Buruk Bayram

Rabbi Teâlâ’ya hamdolsun ki yaşadığımız hayatımızda, değerlendirebildiğimizde âhiret hazırlığımız adına bizler için büyük bir fırsat ayı olan Ramazan ayından sonra, bizleri bir kez daha Ramazan bayramı arifesine ulaştırdı. Ramazan ayı boyunca tuttuğumuz oruçlarımız ve kıldığımız teravihlerimizle, rahmet ayı olan Ramazanı olabildiğince değerlendirmeye çalıştık. Ve nihayet, geçmiş günahlarımızın affedilmiş olduğu i inancı ve sevinciyle bayram arifesine ulaşmış olduk çok şükür.


Bizler İslâm ümmeti olarak kaç zamandır bayramlarımızı buruk bir şekilde idrak ediyoruz. Çünkü İslâm ümmetinin fertleri olarak bizlerin her birimizin bir tarafları kırıktır. Bir taraflarımızın kırık olması ve yaşadığımız burukluğumuz, kişisel sorunlarımızdan daha çok belki de İslâm dünyasında yaşanan sorunlarla alakalı olsa gerektir. Hani, bir tarafları kırık olan insanların yüzde yüz coşkulu olmaları, gülüp oynamaları çok zordur. Deyim yerindeyse bu tür insanlar, aslında “gülerken ağlayan “ insanlardır. Yani, bu haleti ruhiye içerisinde olan insanlar, görünüşte şen şakrak olurlar ama içleri hep kan ağlar.


Maalesef, İslâm dünyası olarak bu yıl da Ramazan bayramına çok büyük sorunlarımız devam ediyorken girmek durumunda kaldık. Şu anda, belki de birkaç İslâm ülkesi hâriç, biladı İslâm’ın her coğrafyasında bayram arifesine rağmen hala kan ve gözyaşı akmaya devam etmektedir. Ne yazıktır ki, inanç coğrafyamızda yaşanan terör ve kaoslardan dolayı akan kan ve gözyaşları, rahmet ayı olan Ramazan ayında bile hız kesmemiştir. Ve bizler böyle bir psikoloji ile, böyle bir haleti ruhiye içerisinde Ramazan bayramı arifesine ulaşmış bulunuyoruz.


Fakat ne var ki, öyle de olsa, her şeye rağmen hayatlarımız bir şekilde devam ediyor. Bizler beşerizdir, istisnalar hâriç her birimizin kişisel zaaflarımız, yanlışlarımız ve eksiklerimiz vardır. Yani, ümmet olarak yaşadığımız bunca sorunlarımıza rağmen yine de gülüp eğlenebiliyoruz. Herhalde bu, beşer olmamızın, insan olmamızın bir sonucu olsa gerektir diyoruz.


Malum, Müslümanlar olarak bizler nefislerimizin her türlü hile ve desiselerine rağmen, Ramazan ayı boyunca oruçlarımızı tutarak nefislerimize karşı galip geldik. Arifesine ulaştığımız Ramazan bayramı, bizlerin bir anlamda nefislerimize karşı yaptığımız mücadeleyi kazanmamızın bayramıdır. Hani, Peygamberimiz(sav) hadisi şeriflerinde oruç tutan Müslümanlar için iki sevinç olduğundan bahsediyordu, iftar ve âhirette oruçlarının karşılığını aldıkları zaman olarak. Yukarıda da söz konusu edildiği gibi, bizler de hamdolsun, Rabbi Teâlâ’nın emirlerine uyarak Ramazan ayı boyunca bir ay oruç tuttuk ve inşallah günahlarımızın affedilmiş olması inancı ve sevinciyle bayramımızı idrak etmiş olacağız.


Bayramlarımızın olabildiği kadar kendi mecraları dâhilinde idrak edilmeleri gerekir. Gerçekten bayramlarımız bizler için sosyal dayanışmanın, kardeşliğin pekiştirilmesi adına bulunmaz bir fırsattır. Bu müstesna günlerde gönül yelpazelerimizi olabildiğince geniş tutarak, başta anne-babalarımız ve ailelerimiz olmak üzere, imkânlarımız nispetinde uzak-yakın bütün dostlarımızı ziyaret ederek onların gönüllerini alıp aramızdaki dostluklarımızı pekiştirmemiz gerekir. Artık, eskiye göre ekonomik ve teknolojik imkânlarımız artmıştır, her birimizin elinde telefon denilen muazzam bir iletişim aracımız vardır. Şu ya da bu sebepten dolayı, ziyaret edemediğimiz dost ve akrabalarımızı, hiç olmazsa telefonla arayarak onların da gönüllerini almamız çok kolay bir manevî kazanç olacaktır.


Fakat ne var ki, her konuda olduğu gibi bayramlarımızın idrak edilmesi noktasında da, kitle iletişim araçlarının yıkıcı etkisiyle çok büyük kültürel dayatmalarla karşı karşıya bulunmaktayız. Söz konusu bu dayatmalar sonucunda, bayramlarımız artık nerdeyse bir tatil modu içerisinde, aile ve dostlardan uzak olarak geçirilmeye başlanmıştır. Her konuda olduğu gibi, bu tür kültürel dayatmalara karşı da duyarlı olarak insanlarımızın aydınlatılması, bir Müslümanlık görevi olduğu kadar, aynı zamanda bir vatandaşlık görevimizdir.


Netice itibarıyla unutmamamız gerekir ki, toplumsal hayatımızda müstesna günler olarak kabul ettiğimiz bayramlarımız, sosyal anlamda olduğu kadar dini anlamda da değerlendirilmesi gereken çok kıymetli günlerimizdir. Bu günlerimizde, en yakınlarımızdan başlayarak en uzak dostlarımıza kadar, ulaşabildiğimiz herkesle bayramlaşarak onların gönüllerini alıp manevî kazanç devşirmemiz gerekir.


Hayırlı bayramlar…

Yazarın Diğer Yazıları