Selamlaştık Seviştik

Okuluma giderken Acemli camisinin yokuşunu oflaya puflaya çıkarken, ya yokuş ortasında, ya da yokuşun tam başında her gün aynı saatte posbıyık bir adama rastlar oldum. 

İri kıyım, oldukça semiz, hükümet suratlı bir adam. Gayet rahat iner salına salına iniş aşağı. Gözlerinin içine bakarım selam vereyim diye. Fakat adam hiç oralı değil, bakmaz bile! 

Ne yalan söyleyeyim, benim de canım sıkılır buna. "Yahu yokuştan indiğin için zaten senin görevin selam vermek" der "öyle layık olmayana da ben vermem" diyerek geçer giderim selamsız sabahsız. 

Rahmetli dedem anlatmıştı:

"Gençlik çağlarımda köyümüzün ana yolunda, belki uzaklardan gelir, uzaklara gider bir adam at üstünde gidiyor. Selam almak için yüzüne baktım, az bekledim ama selam vermeden geçti gitti. Ellerim arkamda öyle bakakaldım. Zoruma gitti. Döndüm ve atının yularından tuttum.

-Bak hele emmi; niçin selam vermeden geçip gittin?

-Layık değilsin de ondan!

-Ne demek yani?

-Evladım elin arkanda, hovarda gibi gidiyorsun. Hele bir vaziyetini düzelt, elini indir, selama layık ol ki ben de vereyim!

"Doğru yahu" dedim içimden ve:

- Peki, emmi sen haklısın. Haydi, yolun açık olsun, git güle güle!

-Sağol evlat.

Sonra Peygamberimizin "İnsanların Allah nezdinde en makbul olanı, önce selam verenleridir", "Önce selam veren Allaha daha yakındır" hadislerine ve önce selam veren adamda kibir olmayacağı müjdesine tamah ederek, posbıyık müslümana ilkin kendim selam vermeye karar verdim. 

Hem niçin vermeyeyim, "Peygamberimizce, yemek yedirmek ve tanıdığın tanımadığın herkese selam vermek İslam’ın en hayırlı olanı" olarak bildirilmiştir. Ne kadar kolay, üstelik sevabı da o kadar bol. Çünkü efendimiz şöyle buyuruyor. "Ey insanlar! Selamı yayınız. Yemek yediriniz, akrabanızı ziyaret ediniz. İnsanlar uykuda iken namaz kılınız. Selametle Cennete gidersiniz."

Evet, yarın olsa da şu bizim posbıyığa güzel bir selam versem diye, sabahı iple çeker oldum.

“Bu selam Allahın selamı, böyle her gün devam edecek olursak, bizi iyi ahbap eder” diye de seviniyordum.

Çünkü efendimiz (sav.):

“Siz mümin olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız. Yaptığınız takdirde sevişeceğiniz bir şeyi size söyliyeyim mi? Aranızda selamı yayınız" buyuruyorlardı. (Hadisler için bkz: Riyazüs Salihin Tercümesi Diyanet yayınları, 2/ 225-244.)

Ertesi gün koltuğumda kitaplar, okulumun yolunda, aynı yokuştayım. Bizimki aynı lakayt tavrıyla görünmez mi karşıdan?

İçimden "Şimdi ben sana gösteririm" diyerek, evet, tam yanımdan geçerken:

- Esselamu aleykum, diye okkalı bir selam verdim. 

Ummuyordu tabi ve rahatça geçti. Yan gözle kolluyorum. Üç beş adım geçmeden uyanıyor. Zihni ancak intikal ediyor ve "Yahu herhalde selam bana" der gibi şaşırıyor, kekeliyor, acele ve kısık bir sesle:

-Ve aleykümselam, diyor.

Tabi ben bastırıp gidiyorum beklemeksizin. Ertesi gün yine karşı karşıyayız. Bu sefer uzaktan bana bakıyor. Tedirgin, ürkek. "Aman ne olur ne olmaz"kabilinden ihtiyatlı yürüyor. Bir iki adım kala aşağıdan yukarıya doğru selamı patlatıyorum:

- Esselamu aleykum. 

Bu sefer cevap hazır:

- Aleykümselam. 

Resmiyiz ya, sessizce geçip gidiyoruz.

Daha ertesi gün bu sefer, ta uzaktan, düğmeler ilikleniyor, yüzünde tatlı bir tebessüm, gayet rahat ve emin yaklaşıyor ve selam bekliyor.

-Esselamu aleykum.

-Ve aleykümselam hocam!

- Hım! Kitaplardan ve yaşımdan ve de okul yolundan bildi herhalde öğretmen olduğumu diyorum içimden. 

Sonra günler hep böyle güzel güzel geçerken, bir gün Bayındırlık Müdürlüğüne bir işim düşüyor. Kapıdan girer girmez bizim posbıyık ile karşılaşmaz mıyım?

-Ooo hocam, hoş geldiniz. Merhaba. Yardım edeyim, ne emredersiniz?

Anam babam, tatlı canım sana kurban olsun Ya Resulullah!

Aynen haber verdiğin gibi, selamlaştık seviştik.

 


Köşe Yazarları