Gönül Coğrafyamızın Hâli Pür Melali

Gönül coğrafyamızı oluşturan İslâm dünyası bugün belki de tarihinin en problemli ve en kargaşalı dönemlerini yaşamaktadır. Bugün, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar, farklı kıta ve coğrafyalarda yer alan nice İslâm beldeleri maddî-manevî birçok sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. İslâm dünyasını bir baştan bir başa âdetâ bir ahtapot gibi saran sorunlar yumağının çözümü de, ne yazık ki kısa vadede o kadar kolay gözükmemektedir. Zira küresel emperyalist güçler, imkânları nispetinde bizi bize bırakmak istememektedirler.


İçerisinde birazcık olsun iman heyecanı olan bir Müslüman, gönül dünyamızı oluşturan İslâm dünyasının acınacak bu haline nasıl kayıtsız kalabilir ki? Bugün İslâm coğrafyasında akan en fazla kan Müslüman kanıdır ve en ucuz hayatta maalesef ki maalesef Müslümanların hayatıdır. Öyle ki, İslâm ülkelerinin birçoğunda yaşanan iç savaşlar yüzünden, bu ülkelerde günde üç-beş hadisenin yaşanıyor olması ve bunların sonucunda onlarca-yüzlerce kişinin yaralanması ve onlarcasının da ölmesi, artık alıştığımız normal olağan hadiseler olarak kabul edilmektedir.


Ortalama olarak toplamda bir buçuk milyar nüfusa sahip olan İslâm dünyasının, bugün hemen hemen belki de sorunsuz tekbir devleti yok gibidir. İslâm Dünyası bu acınası konuma elbette hemen bir anda gelmemiştir. Gelinen bu noktada yüzyılların ihmalkârlıkları ve yüzyılların sürüklediği iç ve dış sorunlar vardır.


Bilindiği gibi, İslâm dünyasındaki duraklama ve gerilemenin birçok siyasî-sosyal ve ekonomik sebepleri vardır. Vakıa, nasıl ki bir medeniyetin doğumu, kuruluş ve yükseliş olmak üzere yıllar alırsa, İslâm medeniyetinin gerilemesi de hemen bir anda olmamıştır.


İslâm dünyasındaki gerilemenin sebeplerinden birisi olarak, 1096 yılında başlamış bulunan Haçlı seferleri gösterilmektedir. XIII. yüzyıl ortalarında Anadolu’yu bir baştan bir başa saran Moğol istilasının yaşanmış olması, İslâm dünyasının gerilemesinde çok daha etkili olmuştur.


Moğolların İslâm dünyasında oluşturdukları siyasî ve kültürel tahribatlar Selçuklu ve daha sonraki dönemlerde kurulan Müslüman devletlerce sarılmaya çalışılmıştır. Osmanlı Devleti döneminde ise, özellikle de yükseliş döneminden XVII. yüzyılın ortalarına kadar geçen sürede, Osmanlı Devletinin Batıya karşı üstünlüğünü kısmen de olsa koruyabildiğini söyleyebilmek mümkündür.


18. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa devletlerinin birçoğunda Sanayi inkılâbı sürecinin yaşanması ve bu sürecin Osmanlı Devleti ve diğer İslâm coğrafyalarında yaşanmamış olması, genel anlamda İslâm dünyasının Batı karşısındaki mağlubiyetinin temelini oluşturmuştur. Sonrasında, sömürgeci Avrupa devletlerinin, içlerinde İslâm ülkelerinin de yer aldığı birçok devleti sömürge konumuna getirmiş olmaları gerçekliği vardır. XIX. yüzyılın sonları, Avrupa devletlerinin sömürgecilikte en geniş coğrafyalara sahip oldukları yıllar olarak tarihe geçmiştir.


Bugün, Avrupalı sömürgeci devletler tarafından sömürge konumuna getirilen bu devletlerin birçoğu, II. Dünya savaşından sonra şeklen de olsa bağımsızlıklarını kazanmış bulunmaktadırlar. Fakat ne var ki, sadece siyasî yönden bağımsızlıklarına kavuşmuş olan bu ülkelerin birçoğu, çok zengin yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip oldukları için, küresel emperyal güçler tarafından doğrudan veya dolaylı olarak bir şekilde sömürülmeye devam edilmektedirler. Dünün sömürge ve bugünün de sadece siyasî yönden bağımsız devleti olabilen birçok İslâm ülkesi, ekonomik, askerî ve kültürel bakımdan daha tam anlamıyla bağımsız olamamıştır.


Netice itibarıyla ifade edecek olursak, mensubu olduğumuz gönül coğrafyamız bugün kahredici bir şekilde param parçadır. Âdetâ bir yangın yeri gibidir. Nasıl ki gönül coğrafyamızın bu hale gelmesi on yılların belki de yüzyılların birikimi ise, yeniden ayağa kalkması da on yılları, hatta belki de yüzyılları bulabilecektir. Bu bir süreç işidir ve bizler inanıyoruz ki Allah(cc) mutlaka nurunu tamamlayacaktır. Burada önemli olan herhalde, yeniden inşa edilmeye başlanan inanç sarayımızda, bizlerin de karınca kaderince bir kürek harcımız olabilecek midir? Önemli olan, asıl olan, belki de en zor olan budur diyoruz vesselâm…

 

Yazarın Diğer Yazıları