HÜSEYİN GÜÇLÜ

 Hüseyin Güçlü okula geldiğimde tanıştığım öğretmenlerden birisidir. İlk görüşte dikkat çekecek bir karizması vardı. Çok güzel giyinir, çok nazik ve kibar konuşur, çok samimi davranırdı. Güler yüzü ve tatlı dili de bu güzel huylarını taçlandırırdı.

Hüseyin Hocamla hemen kaynaştık. Zaten onun güzel ahlakı ve sıcak yaklaşımı mıknatıs gibi insanı kendisine çekiyordu. Üstelik derviş meşrep yönlerimiz benzeşiyordu. Ancak sufi meşrep arkadaşlarımızda genellikle gördüğümüz ilimle az iştigal, az kitap okuma sanırım onda da var gibiydi. Eğer bu tarafı da dolgun olsa, zamanımızın ender yetişen hocalarından birisi olurdu. Fakat bu tarafını bir nakisa gibi gösteremem, zira konuştuğunda hep ilmî konuşur, salim düşünür, malayaniden kaçardı. Bu yüzden çok sevdiğim ve saydığım hocalarım arasındadır.

Yıllar sonra okulumuza müdür oldu. Doğrusu yakışıyordu da. Bence bir eksikliği varsa o da derviş meşrepliği yeterince disiplinli olmaya mani oluyordu. Kimseye yüzü tutup da sert bakamıyor, gerekeni söyleyemiyordu. Bu yüzden personel de işlerinde gevşeklik gösteriyordu. Sonra nasıl oldu pek bilemiyorum, yeri gelince ayrıntılı anlatmayı düşünüyorum, beni baş muavin olarak almak istemiş. Oysa hayatımdan idare ve siyasette vazife almayı silmiştim. Ama arkadaşlar ısrar ederek can damarımdan vurdular: “Sen olmazsan, bu göreve atamada okulda bir gruplaşmalar olacak. Bu ise kavgalara ve bölünmelere gidebilir. Sana kimse itiraz etmez. Gel bunu önle!”

Ben de ancak bir sene yapacağımı, işleri bir düzene koyduğumuzda ayrılacağımı söyleyerek kabul ettim. Seve seve hocama ve okulumuza hizmet etmeye çalıştım. Korktuğumuz hiçbir olumsuzluk yaşamadık. Hatta Ramazan Pak, Salih Özsağır, Mustafa Belkıran gibi, bazılarının “pamuklular” diyerek idareye yakıştıramadıkları ilim ve dava adamı arkadaşları idareye almada vesile olduk. Sağolsun müspet hiçbir arzumuzda bizi kırmadı Hüseyin Bey. Biz de hiç idarecilik tecrübemiz olmamasına rağmen çalıştık, öğrendik ve hiçbir işimizi aksatmadan yüz akıyla bu görevi yürüttük. Bazı önemli işler de yaptık. Sene sonu gelince, en baştan dediğim gibi idarecilikten istifa ederek çok sevdiğim öğretmenliğe tekrar dönmüş oldum. Bu dönüşü Hüseyin Bey istemedi ama beni tanıyordu. Karar verdim mi, yanlış olduğu ispatlanmadıkça, o kararımda dururum. Kucaklaştık, ayrıldık.

Ben daha sonra orada öğretmen olarak kaldım, Hüseyin Bey görevine devam etti. Biz her zaman yanındaydık. Her hayırlı işinde mutlak destekleyicisiydik. Bu makamlar elbette fani makamlardır. Tez gelir geçerler. Nihayet bunlar bir siyaset işidir. Ona dayanmadan buralarda kalmak zordur. Sizi destekleyen yönetim gittiğinde siz de hiç üzülmeden gitmeye hazır olmalısınızdır. Hüseyin beyi bu konuda da çok olgun gördüm. Müdürlükten alınmayı dert etmedi. Bunun için üzülüp yataklara düşmedi. Güler yüzünü ekşitmedi. Neşeyle öğretmenliğini yapmaya devam etti.

Şimdi emeklilik hayatının tadını çıkartmaktadır. Darende cemaatinin eğitim hizmetlerine katkı sunmaktadır. Aynı zamanda elektrik işinde çalışan şirin ve yakışıklı evladının yanında durarak dostlarıyla sohbet etmektedir.

Allah razı olsun, senede bir dostlarını davet eder, sevenleri bir araya getirir, tatlı sohbetlere vesile olur. Bu seneki sohbete ağır bir girip hastalığı geçirmem yüzünden katılamadım ama aklım hep onlarda kaldı. Bakalım, gelecek seneye çıkan canlar öğünsün!

 

 

 

Dostlarımız