Hastalığa Sabır İmandandır

Allah Teala insanın bireysel ve toplumsal hayatı için de bir kanun koymuştur. Eğer insanlar o kanuna itaat ederlerse, temiz, rahat, mutlu ve huzurlu bir hayat yaşarlar. Yok itaat etmezler de isyan ederlerse, bunun cezasını bireysel ve toplumsal hayatlarında bir şekilde çekerler.

Genellikle bu çekmeler, hastalıklar, cinayetler, zulümler, sömürüler, savaşlar, anarşi ve terörler, sosyal patlama ve ihtilaller yanında depremler, seller, tusunamiler, kasırgalar, kuraklıklar gibi doğal felaketler şeklinde de görülebilir. Çünkü insanın işlediği isyanlar, yerleri ve gökleri fesada verirler:

“Allahın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluk ortaya çıktı, nizam bozuldu.  Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek için,  Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.”( Rum, 41. Benzer ayetler için bakz. 7,168; 21, 35; 2,155; Şura, 30)             

 Belki bu ilahî ikazı anlamayan gafiller “ne alaka?” diye alık alık bakarken, tanrıtanımaz cahiller de bu ifadelere bıyık altından güleceklerdir. Ama olsun. Elbet bir gün gelecek, gerçekleri bilecek ve çok ağlayacaklardır. Ama ne yazık ki çok geç kalmış olacaklardır.

Oysa bugün herkesin önem verme gereği hissettiği “çevre” temizliği ve korunması farklı bir şey midir?

Hava, su ve toprağın doğal yapısını korumaktan oluşan “çevre bilinci” için çırpınıp duruyoruz. Bu gün sanayi artıkları, zehirli gazlar, bilinçsiz tüketilen, yani israf edilen kaynaklar karşısında ızdırapla kıvranıyoruz, ama bizzat insanın bilinçsizce tüketimi karşısında, yani insanın israfı karşısında kılımız kıpırdamıyor. İnsanlık alkol, uyuşturucu ve fuhuş bataklığında boğuluyor, fakat tedbir alması gerekenler, yangına körükle gidiyorlar.

Bu yangını söndürmeye çalışan dindarlar ise “insan özgürlüğüne saldıranlar” olarak yok edilmeye çalışılıyor. Kimler tarafından? Yukarda anlattığımız hani şu gerçeklere bıyık altından gülen zavallılar tarafından. Şimdi gülen, ama bir zaman sonra çok ağlayacak olan zavallılar...

İnsanlar bu gibi hallerde erken uyanırlar da yaptıkları yanlışların farkına vararak Allah Teala’ya dönerlerse, çektikleri bu musibetler, geçmiş günahlarına keffaret olabilir. Musibetler bu açıdan bakıldığında bir kazanca dönüşebilirler. Yukarıdaki hadis-i şerif işte bu kârlı gerçeği ifade etmektedir.

İşte bizim hastalığa bakışımız da böyledir. O veya başa gelen başka musibetler, iman sayesinde rahat atlatılabilir. İman onlara karşı bir dayanma gücü verir. Çünkü insan bir kul olduğunu ve denenmekte olduğunu ve sabrının ödülünün çok büyük olduğunu bilmektedir. Bunu bilmek, başlı başına bir tesellidir.

Bu inanç ve anlayışların toplamı sayılan kadere iman ise en büyük tesellidir. Başına gelecek olan saadet veya felaketi bütün insanlar bir araya gelerek defetmek isteseler, ellerinden hiç bir şey gelmez. Kaderde olan, kaza olarak başa gelir. Tesadüf değildir, rasgele değildir, şaşırmış da gelmiş değildir.

“Bu kadar insan arasında niye ben?” gibi beyni burkan anlamsız sorulara gerek bırakmaz. Çünkü bu planlı, bilinçli ve engellenemez bir geliştir. Kendine düşen ise sebep ve hikmetini kavramaya çalışmak ve  “istirca” ederek teselli bulmaktır.

Yıllar önce bu hakikatleri “İmanın Kıymeti Ve Korunması” kitabımızda yazmıştık. Bugünlerde yaşadığımız hastalık ve şifa süreci bunları bize bir kere daha yaşayarak gösterdi çok şükür.

Müslüman olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır!

 

 

Köşe Yazarları