Yusufcuk

Soğuk bir kış günü rastladım Yusufçuğa. Mart ayı ve bir iş dönüşüydü. Kanadının biri kırılmış, kuyruğu koparılmış şekilde, kanlar içerisinde küçük bir çocuğun ellerinde can çekişiyordu. Bu tabloya nasıl seyirci kalırdı insan? Yusufçuğun acısını, feryadü figanını gönlümde hissetmemi nasip etti Rabbim. Biliyordum ki duymak kulaktan önce vicdanın işiydi.


Akşamın geç vakitlerinde bulabildiğim bütün veteriner numaralarını aradım, Yusufçuğun durumunu anlatıp ne yapabilirim diye sordum. Kanayan yaralarını pansuman yapıp ona dualar okuyup sabahladıktan sonra ilk işim Yusufçukla veterinerlere gitmek oldu. “Ölür bu yaşamaz, altı üstü bir kuş” diyorlardı. Pes etmeden dört veterinere göründü Yusufçuk.


Yusufçuğun yaralarını, merhemi dualarla karıştırarak sardım, ağzına şırıngayla mama ve su verdim. Onunla konuştum, acıların dinecek sevgili Yusufçuk dedim. Allah’ın verdiği ömür kadar yaşadı. Ben içimde bir huzur hissettim. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştu; ”Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Tirmizi)Şefkat ve Merhamet Peygamberi Efendimiz (sav) on bin kişilik muhteşem ordusuyla Arc mevkiinden hareket edip Talûb’a doğru giderken, yolda yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek görünce, hemen ashâbından Cuayl bin Sürâka’yı yanına çağırarak onu bu köpek ve yavrularının başına nöbetçi dikmiştir. Sonra da onların İslâm ordusu tarafından ürkütülmemesi husûsunda tembihte bulunmuştur. (Vâkıdî, II, 804)


Ve yine Allah Resulünün bildirdiği üzere, susuzluktan soluyan bir köpeğe su veren günahkar bir kimse sırf merhameti sebebiyle günahları affedilerek cennete nail olmuştu da buna mukabil bir kediye merhametsiz davranarak onun açlığına aldırış etmeyen bir kadın da cehenneme düçar kılınmıştı.

Bizler şefkat ve merhamet Peygamberinin ümmetiyiz. Bizler yaralı kuşlara, hasta hayvanlara ve göç edememiş leyleklere bakmak için tedavi merkezleri kurmuş, bunun için vakıflar oluşturmuş Osmanlı torunlarıyız.Şâir Firdevsi de Şehname adlı eserinde, bir karıncanın bile hukûkunu koruyacak kadar hassas bir gönle sahip olmanın lüzûmunu ne güzel ifâde eder:“Bir yem tânesi çeken karıncayı dahî incitme! Çünkü onun da canı vardır. Can ise, tatlı ve hoştur.”


Bu imtihan dünyasında, Cenab-ı Hakk’ın rızasının bazen büyük, bazen orta, bazen de küçük bir şeyde gizli olduğunu unutmamalıyız. Gazabı için de aynı durum geçerlidir. Bu sebeple Cenab-ı Hakk’ın rahmetini celbedecek en ufak bir hayrı bile ifaya gayret göstermeliyiz. (Allah ‘ım bizlere zikrini duyamadığımız o ağaçlara, o hayvanlara Peygamberimizin gösterdiği merhametle yaklaşabilmeyi nasip et. Amin!..)


Yazarın Diğer Yazıları