Din Mutluluktur

Yazımızın başlığına koyduğumuz “Din mutluluktur” cümlesi, ismi bizde mahfuz çok sevdiğimiz bir ağabeyimize aittir. “Din mutluluktur” cümlesinde söz konusu edilen “Din” kelimesinden kastedilen, elbette bir tevhid dini olan İslâm dinidir. Çünkü, ehli kitabın inanmış olduğu dinler olan Hıristiyanlık ve Yahudilik dinlerinin asılları bozularak tahrif edilmiş oldukları için, artık bu dinler mevcut halleriyle bağlılarını mutlu ve huzurlu edememektedirler.


Bu gerçekliği, yani inanan insanların her halükârda, her durumda ve ortamda mutlu olacakları gerçekliğini, asrımızın en büyük mütefekkirlerinden biri olan Said Nursî hazretleri bir cümlesinde çok enfes bir şekilde şu şekilde ifade etmektedir: “İnanan insan zindanda da olsa bahtiyardır, inanmayan insan ise saraylarda da olsa bedbahttır.”


Ya kâmil manada bir inanca sahip olmayanlar, ya da inandıkları halde inançlarını yaşadıkları hayata hâkim kılamayanlar… Dolayısıyla, kendilerini dünya ve âhirette mutlu edecek yanıbaşlarındaki İslâm nimetinin farkında olamayanlar. Onların hayatları ne yazıktır ki, maazallah baştan sona stres ve kaoslarla doludur.


Evet, din, yani Müslümanlığımız hamdolsun bizlerin en büyük mutluluk ve sürur kaynağımızdır. Bu anlamda Rabbi Teâlâ’nın bizleri iman nimetiyle şereflendirmiş olması, kelimenin tam anlamıyla tam bir lütfu ilahidir. Genel anlamda bizler, konumumuz itibarıyla inançlarımız uğruna sahabe efendilerimiz gibi bir bedel ödemedik. İslâm nimetini Rabbimizin lütfuyla hemen yanıbaşımızda bulduk. Bundan dolayı Rabbimiz(cc)e ne kadar hamdetsek, ne kadar şükretsek yine de az gelir.

Bizler maazallah, ya, toprakları buram buram İslâm kokan böyle bir coğrafyada doğmamış olsaydık, ya da İslâm’dan bihaber bir aileden gelerek, İslâm’ı tanıyamadan bu günlere gelmiş olsaydık, kim bilir halimiz nice olurdu. Dolayısıyla, Rabbi Teâlâ tarafından bizlere bahşedilen iman nimeti bizlerin en büyük huzur kaynağımızdır.


Samimi anlamda Allah(cc) ve âhiret gününe iman eden insanların hayatlarında hiçbir zaman boş alan yoktur, olamaz. Çünkü bu çizgi ve bu derecede bir imana sahip olan bir Müslümanın hayatı her anlamda hep dolu doludur. Söz konusu bu çizgideki takvalı bir Müslüman, hayatının her alan ve safhasında ya kazanır ya kazanırdır. Çünkü bu çizgideki samimi Müslümanların başlarına herhangi bir felaket gelse sabrederek, “Senden gelen hoştur bana” diyerek, başlarına gelen felaketin kendileri için hayr olduğunu ifade ederler.


Şöyle bir etrafımıza baktığımızda, gerçekten de dünyanın en mutlu ve en huzurlu insanları samimi Müslüman insanlardır. Öyleki, onların hayatlarının her alanı cıvıl cıvıldır. Bu çizgide ve böyle bir inanca sahip olan insanların en karakteristik özellikleri, külfet veya nimet farketmez, hayata hep pozitif amaçlı olarak bakabilmiş olmalarıdır.


Bu tür insanlar, kendilerine Allah(cc) tarafından verilen her şeyi cana minnet olarak kabul ederek gönül huzuruyla eyvallah derler. O takvalı mü’minler nimet veya musibet farketmez, kendilerine Rableri tarafından verilen her şeyi bir merhameti ilahi olarak görerek, aynen Erzurumlu İsmail Hakkı Hazretlerinin ifade ettiği gibi: “Hak şerleri hayr eyler, Zannetme ki gayr eyler. Ârif anı seyreyler... Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler.” derler.


Efendimiz(sav) mü’minlerin bu özelliklerini hadisi şeriflerinde ne güzel ifade buyurmuşlardır: “Mü’ minin hayranlık verici bir hali vardır ki, bu hal başka hiçbir kimsede bulunmaz. O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur. (Müslim, Zühd, 64)


Netice itibarıyla din mutluluktur. Müslüman olmayanlar, Müslümanların dinlerinin gereklerini yerine getirdikleri zaman duydukları manevî hazzı bir bilseler, bu hazzı tatmak için, belkide dünyalarını feda ederler. Ne mutlu, inançlarından dolayı mutlu ve huzurlu olabilen bahtiyar Müslümanlara…

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları