesi sebebi ile bir kapalılık vardır.

            Cümhur, yankesiciyi ve kefen soyucuyu da hırsıza dahil etmiş ve bunlara had cezasının gerektiğini söylemişlerdir. Ebu Hanife kefen soyucuya hırsızlık cezasının verilemeyeceği görüşündedir.

            Aynı şekilde “Kâtil mirasçı olamaz”hadisinde, ”kâtil”lafzı hafidir. Bu kelimenin, kasden adam öldürene delaleti açıktır. Ancak hataen adam öldürene şamil olup olmadığı hususunda kapalılık vardır. Bazı alimlere göre hataen adam öldüren de katildir. Bu sebeple o da mirastan mahrum olur. Diğer bazı alimlere göre ise “katil”kelimesi, hataen katile şamil değildir. Bu sebeple hataen öldüren mirastan mahrum olmaz.

            Hafi lafız hakkında onu açıklığa kavuşturuncaya kadar araştırma ve tetkik yapmak ve araştırmanın neticesinde varılan hükme göre amel etmek vacibtir.

            b)  Müşkil

            Müşkil, manasında kapalılık bulunan veya birden fazla manaya geldiği için hangi manaya delalet ettiğinde kapalılık bulunan lafızlara denir. Hafide kapalılık, lafzın bizzat kendisinden değil, lafzın tatbik sahasının şümulünden ileri gelmektedir. Müşkilde kapalılık ise, lafzın bizzat kendisinden doğmaktadır. Bununla hangi mananın kastedildiği bilinmez, ancak harici bir delil ve karine ile manası anlaşılabilir. Müşkil için müşterek kelimeleri misal olarak verebiliriz. Mesela : “Kadınlarınız sizin (evlat yetiştiren)  tarlalarınızdır. O halde tarlanıza istediğiniz gibi gelin” (Bakara:288) , ayetinde, “enna”lafzı müşkil bir lafızdır. Bu kelime, hem “eyne”ve hem de “keyfe” manalarını ifade eder. Alimler araştırma neticesinde, buradaki “enna”lafzının, ”keyfe-nasıl”anlamına kullanıldığını tesbit etmişlerdir.

            Müşkilin hükmü, müşkil lafızdan kastedilen mananın ne olduğunu gösteren delil ve karineleri araştırıp tetkik etmek, tetkikin neticesine göre amel etmektir.

            c- Mücmel :

            Mücmel, söyleyen tarafından tefsir ve izah olunmadıkça manası anlaşılmayan kapalı bir lafızdır. Ahkam, ayetlerinin ekserisi mücmeldir. Bu mücmelleri Peygamberimiz açıklamıştır. Mesela namaz, zekat, talak lafızları böyledir.

            Mücmel lafız söyleyen tarafından açıklanıncaya kadar beklemek, kafi derecede açıklama yapılmadığı zaman da muradın ne olduğunu düşünmek ve araştırmak gerekir. Mesela,mücmel lafız, söyleyen tarafından tam olarak açıklanırsa müfesser adını alır ve onunla amel etmek vacib olur.

            d- Müteşabih :

Bu, manası kapalı olan, Kitab ve Sünnet’te tefsirine rastlanmayan ve manası sadece Allah tarafından bilinen lafızlardır. Mukattaa harfleri, müteşabihe misal olarak verilebilir. Aynı şekilde “Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. ”ayetindeki “yed=el”de müteşabihtir. İlk müfessirler müteşabih ayetlerin manasını Allah’a havale ederken, müteehhırin uleması bunları te’vil etmişlerdir.

Nasslar üzerinde yapılan araştırmalar neticesinde, ahkam ayetleri içerisinde, müteşabih olanın bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

 

Kullanıldığı Yer Ve Hale Göre Manaları Değişen Lafızlar

Lafız, konulduğu lügat manasında yahud başka manada kullanılışı itibariyle dört kısma ayrılır. Bunlar Hakikat, Mecaz, Sarih ve Kinayedir. Bu lafızları kısaca izah edelim.

a- Hakikat: Hakikat, vaz’olunduğu ve tahsis edildiği manada kullanılan lafızdır. Bu hakikat, lügavi, şer’i, örfi, ıstılahi olabilir.

1-Lügavi hakikat: Bu, konulduğu lügavi manasında kullanılan lafızdır. Kamer (Ay) , nücum (yıldızlar) , şems (güneş)  gibi. Lügat itibariyle bu lafızlar hepimizce malum parlak gök cisimleri için kullanılır.

2-Şer’i hakikat: Bu, şer’i manasında, başka bir ifade ile Şari’in kast ettiği manada kullanılmış lafızdır. Hac, salat, zekat gibi lafızların malum ibadetler için kullanılması gibi. Aynı şekilde talak, hul’ gibi lafızların hukukta konulduğu manalarda kullanılması da bu kabildendir.

3-Örfi hakikat: Bu lafzın manaya konulması halkın örfü, adeti ve kullanılması sonucu olur. Bu, örf adet umumi bir örf olabileceği gibi bir meslek erbabına yahut özel bir ilme mahsus da olabilir.

Mesela, “es-Seyyare”lafzı, umumi Örfde bildiğimiz nakil vasıtası (otomobil, otobüs)  için kullanılır. “ed-Dabbe”lafzı, aslında kaç ayaklı olursa olsun, hayvan manasına geldiği halde, umumi Örfde dört ayaklı hayvan için kullanılır.

İlim ve meslek sahipleri kendilerine mahsus ıstılahlar kullanırlar. Mesela, İslam Hukukçularının kullandığı, fıkıh, istihsan, akid, fesih, butlan lafızları, Kelamcıların kullandıkları, cevher, araz gibi kelimeler; Nahivcilerin kullandığı, ref’, nasb gibi kelimeler hususi örfe birer misaldir.

Hakikat ile üç hüküm meydana gelir;

1-Hakikat, lafzı için konulan mananın sabit olmasıdır. Söyleyen, bu manayı kastetsin veya kastetmesin müsavidir. Bu lafız amm, has, emir, nehiy olabilir. Mesele, “Ey iman edenler, rüku ve secde ediniz”emre örnektir. “Zinaya yaklaşmayın”nehye örnektir.

2-Hakikat, lafzı için konulan mananın bu lafzından ayrılmamasıdır. Mesela, baba (eb)  kelimesi, baba manasını ifade etmez diyemeyiz.

3-Hakikat, mecaza tercih edilir. Mecelle’de “Kelam da aslolan manayı hakikidir”kaidesi bunu ifade eder.

b-Mecaz: Lafzın ilk konulduğu mananın, bir alaka, bir münasebet dolayısıyla onun dışındaki bir manada kullanılmasına mecaz denir. Yani konulduğu ilk manadan başka bir manada kullanılan lafza mecaz denir.

Alakadan maksat, lafzın hakiki manası ile, kullanıldığı ikinci mana arasında, lafzı işitende meydana gelen zihni bir irtibat ve bağdır. Şecaatli bir insan için, “aslan”denilmesi gibi. Buradaki alaka, aslan lafzının asli ve hakiki manasıyla lafzın kullanıldığı bu ikinci manayı bağlayan mana, şecaattir.

Karineden maksat, konuşanın, lafzın hakiki manasını söylemek istemeyip mecazi manayı ifade etmek istediğini göstermeye yarayan alamet ve işarettir.

Mecazın hükmü, lafız hakkında mecazi mananın sabit olması ve hükmün bu manaya taallukudur. Mesela, “Yahut kadınlarınıza dokunduğunuzda” (Nisa:43)  ayetinde dokunma, mecazi olan cinsi münasebet manasınadır. Hakiki manası olan, el ile dokunma manasına değildir.

Hakiki mananın anlaşılması mümkün ise mecazi manaya itibar olunmaz.

c-Sarih: İster mecaz olsun ister hakikat olsun, bir lafız kendisinden kastedilen mananın çokça kullanılmasından dolayı açık olursa, ona sarih denir.

Hakikat nevinden sarihe misaller: Kocanın karısına ‘sen boşsun’ şeklinde söylediği sözü, şer’i bakımdan bir hakikattir. Nikahın izalesinde de sarih bir tabirdir. Bey, İcare, hibe, vakıf sözleri de, sarih, şer’i hakikat manasındandır.

“Şu tencereden yemem”, “Bu ağaçtan yemem”gibi sözler de sarihin mecaz kısmındandır. Çünkü bunlardan maksat, “Şu tencerede pişen yemekten yemem”, “Bu ağacın meyvesinden yemem”demektir. Bu lafızların, bu maksatları ifade etmeleri çok kullanılmalarından dolayı açıktır.

Sarihin hükmü, niyete bakılmaksızın, mucebinin yani gereğinin sabit olmasıdır.

d-Kinaye:Lügat manası, örtmek ve gizlemektir. Bir şeyi söylerken onunla başka bir şey kastetmektir.

Istılahta kinaye, kendisinden kast olunan mana, az kullanılmasından dolayı kapalı olan ve gerçek manası ancak bir karine ile anlaşılan lafızdır.

Usul alimlerince kinayeler, birer hakikat olabileceği gibi birer mecaz da olabilir. Şöyle ki, terkedilmiş hakikatler, kinayeden olduğu gibi, herkes tarafından bilinen, meşhur olmayan mecazlarda kinayeden sayılır. Mesela, kocanın karısına talak niyetiyle, “İpin boynunda, istediğin yere git”, “Ailene dön”, “İddetini bekle”, “Rahmini temizle”, “Sen haramsın”gibi sözler söylemesi böyledir. Bu ifadeler talak (boşama) dan kinayedir.

Kinayenin hükmü, muktezasının ve mucebinin ancak niyet veya halin delaleti ile sabit olması, niyet ve halin delaletinin yokluğunda sabit olmamasıdır. Mesela, bir kimse karısına, “sen bainsin”dese, bu söz şer’i ve usuli bakımdan kinaye sayılır. Şöyle ki, “bain”lafzı, fırkat ve ayrılık manası olan “beynunet”kelimesinden türemiştir. Bu sözün manası şudur: “sen ayrısın, aramızda ayrılık hasıl oldu”. Bu ayrılık maddi olduğu gibi manevi de olabilir. Evden, şehirden ayrılmak maddi bir ayrılıktır. Nikah bağının kopup ayrılması manasındaki ayrılık ise, manevi bir ayrılıktır. İşte bu ikinci mana için ifade kapalıdır. Burada kişinin niyeti ve halin delaleti önemli bir rol oynamaktadır.

 

Delalet Yönünden Lafızlar

Manaya delaleti yönünden lafızlar dört kısma ayrılır. Bunlar, nassın ibaresi, nassın işareti, nassın delaleti ve nassın iktizasıdır.

 

A-Nass’ın İbaresi:

Nassın ibaresi, lafzın kendi sigasından derhal anlaşılan manaya delaletidir. Buna “nassın harfi manası”da denir. Bu cümledeki kelimelerden anlaşılan manadır, nass bu hüküm için sevk edilmiştir. Nassın ibaresi, zahir, has, müfesser, muhkem, amm, has olabilir. Mesela, “Namaz kılın, zekat verin” ayeti, ibaresiyle namaz ve zekatın farzıyyetine delalet etmektedir. Nass, bu hükmü ifade etmek üzere sevk edilmiştir.

“Allah alış-verişi helal, faizi haram kıldı. ”Ayetinin ibaresi iki manaya delalet etmektedir ;

a) Alış-veriş ile faiz arasında bir fark vardır. İlk kast olunan mana budur.

b) Alış-verişin helal, faizin haram olduğudur. Nassın bizzat ibaresinden bu mana da anlaşılmaktadır.

B- Nass’ın İşareti:

            Nassın işareti, nassın ibaresinin dışında delalet ettiği şeydir. Ve ibarenin bir neticesi olarak meydana gelir. Yani kelamdan anlaşılır, fakat bizzat ibareden elde edilmez. Nass, bu hüküm için sevk edilmemiştir. Mesela:

            1-“Ey iman edenler, birbirinize belli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızda bir katib adaletli yazsın” (Bakara:283)  ayeti, yazılı vesikanın bir delil olduğuna işarettir.

            2-“Annelerin maruf vechile (örf adete göre) yiyeceği, giyeceği, çocuk kendisinin olan (baba) ’a aittir. ” (Bakara:233)  ayeti, çocuğun nesebinin babaya ait olduğuna işaret etmektedir.

            3-“İş hususunda onlarla müşavere et” (Al-i İmran:159)  ayeti, ibaresiyle devlet idaresinin şura esasına dayandığına delalet etmektedir. Bu ayet işaretiyle, şura üyelerinin de yetiştirilmesinin gereğini ifade etmektedir.

            C-Nass’ın Delaleti:

            Nassın delaleti, mantukun yani nassda zikredilen şeyin hükmünün müşterek illet sebebiyle, nassda zikri geçmeyen şey hakkında, sabit olduğuna delalet eden bir lafızdır.

            Buradaki illet, tetkik ve ictihada ihtiyaç duyulmadan, lafzı duyan herkes tarafından hemen anlaşılabilir. Bazı fakihler, nassın delaletine, “mefhumul-muvafakat, fehval-hitab”adını vermişlerdir. Çünkü delalet ile çıkarılan hüküm ile, ibareden anlaşılan hüküm arasında bir uygunluk bulunmaktadır.            Misaller:

            1-“Anne-Babana öf (bile)  deme” (İsra:23) , ayeti, ibaresiyle, ana-babaya öf demenin haramlığına delalet etmektedir. Öf demekle ana-babaya eziyet edilmiş olur. Onlara öf demek haram olursa, onları dövmek, sövmek evleviyetle haram olur. Çünkü öf demenin haram oluşunun illeti, ezadır. Sövmek ve dövmekte de eza bulunmaktadır. O halde onlarda haramdır. İşte bu nassı işiten herkes, ictihad ve tetkike gerek duymadan, ana-babayı dövmenin ve onlara sövmenin haram olduğu hükmüne varabilir.

            2-“Gerçek yetimlerin mallarını haksız (ve haram)  olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar” (Nisa:10) , ayeti, ibaresiyle haksız olarak yetimlerin mallarının yenmesinin haramlığını ifade etmektedir. Ayetten nassın delaleti ile anlaşılmaktadır ki, yetimlerin mallarının yakılması, dağıtılması, telef edilmesi de haramdır.

            D-Nass’ın İktizası

            Nassın iktizası, kendisi olmadan nassla amel edilmesi mümkün olmayan, nassın hüküm ifade edebilmesi için, nassta takdir olunması şart olan bir fazlalıktan ibarettir. Mesela:”Analarınız, kızlarınız. . size haram kılındı. ” (Nisa:23) , ayetinde anne ve kızların haram kılındığı ifade edilmektedir. Haddizatında haram kılınan anne ve kızlar değil, onlarla nikahlanmadır. Şu halde ayetin manası şöyledir:”Analarınızın, kızlarınızın nikahı …size haram kılındı. ”

            Yine:”Ölü, kan, domuz eti… size haram kılındı. ” (Maide:3) , ayetinde ölü, kan, domuz etinin haram ılındığı ifade edilmektedir. Haddizatında haram kılınan ölü, kan, domuz eti değil, bunların yenilmesi, satılması vs. dir.

            “Ümmetimden hata, nisyan ve zor karşısında yaptıkları şeyler kaldırıldı. ”hadisinde, ümmetten hata ve nisyanın kaldırıldığı ifade edilmektedir. Haddizatında ümmetten kaldırılan hata, nisyan değil, hata ve nisyan ile yapılan bir işten meydana gelen günah ve sorumluluktur.

 

Deliller Arasında Tearuz (Karşılaşma)  Ve Çözüm Yolları

            Tearuz eşit kuvvette iki şer’i delilden birinin, bir mesele hakkında gerektirdiği hükmün, diğer bir delilin, aynı mesele hakkında gerektirdiği hükme aykırı olmasına denir. Mesela, iki delilden biri müsbet, diğeri menfi bir hüküm ifade edebilir. Aynı şekilde bir delil bir konuda helal, diğer bir delil ise haram hükmü ifade edebilir. Bu durumda usulcüler bazı prensibler ortaya koymuşlardır. Bunlar özetle şöyledir:

            1- Nüzul ve vürud tarihleri bilinirse tarihleri sonra olan önce olana tercih edilir. Hangisinin önce olduğu bilinmezse diğer delillere bakılır.

            2- Kitab ile Sünnet arasında tearuz olursa, Kitab tercih edilir.

3- İki hadis arasında tearuz olursa meşhur olanı, olmayanına tercih edilir.

            4- İki haberi vahid tearuz ederse, ravisi fakih olan olmayanına tercih edilir.

            5- Şayet iki delilin metinleri arasında tearuz (karşılaşma)  olursa; nass zahire, müfesser nassa, muhkem müfessere, hakikat mecaza, sarih kinayeye, nassın ibaresi nassın işaretine, nassın işareti nassın delaletine, nassın delaleti nassın iktizasına tercih edilir.

            6- Bir konuda aynı kuvvette iki delil bulunursa, aralarında da tearuz olursa ikisi de delil olmaktan çıkar. Meseleyi isbat için başka delile bakılır.

            7- İki Sünnet arasında tearuz olur da aralarını telif etmek mümkün olmazsa dört halifenin tatbikatına veya Medinelilerin ameline bakılır.

            8- Sahabe kavilleri arasında veya bir sahabinin iki kavli arasında tearuz olursa araştırılır, kuvvetli bulunan görüşle amel edilir ya da kıyasa gidilir.

            9- Herhangi bir hâdise hakkında delillerin çokluğuna değil, delillerin kuvvetine bakılır. Bir kuvvetli delil birçok zayıf delile tercih edilir.

            Tercih konusunda fıkıh usulü kitaplarında daha detaylı bilgi vardır. İlgilenenlerin o kitaplara müracaatı tavsiye olunur.