Türkiye’yi Durdurmalıyız

Yazımıza başlık olarak verdiğimiz “Türkiye’yi durdurmalıyız” cümlesi, İsrail’de çok etkili bir gazete olarak yayın hayatına devam eden Haaretz gazetesine aittir. Geçenlerde bu başlığa benzer bir çıkışı, ismini şu anda hatırlayamadığımız İsrailli bir profesör yapmıştı. İsrailli profesör söz konusu çıkışında Türkiye ile ilgili olarak şu değerlendirmeleri yapacaktır: ”Türkiye’yi durdurmak gerekir. Türkiye’nin yükselişinin devam etmesi durumunda Batının da İsrail’in de rahat etmesi mümkün değildir.”

Malum olduğu üzere, şu andaki devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti devletinden önceki devletimiz Osmanlı Devleti idi. Söz konusu devletimiz XIV. yüzyılın başlarında Söğüt ve Domaniç yörelerinde Anadolu Selçuklu Devletine bağlı küçük bir uç beyliği olarak kurulmuştur.  Kuruluşunda Anadolu beyliklerinin en küçüğü olan Osmanlı Beyliği, izlenilen çok akılcı ve çok gerçekçi dış politika sayesinde, kısa süre içerisinde bünyesinde birçok etnik ve dînî unsuru barındıran koca bir cihan devleti haline gelmiştir. Osmanlı akıncılarının Rumeli’ye ayak basmalarından itibaren Osmanlı Devletiyle sürekli mücadele halinde olan Avrupa devletleri öyle ki; önce Osmanlı Devletinin batıya karşı ilerleyişini durdurmaya çalışmışlar; daha sonraları ise Osmanlı’yı tamamen Avrupa’dan atmaya çalışmışlardır. Bu anlamda XVII. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti ile Avrupa devletleri arasında Avrupa coğrafyasında çok amansız mücadeleler olmuştur. Bunun sonucunda, şu ya da bu sebeplerden dolayı Osmanlı Devleti’nin önce Avrupa’daki ilerleyişi durdurulmuş, daha sonraları ise maalesef çeşitli ayak oyunlarıyla Avrupa’dan atılma noktasına getirilmiştir. Ve nihayet Balkan Savaşlarıyla da Osmanlı Devleti önemli ölçüde Avrupa’dan atılmış olacaktır.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra, onun bıraktığı bakiyeler üzerinde Anadolu coğrafyasında yeni bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Bu devlet Batıya rağmen, Batının karşı çıkmasına rağmen Anadolu coğrafyasında kurulmuş olan bir devlettir. Yani, Anadolu’nun birçok stratejik bölgesinin İtilâf devletleri tarafından işgal edilmiş olmasına rağmen, ümitlerin tükenme noktasına geldiği bir zamanda Türk milletinin yediden yetmişe düşmana karşı fedayı can etmeleriyle böyle bir devlet kurulabilmiştir. Bundan dolayı, temelleri1920 yılında atılmış olan yeni devletin, siyasî ve ekonomik yönden ilerleyişini durdurmak için Batılı devletler tarafından çok büyük ayak oyunları oynanmıştır. Söz konusu bu haince yaklaşımlardan dolayı, ülkemizde yıllar yılıdır ekonomik ve sosyal kalkınma hamleleri başlatılamamıştır. Bunun neticesinde ülkemiz, söylendiği şekliyle yıllar yılı bir sente muhtaç halde bulunmuştur. Bu şekilde, devlet olarak millet olarak ekonomik ve sosyal yönden yıllarımız heba edilmiş bir durumda, kırık dökük bir vaziyette nihayet iki binli yıllara kadar gelinmiştir.

İki binli yıllar Türkiye tarihi açısından her yönden çok önemli gelişmelerin yaşandığı yıllar olarak tarihe geçecektir. Bu yıllarda uygulanan yanlış ekonomik politikalar yüzünden Türk ekonomisi dibe vurmuş, bunun sonucunda ülkede çok büyük siyasî ve ekonomik çalkantılar yaşanmıştır. Bu olumsuz koşullar altında ülkemizde 2002 yılının Kasım ayında genel seçimler yapılmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi söz konusu bu seçimlerde, daha kuruluşunun üzerinden iki yıl bile geçmemiş iken sürpriz bir şekilde seçimi kazanarak iktidarı devralmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin ilk yılları, Ak Parti iktidarına karşı olan askerî-siyasî ve bürokratik vesayet odaklarıyla mücadele etmekle geçmiştir. Söz konusu vesayet odakları Ak Parti iktidarının ilk yıllarında, Ak Partiyi iktidara taşıyan kesimlerin sosyal ve kültürel muhitlerini küçümseyerek “Bunlar mı bizi idare edecek?” anlayışıyla adı geçen iktidarı kabullenmek istememişlerdir. Buna rağmen Ak Parti hükümeti, yargısından ordusuna kadar kendisine karşı oluşturulan muhalif cepheyle yılmadan mücadeleye devam etmiştir. Böylece, alınan çok akıllı ve gerçekçi kararlar neticesinde Ak parti iktidarına karşı olan her türlü vesayet odakları etkisiz hale getirilmiş olacaktır.

Ak Parti hükümetinin yerinde ve zamanında almış olduğu çok akılcı tedbirlerden sonra,   nihayet Ak parti hükümeti ülkemiz mukadderatına yüzde yüz egemen olmaya başlayacak ve bunun sonucunda ülkemizin her yönden değişimini ve kalkınmasını sağlamak için âdetâ seferberlik ilân edilmiş olacaktır. Bütün bunlar yapılırken bir taraftan da, ülkemiz çıkarlarına uygun olacak daha mili bir dış politika izlenmeye başlanmıştır.

Mevcut Ak Parti hükümetinin iktidara gelmesinden sonra, bir taraftan ekonomik alanlarda başlatılmış olan yatırım seferberliği, bir taraftan da dış politikada başlatılmış olan “Aktif dış politika” atağı, doğal olarak Türkiye düşmanlarını rahatsız etmiştir. Onlara göre, eğer Türkiye’nin söz konusu gelişme/kalkınma performansı bu şekilde devam edecek olursa, kısa bir süre sonra Türkiye bölgesinde etkin bir güç haline gelecektir. Bu da haliyle, gönül coğrafyalarımızda gözü olan sömürgeci devletleri rahatsız edecektir. Bundan dolayı Türkiye düşmanı mihraklar, ülke içerisindeki işbirlikçileriyle beraber hemen harekete geçerek ülkemizin ekonomik kalkınmasına ve gelişmesine engel olmaya başlamışlardır. Ülke olarak geçen yıllarda yaşadığımız 17-25 Aralık kalkışması girişimi gibi, Gezi kalkışması gibi ve nihayet 15 Temmuz kalkışması gibi kalkışmalar hep Türkiye’nin yükselişini önlemeyi amaçlayan kökü dışarıda olan dış kaynaklı kalkışmalarıdır. Ülkemiz hamdolsun milletimizin feraseti sayesinde, öteden beri ülkemizi bölmeyi ve parçalamayı amaçlayan her türlü şer odaklarına karşı can siparane bir şekilde koruna gelmiştir. Gelinen bu noktadan sonra, Allah’ın izniyle artık hiçbir güç Türkiye’yi durduramayacaktır ve her türlü engelleme girişimlerine rağmen yükselişimiz devam edecektir.

Netice itibarıyla, devlet olarak millet olarak kalkınmaya devam ediyor olmamız, haliyle Türkiye düşmanlarının sayısını artıracaktır. Buna rağmen bizler yılmayarak, devlet-millet kucaklaşması içerisinde son sürat çalışmaya devam edeceğiz. Zira devlet olarak millet olarak tarihten gelen bir sorumluluğumuz vardır, üç aşağı beş yukarı ümmetin bütün mazlumlarının ümidi Türkiye’dir. Gönlümüz ister ki bunun farkında olalım ve buna göre sorumluluk bilinciyle hareket ederek çok daha fazla gayret sahibi olabilelim.  

Gayret bizden Tevfik ve inayet Allah’tandır vesselâm.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları