NEVÂ, 50./XI.

 

NEVÂ, 50./XI.

RUM (ROMA-BİZANS) SURESİ VE DÜŞÜNDURDÜKLERİ! (devam)

 

YARATILIŞ VE YAŞAM SÜREÇLERİ BİR BİR DİLE GETİRİLEN İNSANOĞULLARI, İLÂHÎ MESAJLARI ALMAK İÇİN ACABA DAHA NEYİ BEKLİYORLAR?

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

 Zâtında Rahman, fiîlinde Rahîm olan Allah adına, Allah’ın ismi ile.

 

 اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْد قُوَّةٍ ضَعْفاً وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ {54}

Sizi ilk önce biçare bir şekilde zayıf olarak yaratıp, sonra bu zayıflık döneminizin ardından, size güç ve kuvvet veren; Sonrasın da ise o güçlü-kuvvetli döneminizin ardından, sizi ak saçlı-güçten düşmüş bir ihtiyar haline getiren Allah’tır! (Allah’ın koyduğu fıtrat yasalarıdır. Esasen) O’ Allah’ dilediğini, dilediği şekilde yaratma güç ve bilgisine sahip olan, yegâne yaratıcıdır! 30/ 54.

 

ضَعْفٍ  – Dağfin” Arapça olan bu kelime lügatte, Zayıflık, Biçârelik, Muhtaçlık, Eş ve benzerlik gibi manalara gelmektedir. (Ahterî). Biz 54. âyet metninde üç defa geçen bu kelimeye, kalıp ve konumunu da hesaba katarak “Sizi ilk önce biçare bir şekilde zayıf olarak yaratıp, sonra bu zayıflık döneminizin ardından size güç ve kuvvet veren; Sonrasın da ise o güçlü-kuvvetli döneminizin ardından, sizi ak saçlı-güçten düşmüş bir ihtiyar haline getiren Allah’tır!” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

 

Bir şeyin zayıf olması demek; O varlığın, varlığını ve hayatiyetini devam ettirip geliştirebilmesi için, başkasının yardımına ihtiyaç duyması demektir. İnsanoğlunun yaşam sahnesine adım atmadan önceki halini,[1] bir düşünelim! İşte bu durumda iken, yani henüz insan yavrusu bile denemeyecek bir durumda, en zayıf dönemini yaşarken, Rabbimizin Rahmet ve merhamet sıfatının bir yansıması olarak, Onu anne karnındaki “Rahîm[2] denilen bir keseciğin içerisinde korumakta olduğunu görüyoruz. Bu husus Zümer suresinde şöyle ifade edilmektedir: ..O’Allah “Sizleri annelerinizin karınlarında, üç karanlık katman içerisinde koruyarak, peş peşe yaratılış safhalarından geçirmektedir. krş. 39/6.”

 

İnsanoğlunun ana ramindeki serüveninin ardından tarih sahnesine gözünü açtığı ilk dönemde de bu zayıflık durumunun devam ettiğini görüyoruz! İşte zayıf durumunun devam ettiği tarih sahnesine merhaba dediği bu ilk günlerde de, insanoğlu Yüce Yaratıcının Rahîm sıfatının bir tecellisi olarak annenin iç benliğine nakşettiği annelik duyguları sayesinde ihtiyaç duyduğu desteği hemen yanı başında hazır bulmaktadır!

 

شَيْبَةً  – Şeybeh” Beyaz saç, Ak saçlı ihtiyar, Üzerine kar yağmış dağ başı, saçı sakalı ağardığı için ihtiyarlığa merdiven dayamış kişi, Noksan ve işe yaramaz nesne, Eğlence ve şaka aracı.

Zıt kavramlı olarak da, kullanılan bu kelime, bu yönü ile “Şâabbün” kalıbında, henüz evlenmemiş genç ve gençlik gibi manalara da gelmektedir. (Ahterî+Lisanul’Arap)

 

Yüce Yaratıcı, bu 54. âyette, insanoğlunun yaşam serüvenini ana rahminden başlayarak, ihtiyarlığın son dönemine kadar kısaca özetlemiştir. Yani insanoğlunun en zayıf dönemi olan ana rahmindeki, durumu, arkasından doğumdan sonraki, bebekliği ve arkasından gençlik yıllarındaki güçlü kuvvetli hale geldikten sonra tekrar yaşlanıp güçten düşerek nihayet yaşamın son safhasını dile getirmektedir. Böylece Kurân’ın o eşsiz îcâzı sayesinde, bir satırlık kısacık bir âyette insan yaşamının bütün safhalarının hayatın devir-daim döngüsü içerisinde özetlenmiş olduğunu görüyoruz.

 

 

Esasen bu âyette, ezelî olmayıp hâdis, yani sonradan yaratılmış olan Evrenin yaratılış ve yaşam döngüsüne bir atıf yapılmış olduğu düşünülebilir! Elbette ki burada, Rabbimizin neyi murat ettiğini en iyi kendisi bilir! Ama burada sanki insanın yaşam serüveni üzerinden, Kâinattaki döngüye de bir atıf yapılmış gibidir: Şöyle ki, insan nasıl doğup büyüyüp, geliştikten sonra, fiziki olarak önce bir duraklama dönemi, sonra da gerileme ve nihayetinde, toprağa karışarak yok olma dönemi yaşıyorsa; aynı kaderi, diğer varlıkların, hattâ üzerinde yaşadığımız bu mavi gezegenin de içerisinde bulunduğu, devasa kozmik sistemin yaşamasının da kaçınılmaz olduğu mesajı verilmiş olduğu zannındayım!

 

Bizim böyle düşünmemizin sebebi: bundan sonra gelen 55. âyetin kıyametten bahsediyor olmasıdır. Kıyamet yeniden ayağa kalkış, yeni bir sistem-düzen demek olduğuna göre, bu yeni sistem yok olan eskinin yerine kurulacaktır. İşte bunun için dünyamızın da, bir parçası olduğu mevcut kozmik sistem, (yıpranmış eski bir sistem olarak) tıpkı bir insan ömrü gibi sona erecek ve yerine bizim öbürdünya dediğimiz, yeni bir sistem kurulacaktır. Bizim kültürümüzde ve inancımızda var olan, ilâhî mahkeme, hesap-kitap, cennet-cehennem gibi kavramlar, âhiret olarak isimlendirilen, bu yeni sistemin kapsamında olacaktır. (Allah’u âlemü bi murâdihî!)

 

 وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ {55} وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَالْإِيمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِلَى يَوْمِ الْبَعْثِ فَهَذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلَكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ {56}

Nihayet ölümden sonra tekrar dirilme zamanı (kıyamet) gelip, dünya hayatını haksızlık ve zulüm yaparak-cürüm içinde tüketenler, tekrar diriltildiklerinde,“dünyada ancak çok kısa bir süre-bir saat kadar yaşadıklarına” yemin ederek, bunlar (dünyada iken, devamlı gerçeği tersyüz ettikleri gibi) orada da, gerçeği tersine çevirmeye yeltenirler-yelteneceklerdir!

 

Buna karşılık, kendilerine Allah’ın lütfettiği öğrenme ve inanıp güvenme kabiliyetini yerinde kullananlar: “Sizler Allah’ın kitabındaki İlâhî mesajları alma konusunda, boşu boşuna bekleyip durdunuz. Nihayet Allah’ın kitabında haber verilen o tekrar dirilme günü de, işte gelip çatmış oldu! Fakat siz bunu bir türlü anlamak istemediniz!” diyeceklerdir. 30/ 55. 56.

 

السَّاعَةُ  – Essâah ” Güzel Türkçemizde “saat” olarak kullanılan bu kelime Arapçada da aynı mana da kullanılmanın yanı sıra, Arapların dini literatüründe ve dolayısı ile de, literatüründe genellikle biraz farklı manalarda kullanılmakta olduğunu da görüyoruz! Şöyle ki: Bu saat kelimesiyle, Kurân’da ya âhiretin başlangıcı sayılan kıyametin, ya da, hâlen yaşadığımız dünyamızın sonunu getirecek olan, kıyamet öncesi yıkım ve yok olmanın kastedilmiş olduğunu görüyoruz. Yine bu saat kelimesi ile bazen de kinaye olarak çok kısa zaman diliminin kastedildiğini de görüyoruz.

 

Bu 55. âyette iki defa geçen saat kelimesi, mârife, yani belirli olarak “essâah” şeklinde kullanıldığı için birinci, yani âhiret hayatının başlangıcı olan gerçek kıyamet manasında kullanılmıştır. Onun için biz âyet mealinde bu kelimeye “Nihayet (kıyamet) yani ölümden sonra tekrar dirilme zamanı geldiğinde” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk. Fakat aynı ayette ikinci defa nekre, yani belirsiz olarak “sâah” şeklinde geçen bu saat kelimesine “dünyada ancak bir saat kadar, yani çok kısa bir süre yaşadıklarına” yemin ederler!” şeklinde metaforik bir mana vermeyi uygun bulduk!

 

يُؤْفَكُونَ  – Yüfekûn” Bu fiil’in kökü masdarı “İfk” kelimesidir. Lügat manasına gelince: Yalan, Yalancılık, Yalancı, Gerçeği tersyüz etmek, Hakkın-gerçeğin üstünü, yalanla, iftira ile hukukun ve adaletin üstünü de, zulümle örtmek, Herhangi bir şeyin içini dışına, altını üstüne çevirmek, (örneğin “kişinin pantolonu kafasına geçirip, gömleği ayağına geçirmesi gibi” manalara gelmektedir. Ahterî+Lisanul’Arap).  55. âyetin son kelimesi olarak geçen bu “Yüfekûn” kelimesine, biz mealde Bunlar (dünyada iken, devamlı gerçeği tersyüz ettikleri gibi) orada da, gerçeği tersine çevirmeye yeltenirler-yelteneceklerdir!” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

 

Bu 55. ve 56. âyetlerden anladığımıza göre, zaman kavramı göreceli bir kavramdır. Yani bir insana göre çok uzun olarak algılanan bir zaman dilimi, başka bir insana göre, kısacık (bir saat gibi) algılanabiliyor! Baksanıza dünyada iken çok uzun (ortalama 80 yıl kadar) bir ömrü, sorumluluk duygu ve bilincinden uzak, zevkü-sefa içinde geçiren insanlar, âhirette hesap günü ile karşılaşınca “dünyada ancak çok kısa bir süre, yani bir saat kadar yaşadıklarına, yemin edeceklerdir!” 

 

Dünyada iken ellerine geçirdikleri her fırsatı değerlendirerek, insanları sömüren, sömürdükçe de semiren mutlu azınlık ve onları destekleyen hak-hukuk katili hırsızlar, yolsuzlar ve yalancılardan oluşan bu insanlar: İlâhî mahkemede, dünya da yaptıklarının hesabı sorulmaya başlanınca, dünya hayatının kısalığından dem vurmaya başlamaktadırlar. Bununla da, dünyada iken kendilerine fırsat verilmediğini ima etmek istemektedirler! Çünkü bu adamlar, dünya da iken hep gerçeği tersyüz etmeye alıştıkları için, âhirette de, aynı yöntemi kullanmak isteyeceklerdir. Yani dünyada yaşadıkları (ortalama 80 yıl kadar süren) uzun bir ömrün bir saat kadar sürdüğü konusunda yemin ederek, kendi yalanlarına Allah’ı da, şahit tutmaya yelteneceklerdir! Öyle ya! Dünyada hep bunu yaparak gerçeği tersyüz edip, insanları aldatmışlardı!

 

Buna karşılık, dünya da iken sorumluluk duygu ve bilinci ile hareket edip, hak ve hukuka saygılı dürüst bir yaşam süren insanlar, dünya hayatının kısalığı, yani kendilerine fırsat tanınmadığı gibi bir bahanenin arkasına sığınmadan, yüzlerinin akı ile İlâhî mahkemeden aklanarak çıkacaklardır! Üstelik bu insanlar, dünya hayatının kısalığını bahane ederek, gerçeği tersyüz etmeye çalışan cürüm sahibi insanlara da, “Sizler Allah’ın kitabındaki İlâhî mesajları alma konusunda, boşu boşuna bekleyip durdunuz. Nihayet Allah’ın kitabında haber verilen o tekrar dirilme günü de, işte böylece gelip çatmış oldu! Fakat siz bunu bir türlü anlamak istemediniz” diyeceklerdir.

 

Dünya hayatında iken, yandaşlarının yardım ve yalancı şahitlikleri ile gerçeği tersyüz etmeye, yani haksız iken haklı çıkmaya alışmış olan, sorumluluk duygu ve bilincinden mahrum olan bu insanlar, âhiretteki İlâhî mahkemede işlerin dünyadaki gibi yürümediğini görünce, birçok mazeret uydurmaya yelteneceklerdir! Fakat aşağıdaki âyet, bu insanların öne sürmeye çalıştıkları o sahte mazeretlerinin kendilerine hiçbir yarar sağlamayacağını haber vermektedir:

 

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يَنفَعُ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ {57}

(Görüldüğü-görüleceği gibi) Dünyada iken zulmü, haksızlığı-hukuksuzluğu, hayat tarzı haline getirenlerin, (orada-âhirette) ileri sürecekleri hiçbir mazeretin, kendilerine kesinlikle faydası olamayacaktır. Üstelik o günde kendilerini düzeltmeleri için, boşu boşuna yorulmuş olacaklardır! 30/57.

 

Yukarıda da görüldüğü gibi, bu âyetlerde karşımızda bir insan profilinin ana hatlarının belirdiğini görüyoruz! Söz konusu âyetlerde karşımıza çıkan bu insan profilinin en karakteristik özelliği, hiçbir halükârda kendi elleri ile yaptıklarının veya emir vererek yaptırdıklarının yâhutta bir şekilde sebep oldukları, fiil ve eylemlerindeki olumsuzlukların sorumluluğunu bir türlü kabul etmemeleridir! Hâlbuki bu insanlar dünyada vuku bulan kendilerinin dahli olmadığı iyiliklerin bile hemen tümüne sahip çıkmaktadırlar! O kadar utanmaz o kadar istismarcı o kadar ikiyüzlüdürler ki,  sanki suratlarındaki deriler manda derisinin en kalın yerlerinden imal edilmiştir! Çünkü bilfiil yaptıkları veya yapılmasına emir verip sebep oldukları bu kadar olumsuzluk, haksızlık-hukuksuzluk ve zulme rağmen bunların yüzleri hiç kızarmaz!!

 

Kısacası Kurân’ın ifadesine göre bun insanlar sanki “Yaptıklarının tüm sorumluluğunu, Allah ve Âdemin üzerine yıkmaya çalışıp kendini temize çıkarmaya çalıştığı için Allah’a iftira eden İblis[3] gibidirler. Yani yaptığı her kötülüğün sorumluluğunu her hâlükârda üzerine atacak birilerini bulmakta oldukça mâhir olan bu insan tipi, eğer etrafında yaptıklarının sorumluluğunu yükleyecek birilerini bulamazsa, O zaman iblisvârî bir pişkinlikle, sorumluluğu kaderin, fıtratın üzerine atarak Allah’a iftira etmekten bile çekinmez! Bu haliyle bu insan tipi, sanki Kurân’da ifade edilen insan şeytanından başka bir şey değildir! (krş. 114/6.)

 

İşte yukarıdaki 55. âyette bu insanların kendilerine dünyada yeteri kadar zaman verilmediğini ima edercesine “biz dünyada ancak bir saat kadar yaşadık”  diyerek (ortalama) seksen senelik bir ömrü yok sayıp burada da sorumluluğu Allah’ın üzerine yıkmaya çalıştıklarını-çalışacaklarını görüyoruz! Ve 56. âyetteyse, “İlâhî gerçeği tersyüz etmeye alışan” bu insan tipinin dünya hayatında başarı ile uyguladığı için alışkanlık haline getirdiği sorumluluğu hep başkalarına yıkma alışkanlığını âhiretteki İlâhî mahkemede bir kez daha sürdürme gayreti içinde olduğunu görüyoruz!

 

Fakat Dünyada iken başarı ile uyguladıkları, kendi sorumluluklarından kaçıp zeytinyağı gibi hep üste çıkma ve sorumluluğu hep başkalarına yükleme alışkanlığının, âhiretteki İlâhî mahkemede işe yaramadığını-yaramayacağını bize 57. âyet şöyle haber vermektedir: “Dünyada iken zulmü, haksızlığı-hukuksuzluğu, (yalanı-talanı hırsızlığı-yolsuzluğu) hayat tarzı haline getiren zalimlerin, âhirette ileri sürecekleri hiçbir mazeretin, kendilerine kesinlikle faydası olamayacaktır. Üstelik bu insanlar, o günde kendilerini düzeltmeleri için, boşu boşuna yorulmuş olacaklardır!”

 

Son günlerine yaklaştığımız Kur’an ayı Ramazan sebebiyle bir daha hatırlatıp-çağrıda bulunmak istiyorum! “EEeyyy...! Her gün  “Lâ İlâhe illallah” diyerek, dilleri ile Müslümanlık iddiasını dillerinden düşürmeyen değerli din kardeşlerim! Ve ey Yeryüzünde birlikte yaşamak zorunda olduğumuz insan kardeşlerim! Kendi hevâ’ü heveslerinizden doğan[4], uydurduğunuz dinler adına cehenneme çevirdiğiniz[5] bu mavi küredeki İlâhî sistemi, tahrip etmeye daha ne kadar devam edeceksiniz? Sizler bir türlü kabul etmek istemeseniz de, artık duvara toslamış durumdasınız! Lütfen sonu cehennem olan bu yoldan dönmeniz için bu son çağrıyı duyunuz!.. Ve Yüce Yaratıcının kurtuluşunuz için insanlığın ufkuna indirdiği İlâhi çağrının-Kurân’ın mesajlarına kulaklarınızı gönüllerinizi açınız! Eyy insanoğulları, sizler için dünyevî ve uhrevî huzurun kaynağı olan bu ilâhî mesajları almak için acaba daha neyi bekliyorsunuz?”

 

Bütün bu yorumlar, bizim vahyin gör dediği yerden bakmaya çalışıp da görüp elde edebildiğimizi düşündüğümüz yorumlarımızdır. Şu anda halen dünya kendi etrafında dönmeye devam ediyorsa ve eğer biz yeryüzünde cereyan eden olayları, Kur’an perspektifinden bakıp değerlendirmek istiyorsak! Bu durum Kurân’ı anlamamız için hâlâ bir fırsat ve hattâ belki de, son fırsat olabileceğini lütfen unutmayalım! Esasen içerisinde bulunduğumuz Kur’an ayı ramazan, bunun için çok iyi bir fırsat, belki de son fırsattır! Şayet sürçü kalem etti isek önce Rabbim’in af ve mağfiretini umarım. Sonra da siz değerli okuyucularımın hoşgörü, bağışlama ve ikazlarınızı esirgememenizi rica ederim!

(Gelecek yazımızda, Rûm, Roma-Bizans Sûresinin tefsir ve yorumuna, kaldığımız yerden devam etme ümidiyle hoşça kalınız)  Yaşar GÜLAÇTI. 26 Haziran. 2016. (21 Ramadan 1437) Hartlap/ K.MARAŞ.          yasargulacti@hotmail.com        

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] “Anılmaya değer bir varlık olarak, tarih sahnesine çıkıncaya kadar, insanın üzerinden belirsiz bir zaman dilimi, yani çok uzun bir süre geçmemiş mi idi? krş. 76/1.”

 

[2] Günümüzdeki biyoloji ilminin verilerine göre, insanoğlunun en zayıf döneminde insan ceninine yataklık yapan ana rahminin, desteğe ihtiyaç duyan cenin’in korunması için, üç katmandan oluşmuş olduğu tespit edilmiştir. Bunlar, birinci katman olarak, “Parametrium” ikinci (orta) katman olarak “Miometrium” son katman olarak da, “Endometrium” olarak isimlendirilmektedirler. Bu katmanlar, Rabbimiz tarafından, ısı, ışık ve su geçirmeyecek şekilde dizayn edilmişlerdir!

 

[3]  Krş. 7/16. ve 15/ 39.

 

[4] Krş. 25/43. ve 45/23.

 

[5] Bakınız eğer kendi ellerinizle yarattığınız bu dünya cehennemini hâlâ ilmelyakîn-görmek bilmek istemiyorsanız, (vallâhî)- muhakkak ki,  günü gelince (o âhiret) Cehennemi’ni çıplak gözle görecek (ve oraya gireceksiniz)! krş. 102/6. 7. 8.)

 

Yazarın Diğer Yazıları