Mezheplerin Ortaya Çıkış Sebepleri


İslam hukuku konusunda inceleme yapanlar, imamların nasları yorumlarken gelişi güzel hareket etmediklerini, aksine onlardan her birinin bizzat Kur’an ve Sünnet’ten hareketle kendi usullerini sistematize ettiklerini ve bu usul çerçevesinde nasları yorumladıklarını görürler. 

Bilindiği gibi, dinin esası ile ilgili meselelerde, yani itikadi konularda ihtilaf edilmesi caiz değildir. Ancak fer’i- ameli meselelerde ihtilafta bulunulmasına izin verilmiştir. Bu da hikmet gereğidir. 

Ayrıca Hz. Peygamber, ümmetini içtihat yapmaya teşvik etmiş,  isabet edenin iki, hata edenin ise bir sevap kazanacağını söylemiştir.

Yüce Allah, her olay hakkında bir nas göndermemiş, tali derecedeki meselelerin çözümünü müçtehitlerin reylerine bırakmıştır. Müçtehitler Kur’an ve Sünnet’in ışığında, ortaya çıkan yeni meseleleri içtihat yoluyla hükme bağlayacaklardır. Böylece Yüce Allah, müçtehitler vesilesiyle kullarının fikren yükselmesini, akli muhakemelerinin inkişafını istemiştir. 

Mezheplerin birden fazla olması İslam için bir kusur değil, aksine İslam için bir zenginlik, ümmet için de bir rahmet, genişlik ve kolaylıktır. 

Hicri dördüncü asrın sonlarına kadar mezhep taassubu yoktu. Bilmeyenler  bilenlerden  sorup öğreniyordu. Müslüman’lar hakikatin peşinde koşuyor, gerçeği nerede bulursa alıyordu. Özellikle Hicri Yedinci asırdan itibaren taklit ve taassup hastalığı yaygınlaşmış ve taklit en tabii yol kabul edilir olmuştur. Medreselerde talebelere delilli, mukayeseli kitapları okutmak yerine, sadece mezheplerin “müftâ bih” olan görüşleri okutulup ezberletilmiştir. Bu yüzden de taklitçi, ezberci bir nesil yetişmiştir.

19. yüzyıldan itibaren taklit ve taassuba karşı mücadele başlatılmış özellikle mezhep taassubunun yıkılmasına çalışılmış, içtihat teşvik edilmiştir.

 İslam büyüklerinin ve mezhep imamlarının görüş ve fikirlerinden faydalanmak aklın icabıdır. Atalarımız  “akıl akıldan üstündür” demişlerdir. Hakikate ancak fikirlerin çarpışması ile ulaşılır.

Fıkhın teferruatına ait meselelerde zaman ve mekâna göre bazı değişiklikler meydana gelebilir ki, bu sosyal hayatın bir gereğidir. Bu sebeple toplumda şartlar ve ihtiyaçlar değiştikçe, içtihâdî hükümlerin de değişeceği prensibi kabul edilmiştir. 

Böylece müçtehitlerin asrın ihtiyacına en uygun görüşü ile amel edilir ve insanlar sıkıntılardan kurtarılmış olur. 

İslam’da, fert ve toplumun dini, hukuki, iktisadi ve içtimai problemlerini çözmek, faziletli ve şerefli bir iştir. Bu problemler, ancak ilimde yüksek bir paye elde eden müçtehitlerce çözümlenebilir. Müçtehitler ise aynı konuda farklı içtihatlarda bulunabilirler. İşte bu farklı içtihatlar, zaman ve zemine göre, ümmet için rahmet olmaktadır. Bu farklılık, bir tefrika değil, aksine ümmet için bir rahmet ve zenginliktir.

Mezhepler, bir bölünme değil, aksine hakikate ulaşmak,  insanların sıkıntılarını gidermek için bir çözüm arama, kafa yormadır. 
Mezheplerin ortaya çıktığı hicri üçüncü asırdan itibaren İslam dünyasında ilimde, fikirde, sanatta, kültürde çok büyük gelişmeler olmuştur. Çünkü fikir ve içtihat hürriyetine önem verilmiş, fakihler yeni fikirlere hep açık olmuştur.

Mezhepler genel olarak hicri 3. Asırda ortaya çıkmıştır. Mezheplerin hicri 3. Asırda ortaya çıkmasında aşağıdaki sebepleri de sayabiliriz: 

a-Daha önceki müçtehitler, gerektikçe içtihat yaparlarken, bu devir müçtehitleri fıkhın bütün konularına içtihatlarını teşmil etmişlerdir.

b-Müçtehitlerin, içtihatlarının tedvin edilerek kitaplarda toplanmış olması. Bu sebeple müçtehitlerin içtihatları korunabilmiştir.

c-Fıkıh mekteplerinin ortaya çıkması ve mektep mensuplarının karşılıklı sözlü ve yazılı münakaşa ve münazaraları.

 d-Bu münakaşa ve münazara neticesinde müçtehitlere mahsus usul ve kaidelerin belirlenmesi, ortaya çıkması, yani “fıkıh usulü” ilminin yazılması.

 e- Hadis ve Rey medreseleri, bir başka adıyla Hicaz ve Irak Medreseleri. Bu medreseler, tabiin devrinde ortaya çıkmış ve fıkıh mezheplerinin doğmasına zemin hazırlamıştır. .

Kısaca söylemek gerekirse mezheplerin birden fazla olması İslam için bir kusur değil, aksine insanlar için bir rahmet ve zenginliktir. Yeter ki taklit ve taassup olmasın. Yeter ki insanlar hakikatin peşinde olsunlar ve en doğruyu bulmaya çalışsınlar.  


Yazarın Diğer Yazıları