Ölüm Var Dostlar

Gün geçmiyor ki cami veya belediye hoparlöründen bir vefat ilanı duymuş olmayalım. Söz konusu yapılan bu ilanlar bazen tanımadığımız kişilerin vefat ilanları olabilirken, bazen de birebir tanıştığımız eş-dost ve yarenlerimize ait olabiliyor. Hiç de hesapta olmayan eş-dost ve yarenlerimizin ölümü ve ölüm ilanları bir beşer olarak bizleri oldukça etkiliyor ve üzüyor. Sahip olduğumuz üzüntü ve kederle gayrı ihtiyari olarak, “ daha dün veya biraz önce beraberdik” gibi ifadeleri kullanmaktan kendimizi alamıyoruz. 

Evet, ölüm süreli olarak yaşadığımız fani dünyamızda karşılaşacağımız en büyük gerçekliktir. Her nefis yaşamış olduğu hayatta mutlaka ölüm gerçekliği ile birebir karşılaşacaktır. Fakat gerek kendimiz ve gerekse başkaları için ölümün ne zaman geleceği bilinmediği için, söz konusu meçhul hadise için hep ” ölüm şaşırtır” ifadesi kullanılmaktadır. Gerçekten de ölüm bu yönüyle hepimiz için adeta sürpriz yapmaktadır. Neticede bakıyorsunuz, çoğu kez hiç de hesapta olmayan kişiler vefat etmiş oluyor.

Hakk ya da batıl bütün inançların birleştikleri en büyük ortak payda ölüm gerçekliği olsa gerektir herhalde. Her inanç, bir beşer olarak yaratılmış olan insanın belirli bir zaman sonra öleceği gerçekliğini kabul eder. Bu anlamda gerek beşer ve gerekse diğer mahlûklar olarak, Allah(cc)ın yaratmış olduğu hiçbir mahlûk yoktur ki, Allah’ın takdir buyurmuş olduğu ömürleri sona erdikten sonra ölüm gerçekliğiyle yüzleşmiş olmasın. Bu yönüyle, hiç sona ermeyecekmiş gibi sanılan dünyamızın da içerisinde yer aldığı bu kâinatın da bir ölümü, bir kıyameti vardır. Vaktini sadece Rabbi Teâlâ’nın bildiği o vakit geldiği zaman yerler sarsılacak, dağlar yerinden oynayacak ve denizler savrulacaktır.

Cemiyet içerisinde yaşayan fertler olarak bizler, ölümün herkes için mukadder olduğunu, yani her faninin mutlaka bu acı gerçekle karşılaşacağını bilmemize rağmen, yine de yakınlarımızın veya çevremizdeki eş-dost ve yarenlerimizin vefat etmiş olmasını kabullenmek istemeyiz. Çünkü neticede çoğu kere, şu ya bu sebepten dolayı, bize göre ölmemesi gereken hesapta olmayan yakınlarımız veya dostlarımız vefat etmiş olur. Bu da haliyle bizleri ister istemez şaşırtır ve bir o kadar da üzer. Yakınlarımızın veya eş-dost ve yarenlerimizin vefat etmiş olmalarına üzülmemiz ve aynı şekilde,  yakınlarının acılarını paylaşmış olmamız bizler için bir insanlık, hatta insanlıktan da öte olmazsa olmaz bir Müslümanlık görevimizdir. Zira Efendimiz(sav), mü’minlerin birbirlerinin sevinç ve kederlerine ortak olmak adına birbirleriyle halleşmelerini tavsiye buyurmaktadır.  

Bu dünyada yaşayan herkesin mutlaka bir gün öleceği ve yaşadığı hayatın en ince ayrıntılarına kadar Rabbi Teâlâ’ya hesap vereceği gerçekliği, gerek ayeti kerimeler ve gerekse hadisi şeriflerde çok sarih bir şekilde defa ifade buyrulmuştur. Ölümle ilgili söz konusu âyeti kerimelerde Rabbimiz(cc) şöyle buyurmaktadır:  “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya 35) “Herkes ölümü tadacaktır. Kıyamet günü mükâfatınız tamamıyla verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, o kimse muradına erer. Dünya hayatı aldatıcı bir metâdan başka bir şey değildir”. (Âl-i İmran, 185)

Efendimiz(sav) ise, ölümle ilgili onlarca hadisi şeriflerinden birinde şöyle buyurmuşlardır: “Sabah olunca akşama çıkacağını, akşam olunca da sabaha çıkacağını düşünme. Hayatından ölümün, sıhhatinden de hastalığın için bir şeyler ayır. Ey Abdullah, yarın isminin (halinin) ne olacağını hiç bilemezsin.” (Buhârî, Rikâk 3)

Netice itibarıyla ölüm, Allah(cc)ın hiç şüpheye mahal bırakmayacak şekilde kesin bir emridir. Kesinlikle ölümden ve hesaptan kaçış ve kurtuluş yoktur. Ne kadar yaşarsak yaşamış olalım bizler mutlaka öleceğiz ve bize verilen ömrün gün gün, saat saat hesabını vereceğiz. Neticede âhirette bizlere bir ömrün hesabını soracaklardır. Gönül ister ki, daha henüz elimizden fırsat geçmemişken, yani ömür takvimimiz bitmeden,  hiç olmazsa bundan sonraki ömrümüzü Rabbi Teâlâ’nın rızası doğrultusunda dolu dolu geçirmenin çaba ve gayreti içerisinde olalım.  Zira hepimizin bildiği gibi, yaşadığımız fani hayatımızda ömür fırsatı bizlere bir defa veriliyor, bunun telafisi de kazası da yoktur.  Allah(cc) ve Resulünün tasvip etmeyeceği şekilde boşa geçirilen bir ömür ziyan edilmiş, yazık edilmiş bir ömürdür. Bundan dolayı, ölümle ilgili yukarıdan beri söz konusu etmeye çalıştığımız gerçekliklerden dolayı çevremize “ölüm var dostlar, ölüm var!” demekten kendimizi alamıyoruz.

Ne mutlu yaşamış olduğu hayatını ‘ölümün varlığını’ hesaba katarak “emrolonduğu gibi dosdoğru yaşayabilen” bahtiyar mü’minlere. Ne mutlu, ne mutlu…  

 

 

    

Yazarın Diğer Yazıları