Bayram Sevinci

Genel anlamda bayramlar, maddî veya manevî herhangi bir konuda yapılan mücadelenin kazanılması sonucunda bir şükür nişanesi olarak kutlanırlar. Maddî veya manevi anlamda düşünüldüğünde, milletlerin kendi tarihlerinde bir dönüm noktası olarak kabul ettikleri düşmanlarına karşı kazanmış oldukları çok önemli zaferleri vardır. Bu zaferler söz konusu milletler için, deyim yerindeyse bir hayat-memat meselesidir. Milletler bu zafer günlerini her yıl çok coşkulu bir şekilde yâd ederek, yeni kuşaklarının düşmana karşı kazanılan bu başarıları unutmamalarını sağlamaya çalışırlar.

Millet olarak bizim tarihimizde de dönüm noktası olarak kabul edeceğimiz düşmanlarımıza karşı kazandığımız çok önemli zaferlerimiz vardır. Malazgirt Zaferi, İstanbul’un Fethi, Çanakkale Zaferimiz ve Millî Mücadele zaferimiz bu zaferlerimizin en başta gelenleridir. Malum olduğu üzere millet olarak bizler de, söz konusu zafer günlerimizi her yıl çok coşkulu bir şekilde yâd etmeye çalışırız.

Fakat ne var ki, bizim kültürümüzde bayram denilince aklımıza daha çok dînî/İslâmî bayramlarımız gelir. Bilindiği gibi Müslümanlar olarak bizlerin Ramazan ve Kurban bayramlarımız olmak üzere iki tane dînî bayramımız vardır. Söz konusu bu bayramlarımız, inanç coğrafyamızda yaşayan bütün kardeşlerimiz tarafından her yıl çok coşkulu bir şekilde idrak edile gelmektedir.  

Dini bayramlarımız nefislerimize karşı verdiğimiz zorlu mücadelelerin bir anlamda kazanılması sonucunda kutlanmaktadır. Bu anlamda Ramazan bayramımızı düşündüğümüzde, bizler bir ay boyunca Rabbi Teâlâ’nın bizlere emir buyurduğu “Oruç tutunuz” emrine uyarak, nefislerimizin çeşitli hile ve engellemelerine rağmen oruçlarımızı tutarak nefsimize karşı başarılı olup savaşı kazandık. Ramazan ayından sonra idrak ettiğimiz Ramazan bayramı tam da, bizlerin nefislerimize karşı kazandığımız mücadelenin bir sonucu olarak kutlanmaktadır.

Kurban bayramımızda ise dini yönden zengin olanlarımız, nefislerine zor gelse de maddi yönden fedakârlıkta bulunarak, “Rabbin için kurban kes” emri ilahisine uygun olarak kurbanlarını kesmektedirler. Nasıl ki Ramazan ayında oruç tutmak nefse çok zor gelirse, o kadar olmasa da Kurban kesmekte nefse zor gelmektedir. Neticede ‘mal canın yongasıdır’, kurban kesmek de zekât gibi mal ile yapılan bir ibadettir.  Yani, nasıl ki Ramazan ayından sonra bayram yapmak dini bir yükümlülük ise, aynen bunun gibi, nisap miktarı mala sahip olanların Kurban kesmeleri de dini bir yükümlülüktür.

Yazımızın başlığı belki de bazılarımıza itici gelmiş olabilir. Günümüz İslâm dünyasında başta siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda olmak üzere bunca sorunlar varken ‘hangi bayram sevincinden bahsediyorsunuz’ denilebilir. Eyivalllah, tabi ki bu yaklaşım savunulabilir.  Tabiidir ki, İslâm dünyasının hemen her köşesinde bunca sorunlar yaşanırken, bizlerin bayramlarımızda çocuklar gibi gülüp- eğlenebilmemiz ideal anlamda doğru değildir. Fakat öyle de olsa, takdir edilir ki bizler birer beşeriz, zaaflarımız vardır. Yani bunca sorunlarımıza rağmen yine de, bir beşer olarak burukta olsa bayramlarımızda sınırlı bir coşku ve sevinç yaşamak isteriz.

Maalesef hemen çoğu konuda olduğu gibi, bayramlarımızın dini yönden gereği gibi idrak edilmesi konusunda da, giderek sanki eski hassasiyetlerimizi kaybediyoruz gibiyiz. Farkında olarak veya olmayarak hemen hepimiz-tabiidir ki istisnalar hariç-, biraz da kitle iletişim araçlarının etkisinde kalarak, doğrudan veya dolaylı olarak seküler Batı kültürünün dayatmasıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Bunun neticesinde artık günümüzde, maalesef ki maalesef dini bayramlarımız olması gereken manevî mecrasından giderek uzaklaşmaya başlamıştır. Bayram günlerimizi başta anne-babalarımız olmak üzere, eş-dost ve arkadaşlarımıza yapacağımız ziyaretlerle değerlendirebileceğimiz yerde;  maazallah turistik geziler için bulunmaz fırsatlara dönüştürmüş bulunmaktayız. Yani seküler Batı kültürünün, kültürel dayatmalarıyla bayramlarımızın giderek ibadet boyutu, manevî boyutu ortadan kalkmaya başlamıştır. Malum, bayramlarımızın manevî boyutu bir tarafa bırakılacak olursa, bu müstesna günlerin diğer sıradan günlerden hiçbir farkı kalmayacaktır.  

Netice itibarıyla bayramlarımız Rabbimiz (cc)in biz kullarına ihsan buyurduğu en müstesna günlerimizdir. Bundan dolayı Rabbimiz (cc)in bizlere ihsan ettiği bu nimetlerin farkına varıp, ona göre bayram günlerimizi dolu dolu geçirmemiz, manevî anlamda değerlendirebilmemiz, âhiret hazırlığımız için çok önemli bir fırsattır. 

Daha nice bayramlarda buluşabilmek dilek ve temennisiyle diyoruz vesselâm…

 

 

   

 

Yazarın Diğer Yazıları