ABDÜLMELİK FIRAT

Hepimizin Başı Sağolsun

 

Gülay Göktürk “Kürt halkının başı sağ olsun” demiş Abdülmelik Fırat için yazdığı yazısının sonunda. “Ayıp etmiş” demeyeceğim, ama dikkatsiz davranmış. Oysa kendisi de üzülmüş bizim gibi. Doğrusu, hepimizin başı sağ olsun.

 

Onu ilk defa Meclis kürsüsünde yemin ederken metnin dışına çıkınca kopan fırtınada gördüm desem caizdir. Sonra katıldığı TV. toplantılarında dikkatimi çekti. Demek bu adam şeriat için kıyama kalkmış Şeyh Said’in torunuydu…

 

Onu her zaman kılık kıyafeti düzgün, bilgi,  tecrübe ve zaman biraz hüzün dolu konuşmalarıyla, o oturaklı, yer yer okuduğu ayet ve hadislerdeki telaffuzu gayet yerinde konuşmalarıyla bir beyefendi adam olarak tanıdım ve sevdim, tabi ki daha çok da dedesi yüzünden hep ilgi duydum.

 

Yakında kaybettiğimiz bu bilgi, erdem ve acı dolu adamın  hüzünlü hayat hikayesi kısaca şöyle:

 

Abdülmelik Fırat (d. 1934 Erzurum - ö. 29 Eylül 2009 Ankara)

Diyarbakır Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu mezunudur.

Babası Şeyh Şahabettin, Şeyh Saidin yeğeni, aynı zamanda onun kızı Ayşan Hanım ile evliydi. 1925deki isyanın ardından Şeyh Sait ve pek çok yakını idam edildi. Ailenin hayatta olan mensupları da sürgüne gönderildiler.

 

Sürgüne gönderilenler, 1929un Mart ayında Takrir-i Sükun Kanununun kaldırılmasıyla memleketlerine geri dönebildi. Ancak topraklarına el konulmuştu. Tekrar gidip yerleşmelerine izin verilmiş, fakat araziler resmen verilmemişti.

 

Bu arada Soyadı Kanunu çıkarılmış, Şeyh Said ailesinin bir kısmına sürgünde Fırat soyadı verilmişti. Ancak Aile 1935de ikinci kez sürgüne tabi tutuldu.

 

Çok partili dönemin başlaması ile 1934teki Mecburî İskân Kanununun bazı maddelerini değiştirmiş, bazı maddelerini de yürürlükten kaldırmıştı. Böylece Fırat ailesi bir kaç günlük yolculuğun ardından Hınısın Kolhisar köyüne döndüler.

 

İlk kez 1957de 7 yıl yaşını büyüterek DP Erzurum milletvekili oldu. 27 Mayıs Darbesinde tutuklanan yaklaşık 500 kişinin içinde en genciydi. 1,5 yıla yakın Yassıadada kaldı. Yargılama sonucu önce idam cezasına çarptırıldı, daha sonra cezası hapis cezasına çevrildi ve 1,5 sene de Kayseri cezaevinde kaldı.

 

1991de Erzurumdan DYP milletvekili seçildi, ancak daha sonra hükümetin Kürt politikasıyla ters düşerek istifa etti. Bilahare Yeni Demokrasi Hareketi ile temas kurdu. Hak ve Özgürlükler Partisini kurdu.

 

Kürtçe ve Türkçenin yanısıra Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca da konuşan Fırat, TBMMnin en çok yabancı dil bilen üyelerindendi.” (*) 

 

Biz bugün “sürgün” deriz geçeriz. Ama o yılların sürgünü çok korkunçtur.Yakın  tarihi anlamada ve din devlet ilişkilerini kavramada bir anıt kitab olan Ali Ulvi Kurucu’nun hatıralarını okuyanlar, sürgün Kürtlerin ne acılar çektiklerini, onlara yeterli yardımı yapamayan imam babasının evde nasıl ağladığını bilirler.

 

İşte size küçük bir hatırası Rahmetli Fırat’ın: “Trakyada kaldığımız o kırk metrekareye yakın yerde, yedi çocuktuk. Babamın küçük kardeşi vardı; nenem vardı; bir de babamın kız kardeşi vardı; annem ve babamla beraber 12 kişiydik. Bir de bizimle beraber köyden gelen iki tane evlatlığımız vardı; ikisinin de ismi Mehmeddi. Onlar da bizimle kalıyordu. Evin ahırını yatakhane olarak kullanmak mecburiyetindeydik. O kırk metrekarelik yere sığamıyorduk.

 

Memleketten de bizimle irtibatlı olanı tespit edince, başına iş açıyorlardı; engelliyorlardı. Ölüme terk edildiğimiz halde, geçimimizi bizim aileye bağlı olan fakir kesim sağladı. Baskıları, işkenceleri, tutuklanmaları göze alarak peynir, yağ, kuru gıda getiriyorlardı; bir de az da olsa para gönderiyorlardı. Kıt kanaat, ölmeden geçinmeye çalışıyorduk.

 

Biz gördüğümüz örf ve âdet üzerine, evde aç olsak bile bunu asla dışarıya belli etmeyiz. Köylüler de bizi öyle perişan durumda bilmezlerdi; durumumuzun çok iyi olduğunu düşünürlerdi. Çünkü dışarıdan bakıldığında, hiç çalışmadan geçiniyorduk. Halbuki aç kaldığımız günler bile oluyordu. Bazen tanıdık köylülerin bize gönderdiği peynir, yağ gibi şeyleri de bize gelen altınlar zannederlerdi. Bazen mülkî, askerî yetkililer de geliyorlardı; onların da bize yardım getirdiklerini zannederlerdi."(**)

 

CHP ve onun gibi düşünenler Cumhuriyet döneminde halka ve özellikle dindarlara baskı yapılmadığını söyler dururlar. Bugün bile bunu söyleyecek adar gerçeklerin üstünü örtmeye çalışırlar. Sadece Abdulmelik Fırat’ın hayatını izleyenler dahi bu dönemde insanlara yapılan zulümleri somut bir şekilde görürler.

 

Devlet bütün yanlış politikalarıyla kendisinden soğuttuğu ahaliyi, Abdulmelik Fırat’ı dinleseydi kazanabilir ve bugün PKK belası da dahil ne doğuda, ne de batıda hiçbir sorun yaşamazdı. Ama bu sistem yerli düşünen aydınlarını hep itip kakmıştır. Rahmetli Fırat bunun en bariz örneğidir. Memlekette bir darbe, bir sıkıyönetim olsa, adamların ilk yaptığı iş, bu aileyi toplayıp sorgulamak olurdu.

 

Acılar, zulümler içinde yaşadı fakat yılmadı, sinmedi ve hep hak aradı. Şimdi bir bilge kişi olarak hizmet etmek istediği halkının bağrına dönüyor. Büyük mahkemeye kadar berzahta biraz dinlenecek inşallah. Sonra kurulacak o mahkemeyi ben de çok merak ediyorum. Göreceğiz inşallah…

 

Evet, hatalarıyla sevaplarıyla bir aydınımızı daha kaybettik. Hepimizin başı sağ olsun.

 

www.cemalnar.com

 

(*)http://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClmelik_F%C4%B1rat

(**)http://www.yenisafak.com.tr/diziler/firat/index.html

 

Dostlarımız