İslamiyat

Namazın Farzları

Tarih: 6 ay önce

Namazın farzları on ikidir.  Bunlardan altısı namaza başlamadan önce bulunması gereken farzlardır.  Bunlara “namazın şartları” denir.  Diğer altısı da namaza başlamakla birlikte bulunması gereken farzlardır.  Bunlara da “namazın rükünleri” denir.  Şimdi bunları sırasıyla görelim: 



Namazın şartları: 


1 - Hadesten Tahâret: Abdest almak.  Gerekiyorsa gusletmek. 


2 - Necâsetten Tahâret: Namaz kılanın bedeni, elbisesi ve namaz kıldığı yer maddi pisliklerden temiz olmalıdır. 


3 - Setr-i Avret: Avret yerleri, erkek ve kadın vücudunda örtülmesi farz olup başkalarına gösterilmesi harâm olan yerlerdir.  Erkeklerde avret yerleri, göbekten diz kapağının altına kadardır.  Kadınlarda namaz için avret yüz, el ve ayaklar dışında bütün vücuttur.  Avret sayılan âzanın dörtte birinden az olan açılmalar, namazı bozmaz.  Dörtte birin üzerindeki açılmalar namazı bozar.  


Örtünecek kadar elbise bulamayan kimse, namazını ayakta veya oturup ayaklarını kıbleye uzatarak îma ile kılar.  Oturarak kılması daha faziletlidir.  


4 - İstikbâl-i Kıble: Kıbleye yönelmektir.  Kıple, Kâbe'nin üstünden ta Arş'a, altından ise Ferşe kadar uzanan nuranî bir sütun sayılır.  Bu sebeple kişi seviye olarak ister uçağın içinde Kâbe'nin üstünde olsun, isterse yerin dibinde Kâbe'nin altında bulunsun, bu yöne yönelerek namazını kılar.  Kıbleyi bilmeyen kimse, sorup araştırmalıdır.  Başkasından öğrenme imkânı yoksa, kendisi araştırma yapar ve kıble ciheti olduğuna kanâat getirdiği yöne doğru namazını kılar.  Sonra yanıldığını bilse bile kaza etmez. 


5 - Vakit: Kılacağı namazın vakitinin girmesi gerekir.  


6 - Niyyet.  Niyet, kalbin bir şey'e karar vermesi, ne yaptığını düşünmeksizin bilmesi demektir.  Namazda niyet ise, Allah rızası için hangi namazı kıldığını içinden bilmektir.  Niyet kalbin iştir.  Bununla beraber dil ile söylenmesi gerekmez ama söylenmesinde bir beis yoktur.  Farz namazlarda namazın hangi vaktin namazı olduğunu belirlemek şarttır.  Niyetin iftitah tekbirine yakın olması efdaldir.  Daha önce de niyet edilebilir.  Yeter ki niyet ile tekbir arasında yemek - içmek, konuşmak gibi namaza yabancı bir iş yapılmasın.  


Cemaatle namaz halinde imama uyanın, namaza niyetle beraber imama uymaya da niyet etmesi lâzımdır.  Meselâ: "Bugünkü öğle namazının farzını kılmaya niyet ettim.  Uydum hazır olan imama" denir.  Cemaatin imama uyma niyeti, imamın “Allâhu Ekber” diye namaza başlamasından sonra olmalıdır.  İmam Fâtihayı bitirmeden tekbir alıp imama uyan kimse, iftitah tekbirinin sevabına kavuşmuş olur.  


Namazın rükünleri, yani içindeki farzları şunlardır: 



1 - İftitah Tekbiri: Namaza tekbir ile, yani “Allâhü Ekber” denilerek başlanır.  Bu tekbire “iftitah”, yani “namaza başlama tekbiri” denir.  Bu tekbire “Tahrime” de denir.  Çünkü namaza Allâhü Ekber sözüyle başlandığı ve bundan sonra namazdan çıkana kadar yeme, içme, dünyevî konuşma ve çalışmalar haram kıldığı için, iftitah tekbirine bu isim verilmiştir.  İmama uymak üzere alınan iftitah tekbîrinin ayakta olması ve imamdan sonra alınması şarttır.  


2 – Kıyam: Namazda ayakta durmak demektir.  Farz ve vâcib namazlarda ayakta durmak farzdır.  Bir zaruret olmadıkça farz namazlar hayvan üstünde, hareket hâlindeki araba içinde kılınmazlar.  Hareket hâlindeki bir gemi içinde, bütün namazlar oturarak kılınabilir.  Fakat ayakta kılınması efdaldir.  Uçuş hâlindeki bir yolcu uçağı, hareket hâlindeki gemi gibidir.  


Ayakta durmaya mâni ciddî bir mazereti olan kimse, namazı oturarak kılabilir.  Bir müddet ayakta durmaya gücü yeten kimse, o miktar ayakta durmalı, sonra oturmalıdır.  Hattâ sadece iftitah tekbîrini ayakta almaya iktidarı olan, tekbîri ayakta alır ve sonra oturur.  


Sünnet ve müstehab namazlar, bir özür olsun olmasın oturarak kılmak câizdir.  Efdal olan ise ayakta kılmaktır.  Bundan sadece sabahın sünneti ve  teravih namazı müstesnadır.  


3 – Kırâat: Namazda ayakta iken Kur'an-ı Kerîm'den bir miktar âyet okumaktır.  Okunan Kur'an, namaz kılanın kendisi işitecek derecede hafif/gizli bir sesle harfler yerinden çıkarılarak okunmalıdır.  Buna “hafî/gizli kırâet” denir.  Tamamen kalbden geçirilerek dil dudak deprenmeden yapılan bir okuma kırâet sayılmaz.  Böyle bir okuyuşla kılınan namaz sahih olmaz.  


Namazda en az bir âyet miktarı Kur'an okumak farzdır.  Ancak âyet iki veya daha çok kelimeli olmalıdır.  Tek kelimeli âyetle namaz sahih olmaz.  Fâtiha sûresini ve arkasından en az 3 âyet okumak ise, vâcibdir.  Âyete'l-Kürsî gibi uzun bir âyetin bir kısmını bir rek'atta, diğer kısmını da diğer rek'atta okumak, câizdir.  Kur'an'dan namaz câiz olacak kadarını ezberlemek, her müslümana farz-ı ayndır.  Fâtiha ve bir sûre hıfzı vâcib, tüm Kur'an'ın ezberlenmesi ise, farz-ı kifâyedir. 


Farz namazların sadece ilk iki rek'atında kırâet farzdır.  Üç ve dördüncü rek'atlarda kırâet farz değildir.  Nâfileler ve vitrin her rek'atında kırâet yapılır.  


İmama uyan kimseye kırâet gerekmez; Kur'an okumadan imamı dinler, imam gizli okuyorsa, sükût edip bekler.  


4 – Rükû:  Avuç içlerini diz kapaklarına yapıştırarak iki büklüm olmaktır.  Sünnete uygun rükû, vücudun yukarı kısmını, baş dik olarak yere paralel şekilde öne doğru eğmektir.  Ayaklar kırılmaksızın dik tutulur.  Eller dizlere konur ve kavranır.  Bu arada baş ile arka düz halde bulunmalıdır.  Hanımların tam rükû'a varmaları gerekmez.  Rükû'a yakın bir şekilde eğilmeleri kâfidir.  Bu tesettüre daha uygundur. 


Oturarak namaz kılan kimse ise, rükû' ederken, alnı dizlere paralel olacak kadar sırtını eğer.  Kanbur kimselerin sadece başlarını eğmeleri kâfidir.  


İmama rükû'da iken yetişip tekbir alarak rükû'a varan kimse, o rek'atı imam ile kılmış sayılır.  İmama rükû'da yetişen kimse, iki tekbir getirmek zorunda değildir.  Allâhü Ekber diyerek namaza girer ve hemen rükû'a eğilir.  Bu tekbir ile hem iftitah, hem de rükû' tekbirini almış olur.  Rükûda en az bir kere “Sübhâne Rabbiye'l-Azîm” denilir.  Ortası üç, efdali 5, ekmeli 7 kere tesbih okumaktır.  


5 – Sücûd: Burnu, alnı, elleri, dizleri ve ayak parmaklarını yere koymak suretiyle secde etmek demektir.  Her rek'atte iki kere secde etmek farzdır.  Secdede en az bir kere “Sübhâne Rabbiye'l-A’lâ” denilir.    Ortası üç, efdali 5, ekmeli 7 kere tesbih okumaktır.  İmam olan zat, usandırıp bıktırmamak için cemaatın rızası olmadan üçten fazla tesbihte bulunmamalıdır.  Secde çok faziletli bir kulluk gösterisidir.  Hadîs-i şerîf'te: "Kulun Allah'a en yakın olduğu an, secdedeki hâlidir" buyurulmuştur.  


6 - Ka'de-i Âhire: Namazın son rek'atında, secdelerden sonra oturmak demektir.  Namaz kılarken ikinci ve dördüncü rek'attan sonra oturmaya ka'de denir.  Üç rek'atlı olan akşam ve vitir namazlarında ise, ikinci ve üçüncü rek'atlardan sonra oturulur.  İkinci rek'attan sonraki oturuşa ka'de-i ûlâ (ilk oturuş), üçüncü veya dördüncü rek'attan sonraki oturuşa da ka'de-i âhire (son oturuş) denir.  


İlk oturuş vâcib, son oturuş ise farzdır.  İki rek'atlı namazlarda ise, ikinci rek'atın sonundaki oturma, haliyle son oturuş olur.  Oturuşun farz olan miktarı, teşehhüd, yani “ettehıyyâtü” okuyacak kadarki müddettir.  


Oturuşlarda, sol ayak yan yatırılıp üstüne oturulur.  Sağ ayak ise, parmakları kıbleye doğru yöneltilerek dikilir.  Ellerin parmakları tabiî şekilde uyluklar üzerine konur.  Dizler tutulmaz.  Vücud dik tutularak kucağa doğru bakılır.  Kadınlar ise, her iki ayağını da sağa doğru yatırarak otururlar.  


 Namazda Ta'dîl-i Erkân 


Namazda ta'dîl-i erkân demek, namazın kıyâm, rükû', sücûd gibi her bir rüknünün hakkı verilerek sükûnet, vekar, huzur ve itmi'nân içinde yerine getirilmesi, yersiz acelecilik gösterilmemesi demektir.  Meselâ rükû'dan kalktığında vücud dimdik hâle gelmeli, en az bir kere "sübhânellah” diyecek kadar ayakta durup ondan sonra secdeye varmalıdır.  Her iki secde arasında da böyle bir tesbih miktarı durmalıdır.  Yoksa rükû'dan tam doğrulmadan secdeye varmak, birinci secdeden sonra tam doğrulmadan ikinci secdeye gitmek ta'dîl-i erkâna zıddır.  


Namazda ta'dîl-i erkâna dikkat etmek, Ebû Yûsuf'a göre, namazın bir rüknüdür, farzdır.  Riayet edilmemesi hâlinde namaz fâsid olur, yeniden kılınması gerekir.  


İmam-ı A'zam ve İmam-ı Muhammed'e göre ta'dîl-i erkân vâcibdir.  Buna riayet edilmemesi hâlinde sehiv secdesi gerekir.  Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha evlâdır, iyidir.  Böylece ihtilâftan kurtulunmuş olur.  


Bazı hadîs-i şerîflerde şöyle buyrulur: 


"İnsan namazını güzelce kılar, rükû' ve secdelerini tam ve itidâl üzere yaparsa, namaz ona şöyle der: "Sen beni nasıl koruduysan, Allah da seni korusun. " Şâyet namazı kötü kılar, rükû' ve secdelerini eksik ve noksan yaparsa, bu sefer şöyle der: "Sen beni nasıl zâyi ettin ise Allah da sana öyle yapsın. " 


"Sizden biriniz namaz kıldığı zaman dünyaya vedâ eder gibi  kılsın. " 


"Size namaz hırsızından haber vereyim mi?" 


"Ver, yâ Resûlâllah!" 


"Namaz hırsızı, namazın rükû'unu, sücûdunu noksan yapan, hakkıyle yerine getirmeyen kimsedir. "