Mezheplerin Birden Fazla Olması Ümmet İçin Rahmettir


Günümüzde bazı kimseler mezheplerin birleştirilmesi gerektiğini söylerken bazıları da mezhepleri “uydurulmuş din” olarak mütalaa etmekte ve paket program olarak halka sunulduğunu iddia etmektedirler. İfrat ve tefritten kaçınmak gerekir.
Mısırlı Alim Mustafa Sait el-Hınn’nın mezhepler hakkında ki görüşünü kısaca özetleyelim:
“Lisede talebeyim. Fıkıh hocamız bize dört mezhebin olduğunu, dördünün de hak  olduğunu söylüyordu. O günkü aklım ve bilgimle içimden itiraz etmek geliyordu. Nasıl olur? İslam dini bir tane olduğu halde dört mezhebin dördü de hak olsun?
Yüce Allah bana fıkıh ilmi üzerinde araştırma imkânı verdi ve bu ilimde uzman oldum. Anladım ki mezheplerin birden fazla olması ümmet için bir zenginlik, rahmet ve kolaylıktır. “ (İslam Hukukunda Yöntem Tartışmaları). Bu ilimde biraz mesafe alanlar, bu görüşün doğru olduğunu kabul ederler.
Önce mezhep ne demektir?  Kısaca izah edelim.
Mezhep, gidilen tutulan yol manalarına gelir. Istılahta ise; bir müçtehidin içtihat ve anlayışlarından meydana gelen îtikâdî ve amelî yol diye tarif edilir.
 Başka bir ifadeyle bir müçtehidin İslam’ın Îtikâdî ve amelî konularında nasların ışığında belli bir metotla ortaya koyduğu görüş, fikir ve içtihatlarının bütününe mezhep denir.
 
Bir müçtehidin itikat ile ilgili görüş fikir ve içtihatları, onun itikadi mezhebini, ameli konularla ilgili görüş fikir ve içtihatları ise onun fıkhî mezhebini meydana getirir. 

İçtihat mertebesine ulaşmış alimler, İslam dininin itikat ve fıkıh sahasında bazı meselelerin delilini bulmak, delillerden hükümler çıkarmak, meseleleri anlayıp tefsir etmekte birbirinden farklı görüş ve fikirler ortaya koymuşlar, farklı içtihatlarda bulunmuşlardır. 
Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi bir müçtehidin diğer müçtehitlerden farklı görüş fikir ve içtihatlarının tamamı, bir mezhebi meydana getirir. Kendisine has görüşü bulunan müçtehide başkaları tabi olduğu için, ona “İmam” unvanı verilmiştir. İşte böyle müçtehitler, mezhep kurucusu ve sahibi olarak kabul edilir.

  Mezhep imamları hiçbir suretle bir din ve şeriat koyucusu değildir. Bu zatlar İslam dininin, itikad ve fıkıh sahasındaki naslarına aykırı olmayacak şekilde, fikirler ileri sürebilen içtihatlarda bulunabilen müçtehit bir kişi olarak kabul edilir. Yani mezhep imamları İslam dinini en iyi yorumlayan âlimlerdendir.

İslam mezhepleri, sünni ve şiî olmak üzere ikiye ayrılır. Sünnî mezhepler îtkatta; Selefiyye, Maturudiyye ve Eş’ariyye olmak üzere üçe ayrılır. Amelde ise Hanefi, Şafiî, Mâlikî ve Hanbeli  mezhepleri vardır.
Şiîler ise îtikatta İmamiyye, amelde Caferiyye ve Zeydiyye mezheplerine ayrılır. Bu mezheplerin mensupları, bazı farklı görüşlerine rağmen Müslüman’dırlar.
“Gulat-ı şia”  denilen bir kısım mezhepler de vardır ki bunlar dinin temel ilkelerinden bir kısmını inkâr ettikleri için Müslümanlıkla alakaları kalmamıştır. 
 İlk dönemlerde ortaya çıkan fıkıh mezheplerinin bir kısmının bugün mensubu bulunduğu halde bir kısmının mensubu kalmamıştır. Mensubu bulunan mezheplere “Yaşayan Mezhepler”, mensubu bulunmayan mezheplere ise “Yaşamayan Mezhepler” adını veriyoruz.
 
Yaşayan Fıkıh Mezhepleri : 
Bugün itikatta: Maturudiyye, Eş’ariyye ve Selefiyye mezheplerine mensup olan Müslümanlar, amelde Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinden birine mensup olarak yaşamaktadırlar.

  İtikatta mezhebi Şia olanlar ise amelde Caferiyye veya Zeydiyye mezheplerinden birine mensup olarak yaşamaktadırlar. 

Yaşamayan Fıkıh Mezhepleri
Bazı fıkıh mezhepleri vardır ki, bunların bugün mensubu bulunmamaktadır. Taberi, Sevri, Evzai, Zahiri mezhepleri bunlara misal olarak verilebilir. Bu mezheplerden bazılarının fıkıh kitapları günümüze kadar gelmiştir. Bir kısım mezhep imamlarının görüşleri ise ancak hilaf kitaplarında bulunabilmektedir. 


Yazarın Diğer Yazıları