Dadaloğlu Şiirlerinde Maraş

Dadaloğlu

18’inci yüzyılın son çeyreğinde dünyaya geldi. Asıl adı Veli’dir. Döneminin en önemli halk ozanlarındandır. Babası “Kul Mustafa” mahlasını kullanan Aşık Musa’dır. Avşar beylerinden Küçük Alioğlu ile Kozanoğlu’nun yanında imamlık, katiplik yapmıştır.

Şiirlerinde başta Avşarlar olmak üzere Çukurova ve Orta Anadolu aşiretlerinin göçebe yaşamlarını, birbirleri arasındaki ilişkilerini ve Osmanlı’ya isyanlarını sıklıkla işlemiştir. Kahramanlık şiirleri ile ün yapmıştır. Yüz elliye yakın şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze kadar ulaşmıştır. Maraş’tan izler taşıyan şiirlerinin büyük bölümü Göksun ve Afşin arasında uzanan Binboğalar’a yaktığı güzellemelerdir.

Kendisinden yaklaşık iki yüzyıl önce yaşamış olan bir diğer halk ozanı Karacaoğlan’ın Maraş şiirleri için bu yazıya göz atabilirsiniz.

 

Andırın Boğazı Ufacık Taşlı

Andırın Boğazı ufacık taşlı
Ağlama sevdiğim gözlerin yaşlı
Beyleri gelir de hep eli kuşlu
Karışmış curası bazınan gelir

Evimizin önü ova yazılı
Neçe yiğidimiz yanı tazılı
Koyunumuz gelir körpe kuzulu
Karışmış sağmalı yozunan gelir

Dadal’ım der: Geldim pınarbaşına
Dost, top kadifeler almış döşüne
Elvan elvan yazma atmış başına
Karışmış gelini kızınan gelir

 

Kimya Vardır Toprağında Taşında

Kimya vardır toprağında taşında
Tor Seyfiler yuva kurar döşünde
Kamalağın kar’ardıcın içinde
Kırık kırık eser yelin Binboğa


Başın görünmüyor dumandan pustan
Bağrışır geyiğin durulmaz sesten
Sağ yanın Saraycık, solun 
Elbistan
Övünmeye değer dilin Binboğa


Karların yağmış tâ ardıç boyunca
Lale, sümbül, gül boynunu eğince
Yaz baharda aşiretler gelince
Karışır sağmala yozun Binboğa

Binboğa da Koç Dağı’nı gözetir
Lale, sümbül, mor menekşe tazedir
Ablak sığınların boynun uzatır
Ediyor methini Veli’m Binboğa

 

Çok Göresim Geldi Binboğa Seni


Çok göresim geldi Binboğa seni
Ne hoş olur baharınan yazınan
Dirgen Dağı Koç Dağı’nın dengidir
Ördeklerin çağrışırdı kazınan


Ne kara yazılmış alnıma yazı
Varsak da aşiret tanımaz bizi
Sarız’dan aşağı Yalak’ın düzü
Sağmalların yayılırdı yozunan

Kuru Çay’dan Delice’ye aşalım
Çapanoğlu eteğine düşelim
Elbistanlı kızı helallaşalım
Çok emeğin yedi idim tuzunan


Dadaloğlu’m der de: Bu nasıl haldır
Seneler sayılmaz kaç tane bıldır
Ayını bilmiyom tam dokuz yıldır
Puşt Osmanlı duralaştı bizinen

 

Binboğa da Koçdağı’nı Gözedir


Binboğa da Koçdağı‘nı gözedir
Laleleri, sümbülleri tazedir
Akça turnaların başın uzadır
Dudulu kumrulu başın Binboğa


Duman duman başın görünmez pusdan
Ak sayalı gelinlerin çekilir hasdan
Bir yanın Avşar, bir yanın 
Elbistan
Zamantı’dan gelir kışın Binboğa


Yıldır yıldır eder toprağın taşın
Yüz bin yılı geçkin belki de yaşın
Buluklar da gökler de can yoldaşın
Güzelleri seyir için 
Binboğa


Kamalağın, kar’ardıcın bitiyor
Dadaloğlu’m cıdasını atıyor
Kara gözlüm senden yükün tutuyor
Bulunmaz menendin, eşin Binboğa

 

Atım Kalk Gidelim Sılaya Doğru


Atım kalk gidelim sılaya doğru
Tırnağını taşa vurmam düzünen
Koç yiğit de gurbet ele düşerse
Yanar bağrı ateşinen közünen

Bilirdim Kilis’i ezel ezeli
Çok olur oranın okur yazarı
Şirin olur Antep ili güzeli
Eğler koç yiğidi cilve nazınan

Karakuyu derler beyler dolanır
Orda içen Gödeli’de sulanır
Pazarcık suyunda gönlüm bulanır
Ötüşür ördeği turna kazınan


Ahır Dağı‘na erken geçin ağalar
Alişar çevresi bahçeler bağlar
Kısık‘ın yöresi şol ulu dağlar
Karı yatar namlı namlı buzunan


Dadaloğlu’m der sılaya varalım
Orada dost hatırını soralım
Ketizmen‘den Pınarbaşı‘n bulalım
Eşe Fatma’m oynar, döner nazınan

 

Elbistan Ovasına Bir Aslan Geldi


Elbistan Ovası‘na bir aslan geldi
Ecelin ağzına alıyor Çerkez
Dartmış adasını da almış eline
Bel ver Danacıoğlu, varıyor Çerkez


Daha ilk kavgası da bulman mahana
Takım koydu Kaderhüyük’ten Cihan’a
Kazın tırnağı dayanır mı şahana
Seçip kılavuzunu vuruyor Çerkez


Sizde de yok muydu Frenk barutu
Yitirmiş 
Tecirli’yi arar Cerit’i
Unuttun mu kavak boylu Halit’i
Geçmiş hayıflarını alıyor Çerkez


Nice mızraklılar var kara tuğlu
Anası Torun babası İbrahimbeyoğlu
Vebalı boynuna Muratbey Halloğlu
İki başın hükmünü veriyor Çerkez

Dadaloğlu’m der de hileye gitme
Gözünle gördüğünü hak inkar etme
Deden Koca Topuz’un da hakkın unutma
Doldurup doldurup veriyor Çerkez

 

Göründü de Hemite’nin Kalesi


Göründü de Hemite’nin kalesi
Hiç gitmiyor aşiretin belası
Yıkılıp Yarsuvat’ın viran kalası
Bu yıllık da burda kalsın elimiz

Eser garbisi de adamı yakar
İçilmez suları yosunlu kokar
Yatılmaz gecesi mucuğu çokar
Sehillemiş açılmıyor gülümüz


Gün burnuna İmeli‘den inerdik
Sallanır da Saçaklı’ya konardık
Şihret için yiğit ata binerdik
Çakmaklı tüfekli bizim zorumuz


Devemiz gelirdi tütülü bazlı
Tülünün sesi de bülbül avazlı
Aşığımız vardı kucağı sazlı
Bahşişine cömert idi elimiz

Melik Ejder evliyalar yatağı
Ahir Dağı yaylamızın eteği
Bayazıtlı elimizin tuzağı
Cihan Köprüsü’nden bağlı yolumuz


Arabistan atlarına binerdik
Al kabutu al kendire atardık
Her birimiz bir orduya yeterdik
Alışkan tüfekli bizim zorumuz

Kavrık’a varınca semah dönerdik
Genişleyip Suçatı’na konardık
Ha deyince bin gök atlı binerdik
Mertlik köprüsünden geçer yolumuz

Karadik’ten öte Narnı’nın düzü
Oturmuş beyler de ediyor sözü
Fettahlı beyleri, kim’edek nazı
Enden enden kırık bizim yolumuz

Der Dadalı’m der de: Bu sitem yeter
Yaylaya çıkınca gukkular öter
Kız gelin kalmadı hep hasta yatar
Döğüşerek ölemedik birimiz

Kaynak: http://marasavucumda.com/dadaloglu-siirlerinde-maras/