Dostlar Paneli
Bizim de hayatta dostlarımız var çok şükür. Kimisi meslekten, kimisi meşrepten, kimisi de başka başka işlerden veya memleketlerden. Haklarına hukuklarına tam riayet edemesek de onları sever, sayar, imkân buldukça ziyaret ederiz. Gördüğümüzde sevinçten içimiz titrer, göremediğimiz zamanlar uzarsa bu sefer de özleriz. Bazen dilimiz, bazen hal ve tavrımız, bazen de yaptıklarımızla onları ne kadar sevdiğimizi söyleriz. Bu sözler muhabbeti artırmaya vesiledir. Sitemizde yazma da bir çeşit sevgiyi ifade biçimidir. Keşke bütün dostlarımızı biz ya da onlar ölmeden önce yazabilsek. Keşke dostlarımızın kaleminden kendimizi okuyabilsek diye düşünüyorum. 
 
“Dostlar” sitemizin en fazla okunan köşesidir. Bunu içindeki sayaçtan biliyorum. Böyle olacağını da insan tabiatının magazine meraklı oluşundan ötürü az çok kestiriyordum. Hatta bir itirafta bulunayım; sitemizdeki “Dostlar” bölümünü doğrusu ben de seviyor ve zaman zaman “kendim yazdım” demeden okuyorum. Bu yüzden hem değerlerimizi tanıtmak, hem sevgilerimizi sunmak, hem de gelecekte bu şehrin veya bu dünyanın tarihini, ricalini bilmek, tabakatını yazmak isteyenlere belge bırakmak, hem de sitemize zevkle okunan yazılar yazmak istedim. 

Dostlarımız hakkında bütün bildiklerimiz bu yazdıklarımız kadar değildir elbette. Bunun çok sebepleri vardır. Birinci sebebi, uzun uzun yazmanın zahmetidir. Bir sebebi de ilkelerimizdir. Bu “dostlar” köşemizin temel ilkesi, olumsuzlukları yazmamak, dedikodu yapmamak, gönül kırmamaktır. Yapıcı ve barışçı olmak istiyor, kırıcı ve yıkıcı olmak istemiyoruz. O yüzden sevgili dostlarımızın kendilerinin bildiği gibi bizim de bildiğimiz, başkalarının da bildiği tövbesi yapılmış, özrü dilenmiş, acısı çekilmiş bazı kötü veya nahoş hal, huy ve olayları yazmayacağız. Ne gereği var bunların? Bundan dolayı varsın verdiğimiz bilgiler eksik olsun, varsın amacımızı anlamayanlar kınasın bizi. 

Bu köşeye bakanlar “bütün dostların bu kadar mı? Hepsi bu kadarsa, doğrusu yalnız bir adammışsın” diyebilirler. Doğrudur, bir yanımla “münzevî” bir adamım ben. Yaptığım psikolojik analizlerimde “içe dönük” bir karakter yapımın olduğunu biliyorum. Lafı şuraya getirmek istiyorum: Dostlarım az ise de hepsi bu kadar olduğu söylenemez. Başka dostlarım da vardır ama biraz benim kitap yazma meşguliyetim, biraz da üşengenliğim, ancak bir vesile ile dile getirilmeyi gerektirenleri yazabilme imkânı veriyor. Eğer tembelliğimi yenebilirsem, daha sırada nice yazmayı bekleyen dostlarım var. Onları da bir gün yazarız inşallah. 
 
Belki bir gün gelir bu yazılar kitap halinde basılırlar. Böyle olursa Maraş kültürüne katkı sağlar herhalde. Kim bilir, belki de Maraş üstüne yazılanları toplayıp kitaplaştıran dostların dikkatini çekebilir. “Bir iyilik de şu kardeşimize yapalım” diyerek himmet edip ilgili fotoğraflarıyla beraber  koyarız bastırabilirler. Bunu kim yaparsa, haklarımız saklı kalmak kaydıyla, şimdiden iznimizi ve teşekkürümüzü almış olurlar.

 
Dostluk Üstüne 

“Dost” bize Farsçadan geçme bir kelimedir. Anlamı, gönülden seven ve sevilen, içtenlikle güven veren ve verilen, samimiyetle ilgi duyan ve duyulan, her zaman beraberliğinde iyi anlaşılan, yokluğunda ise özlenen insan demektir. Hayvanlar için de kullanılır. Mesela köpekler için “insan dostu” derler. Bunu hak eden hikâyelerini de duyarız zaman zaman.
Bu manada Mevla için de mecazen “dost” denir. “Bir post bir dost” derken o kast edilir. Sımsıcak, ipek gibi yumuşak bir kelimedir dost. Âşık Veysel’in dediği gibi hatırlayan kişidir: 

"Ben giderim adım kalır / Dostlar beni hatırlasın"  

Erkek veya kadının evlilik dışı ilişki kurduğu kimse için de kullanılır bu kelime ama biraz kötüye kullanma vardır orada, o anlamda “dost” kelimesi biraz istismar kokar.
Dost sevilen ve güvenilen insan olunca, ondan gelen sözler eleştiri de olsa, eksikliklerimiz çekinmeden söylense de, onlara değer vermeli insan. Dikkate almalı. “Dost dostun ayıbını yüzüne söyler”.  Bu yüzden bazen “dost acı söyler”, ama “doğru söyler”. Senin iyiliğini isteyen “dost ağlatır, düşman güldürür.” Sakın aldanma ve özden sevenle yüzden güleni bir tutma. “Dost başa” bakar. Özellikle de dile dikkat etmeli. Bu yüzden dosta karşı güler yüzlü, tatlı dilli, anlayışlı ve uyumlu olmak gerekir. Maddi temizlik, manevi temizliğin bir ölçüsü olduğundan unutmamalı; “dost başa, düşman ayağa bakar.”

Dostluk fedakârlık ister, tahammül ister. “Dost dostun eyerlenmiş atıdır”derler. Yani gerçek bir dost, arkadaşının sıkışık zamanında yardımına koşmaya hazır durumdadır. Dost maldan daha çok sevilmeli. O yüzden mal dostluğa harcanmalı ama dostluk mal için asla harcanmamalıdır. Dostluk bu gibi hukuku gerektirdiğinden, bunun hakkını veremeyecek olanlar, “ dostlar alışverişte görsün” diye yeni dost edinmeye kalkışmamalıdırlar. Bu gibilere “dost ile ye, iç alışveriş etme” denir. Çünkü alışverişte iki taraf da kendi çıkarını düşündüğünden iki dost arasındaki bu işlem dostluğu bozabilir. Dostluk olan yerde kâr ve kazanç düşünülmez. Bu yüzden “her yüze gülen dost değildir.” “Dost kara günde belli olur.” Çünkü “dostun attığı taş baş yarmaz”, ama “dost kazığı” çok acı olur. 

Hayatta dostları çoğaltmak, düşmanı azaltmak lazımdır. “Bin dost az, bir düşman çoktur.” Senin “can dostun” kadar “baba dostu” da önemlidir, hak ve hukuku korunmalıdır. Eş dost da senin sadece “iyi gün dostu” değil, aynı zamanda “kara gün dostu” olmanı da bekler. 

Velhasıl hayatta “dost canlısı” olmak, “kadim dostların”, “yakın dostların” kıymetini bilmek gerekir. Böyle güzellikler “dostlar başına” olsun. Cümle kötülükler de “ dostlar başından ırak” olsun.
Dostlarımız