N E V Â 5I.

N E V Â 5I.

MÛMİN SURESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ!

Bu sure elimizde bulunan Mushaflarda “Hâ Mîm” harfleri ile başlayıp, biri birilerini takip eden yedi surelik bir gurubun ilkidir. İniş zamanı olarak; Allah Resulünün Medine’ye hicreti ile Mekke’deki ambargo yıllarının sonu olan bîset’in dokuzuncu yılı arasında bir tarih düşünülebilir! Buradan bakınca sure, kesinlikle Mekkî surelerdendir. Bugün ellerimizde bulunan Mushaflardaki sıralamaya göre kırkıncı sırada bulunan bu sureyi, bazı müfessirler iniş sıralamasında 58. Sıraya yerleştirmişlerdir.[1] Âyet sayısı ihtilaflı olmakla beraber[2], Türkiye’de basılan mevcut Mushaflarda, genellikle 85 âyet olarak dizayn edilmiştir.

 

Surenin ismi ile ilgili olarak bazı kaynaklarda, üçüncü âyette geçen “Ğâfir-bağışlayan” kelimesine istinaden bu sure Ğâfir suresi olarak adlandırılmıştır. Buna karşılık birçok kaynakta, Firavun’un yakınlarından olup Hz. Musa’ya inanan ismi meçhul bir mümin kişinin mücadelesini anlatan 28-45. âyetler aralığındaki kıssaya istinaden de, sure “Mûmin” suresi olarak adlandırılmıştır. Bu mülahaza ile bizde sureyi Mûmin suresi olarak kaydettik.

 

Tüm Kur’an sureleri gibi bu surenin konusu da öncelikle insandır. Yani: Bu surede biryandan insanın Yüce Yaratıcı karşısında haddini bilmesi ve küstahça böbürlenmemesi için insanoğlunun geçmişinden tarihi örnekler verilmektedir! Öbür yandan da, surede, insana, yaratılmışlar, özellikle de kendisi gibi yaratılmış olan diğer insanlara karşı ödev ve sorumluluğu hatırlatılmaktadır! Bu dünyada bir şekilde eline geçirdiği kamu otoritesine dayanarak, kendini Yüce Yaratıcının yeryüzündeki temsilcisi olarak gören[3]tüm zorba diktatörlere, kendilerinin ustası olan Firavun üzerinden mesajlar verilmektedir! Şimdi isterseniz! Bu mülahazalar ışığında, sureyi kısaca tanımaya çalışalım!

 

Surenin giriş bölümünde, genelde Vahyin, yani Kurân’ın özelde ise bu surenin, insanların günahlarını bağışlayan ve sonuçta da huzurunda hesap verecekleri, Allah tarafından indirilmiş olduğu beyan edilmektedir. 1. ve 3. âyetler aralığı. Durum böyle iken, bir şekilde kamu otoritesini ellerine geçiren insanlar nasıl olurda, ellerinde hiçbir delil olmadan Allah’ın âyetleri ile ilgili birtakım polemiklere girerler? Bu zorbaların mevcut konumlarına adlanılmamalıdır! Çünkü daha önce Nuh halkı ve onların peşlerinden gelen birçok topluluk da, aynı süreci defalarca yaşamışlardır. Allah’ın çok önemli görevler verdiği Melekler hata yapan insanlarla ilgili olarak bağış talebinde bulunurken, hatada ısrar eden toplulukların hepsi hakkında, İlâhi hüküm cereyan etmiştir! Üstelik bu adamlar mahşerde İlâhî hesapla karşılaşıp, haklarındaki hükümler infaz edilirken, çok büyük pişmanlık yaşayacaklardır!  4. ve 12. âyetler aralığı.

 

Bundan sonraki âyetlerde ise; Yeryüzünde insanlığın üzerinde tahakküm kurup zorbalık yapmaya çalışan otoriter diktatörlere, kâinattaki gerçek otoritenin sadece “Vâhidülkahhar” olan Allah’a âit olduğu beyan edilmektedir. 12. ve 16. âyetler aralığı. Daha sonrasında da, âhiretteki İlâhî mahkemede hiç kimseye haksızlık yapılmayacağı, beyan edildiğini görüyoruz! 17. ve 20. âyetler aralığı. Devamında ise, daha önce yeryüzünde hüküm sürmüş olan nice diktatörlerin, zorbaların, zalimlerin, hırsızların, yolsuzların, yalancıların, iftiracıların, “bir taraftan suret’i haktan görünürken, öbür yandan da, bukalemun gibi ortama göre renk değiştiren” sahtekârların sonunun nasıl olduğunu görmeleri için insanlar yeryüzünü dolaşmaya davet edilmektedir! 20. ve 22. âyetler aralığı.

 

Surenin bundan sonraki bölümlerinde ise, Musa as.’ın Firavun ve halkına elçi olarak gönderilmesi ile Firavunun saray ehlinden olup imanını gizleyen meçhul bir mümin’in hakk-hukuk ve adaleti savunmak için Firavun ve yandaşlarına karşı verdiği müthiş mücadele gündeme getirilmektedir! 23. ve 46. âyetler aralığı. Daha sonraki âyetlerde ise dünyada iken insanlığın kutsal değerlerini istismar edip insan yığınlarını sömürüp semiren, sahtekâr diktatörler ve onları sırtlarında taşıyan zavallı insan müsveddelerinin, cehennemde karşılıklı olarak biri birileri ile çekişmeleri gündeme getirilmektedir. 47. ve 54. âyetler aralığı. Bundan sonraki âyetlerde de, Vahyin yani Kurân’ın tebliğcilerine hitap edilerek onlara, “yeryüzündeki bu zorbalar ve onları karın tokluğuna sırtlarında taşıyan yandaşlarının yaptıklarına karşı” sabredip Allah’a sığınarak dirençli olun, denildiğini görüyoruz! 55. ve 63. âyetler aralığı.

 

Müteakip ayetlerde ise insanoğlunun hayat alanının çerçevesini oluşturan mavi gezegeni yaratıp yaşam için gerekli olan şartları meydana getiren Allah’ın, hayatı yarattığı gibi ölümü de yarattığı hatırlatılıyor! 64. ve 68. âyetler aralığı. Bu bölümü takip eden âyetlerde ise, yeryüzünde kendilerini yüce tanrının halifesi, oğlu veya gölgesi olarak lanse eden, şımarık asalaklar ve onları Allah’ın astları olarak gören zavallıların âhiretteki yürek dağlayan feryatlarından bahsedilmektedir. 67. ve 76. âyetler aralığı.

 

Sonrasında da, hitap tekrar Vahyin mübelliği olan, Kur’an tebliğcilerine dönerek, onlara; Yeryüzünde bir şekilde kamu otoritesini ellerine geçirip kendilerini tanrının halifesi, oğlu, temsilcisi veya gölgesi olarak lanse edenler ve onları Allah’ın astları olarak kabul eden kitlelerin yaptıkları zulüm ve haksızlıklara sabredip direnç göstermeleri tavsiye edilmektedir! 77. ve 78. âyetler. Surenin son bölümünde ise Tanrısız bilginin veya mucize-kehanet, büyü-tılsım gibi kuruntulara dayalı bilgisiz devlet ve toplum yönetiminin insanlığı perişan etmemesi için, insanlık âilesine sayısız Peygamberler gönderildiğinden bahsedilmektedir. 79. ve 85. âyetler aralığı. Yapmaya çalıştığımız bu tanıtımdan sonra, şimdi isterseniz âyet-âyet, kelime-kelime ele alarak bu mübarek surenin bizlere neler düşündürdüğünü görmeye çalışalım!

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

( Özünde Rahman, fiilinde Rahîm olan Allah adına, Allah’ın ismi ile.)

BU KUR’AN, BİLGİSİ VE GÜCÜ SONSUZ OLAN ALLAH TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR.

حم {1} - Hâ’ Mîm. [4]

 

 تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ {2} غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ {3}

BU İLAHÎ KELAMIN İNDİRİLİŞİ! Bütün yolların sonu Kendisine çıkan ve Kendisinden başka İlâh olmayan, keremi-cömertliği sınırsız, fakat cezalandırması çetin olan, Kendisine yönelip tevbe edenlerin hatalarını da bağışlayan, gücü ve bilgisi sınırsız Allah tarafındandır. 40/1.2.3.

 

Kurân’ın birçok yerinde teyit edilen “bu kitabın (yani Kurân’ın) Allah tarafından indirilmiş olduğuna dair bu tür beyanların bu kadar fazla tekrarlanmasının[5] bir sebebi olmalıdır diye düşünüyorum! Bu ve benzeri âyetlerle Kur’an hem Allah’ın kitabına hem de onu tebliğ eden elçiye yapılan sözlü saldırılara cevap vermektedir. Kurân’a yapılan bu saldırıların biri, cepheden ve soldan öteki ise, arkadan ve sağdan olmak üzere, iki cepheden iki farklı gurup tarafından yapıldığını görüyoruz!

 

Bunlardan birincisi: Allah Resulünün kendi çağdaşları tarafından yapılan saldırılardır. Onlar Allah Resulünün cinlerle konuşup, onlardan aldığı telkinlerle bu kitabın âyetlerini oluşturduğu, yahutta bu kitabı meydana getirmek için bazı yabancıların kendisine yardım ettiği ve benzeri ithamlarla, Kurân’a ve O’nun tebliğcisi olan elçiye saldırıyorlardı! Bu saldırılar, Allah Resulünün sağlığında, özellikle Kureyş kabilesinin tefeci bezirgânlarını oluşturan Ümeyye oğullarının zenginleri tarafından, açıktan-cepheden, direkt olarak şeytanî bir üslupla-soldan yani kötü niyetle yapılmaktaydı.[6] Kurân vahyinin devam ettiği bir dönemde meydana geldiği için yapılan bu tür saldırılar, Kur’an tarafından işte bu tür âyetlerle rahatlıkla püskürtülebilmiştir!

 

İkinci olarak Kurân’a arkadan ve sağdan yapılan saldırılara gelince; Bu saldırıları etkisiz hale getirmek birincisi kadar kolay olmamıştır ve olmamaktadır da! Bunun en büyük sebebi: Bu saldırganların sağdan, yani sureti haktan görünerek, ya bilgisizliğin ürünü olarak iyi niyetle yapmış oldukları saldırılar! Ya da, saldırganların arkadan kalleşçe ve sinsice yaklaşarak, gerçek niyetlerini belli etmeden yaptıkları saldırılardır! Kurân’a yapılan bu tür saldırılar, Emevilerin kuruluş döneminde, savaş meydanında mertçe bir savaşta yenileceğini anlayan Muaviye’nin akıl hocası Amr’ibni Âs’ın verdiği bir akılla Kurân’ı parçalayıp mızrakların ucuna takması ile başlamıştır. Sonrasında ise bu saldırılar, insanları Kurân’dan uzaklaştırmak için, Allah’ın kitabı ile insanların aralarına âdetâ setler çekilmesi şeklinde devam etmiştir. Sureti haktan görünerek, sağ taraftan yapılan bu sadırılar halen de devam etmektedir.[7]  

 

الطَّوْلِ  – Ettavl” Kudret, Güç, Zenginlik, Nimet veren, Fazilet ve uzun (yani sonsuz) ömür sahibi olmak gibi manalara gelmektedir. (Ahterî+Lisan..) Üçüncü âyette geçen bu kelimeye, âyet içerisindeki konum ve kalıbını da hesaba katarak biz “sınırsız güç ve bilgi” manası verdik. Buradaki sınırsız güç ve bilgi sadece bir varlık için söz konusu olabilir. Yüce Allah c.c. Zîrâ ancak Yüce Yaratıcı noksan sıfatlardan münezzeh olup, tüm kemal sıfatları ile muttasıftır. O’nun dışındaki varlıkların tümü yaratılmış olup, hiçbiri tamamen kemal sıfatları ile muttasıf değillerdir. Ayrıca Allah’ın dışındaki her varlık varlığını devam ettirebilmek için bir başka varlığa muhtaçtır. Sadece Allah’ her şey O’na muhtaç iken O’ hiçbir varlığa muhtaç değildir. Çünkü O’ “Ehad ve Samed” sıfatları ile muttasıftır. krş. 112/1. 2.

 

Görüldüğü gibi surenin bu ilk paragrafındaki âyetlerin ana mesajı! Bir takım insanların Kurân hakkında meydana getirmeye çalıştıkları şüphelerin yok edilmesi için “Bu kitabın, gücü ve bilgisi sınırsız olan Allah tarafından indirilmiş olduğunun” beyan edilmesi ile ilgilidir. Burada verilen diğer bir mesaj ise: Ey bu Kurân hakkında birtakım şüpheler yayarak O’na saldırmaya çalışanlar; hiç heveslenmeyin! Kesinlikle başarılı olamazsınız! Çünkü bu kitap Bütün yolların Kendisine çıktığı, Kendisinden başka İlâh olmayan, keremi-cömertliği sınırsız, fakat cezalandırması çetin olan, Kendisine yönelip tevbe edenlerin hatalarını da bağışlayan, gücü ve bilgisi sınırsız Allah tarafından indirildiği gibi, yine onun tarafından korunmaktadır!”

 

Biz de günümüzün en önemli (en eski olmasına rağmen) en güncel olayı olan, bu “İslam toplumunun Kurân’ın, yapmacık bir saygı gösterisi ile yetinip, günlük hayattan sökülüp geri plana atılmak suretiyle, âdetâ Mushaf kılıflarına hapsedilip, ölü kitabı haline getirilmesi konusunu”, tarihi arka planını da irdeleyerek, elimizden geldiği kadar, gündeme getirmeye çalıştık ve her fırsatta çalışacağız da!! Niyetimiz hiçbir kişi, gurup veya topluluğu itham etmek değildir! Sadece olayın ehemmiyetini yansıtmak istedik, istiyoruz! O kadar!

 

Bütün bu yorumlar, bizim vahyin gör dediği yerden bakmaya çalışıp da görüp elde edebildiğimizi düşünüp tespit edebildiğimizi zannettiğimiz yorumlarımızdır. Çünkü toplumda her insanın değerlendirme yapmak için bulunduğu pozisyon, onun değerlendirme sonuçları üzerindeki en etkili olgulardan biridir. Yani göreceğiniz şey, büyük ölçüde baktığınız yere, birde görmek istediğiniz şeye bağlıdır! Çünkü Yüce Yaratıcı “kişinin özgür tercihi ile seçip istediği şeyleri, kendisi için kolaylaştırırız!” buyuruyor. (krş. 92/7. ve 11. âyetler). Ve bir kere daha diyoruz ki, her konuda olduğu gibi, bu konuda da söylenecek son söz, “Elbette ki Allah en doğrusunu bilir” sözüdür.

 

( Gelecek yazımızda, Mümin sûresinin tefsir ve yorumuna kaldığımız yerden devam etme ümidiyle hoşça kalınız)

 

Yaşar GÜLAÇTI. 10 Temmuz. 2016. Hartlap/ K.MARAŞ.          yasargulacti@hotmail.com        

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] Bkz. İ. Eliaçık Yaşayan Kur’an. Nüzul sırasına göre, Türkçe meal tefsir.

 

[2] Kûfe ekolüne göre 85 âyet, Mekke ve Medine ekollerine göre 84 âyet, Basra ekolüne göre ise 82 âyettir. krş. M. İslamoğlu.

 

[3] Tarih boyunca dünyada yaşamış tüm Firavunlar, Nemrutlar, Şeddatlar ve Firavun bozuntusu diktatörler bir taraftan Yüce Yaratıcı olarak (kendilerine göre) gök tanrıya inanırken, öbür taraftan, kendilerini de bu gök tanrının, yeryüzündeki oğlu, vekili, halifesi, temsilcisi veya (Müslüman ülkelerde olduğu gibi) gölgesi olarak görmüşlerdir, görmektedirler! Daha enteresan olan ise ezilip sömürülerek köleleştirilen halk yığınlarının da bu durumu kabul ediyor olmalarıdır! Bu durum tarihi kaynaklarda, Mısır daki Firavunlar için “Amon-Râ” gök tanrının oğlu Firavun olarak ifadesini bulurken, Roma’da Yüce Tanrı olarak görülen Jüpiter’in yeryüzündeki temsilcileri olarak  “Sezar” ismi verdikleri Roma krallarını kaydetmektedir. Hıristiyan ülkelerinde, aynı durum, Allah’ın oğlu kavramını inanç haline getirmişlerdir. Bunlara karşılık, Müslüman ülkelerdeki diktatörler; Hilafetle saltanatı veya İmâmetle saltanatı birleştirerek, biraz utangaç bir eda ile kendilerini yeryüzünde “Zıllullah” yani Allah’ın gölgesi, temsilcisi-yarı tanrı olarak lanse etmişlerdir. Bunun için de, kandan beslenen bir diktatör, bir zorba olan Yezid’bin Muaviye’yi halkın gözünde meşru hale getirmek için uydurulan “Emirler yeryüzünde Allah’ın gölgesidir” hadisini uydurup kullanmışlardır. Bugün bile bu uydurma hadisi, birçok diktatörün sarayının kapısın üzerinde görmek mümkündür!

 

[4] Bazı Kur’an surelerinin başında bulunan (ve huruf’u mukatta’a olarak isimlendirilen) bu tür harflerle ilgili olarak, N E V Â 50. Rum suresi ve düşündürdükleri adlı yazımızdaki 30/1. âyetin yorum ve tefsirine bkz.

 

[5] Bkz.17/106. 20/4. 26/192. 32/2. 36/5. 39/1. 40/2. 41/2. ve 42. 45/2. 46/2. 56/80. 69/43. 76/23.

 

[6] Şeytanın önden, arkadan, soldan ve sağdan, yani dört yönden yaptığı saldırılar için, bkz. 7/17.

 

[7] Şeytanın sağdan, yani Sureti haktan görünerek yaptığı bu saldırılar çeşitli şekillerde yapılmaktadır: Örneğin Kurân âyetlerini bağlamından koparıp, konjonktüre göre keyfi yapılan yorumlar bunlardan biridir. Abdestle hiçbir ilgisi olmadığı halde, Vâkıa suresinin 79. âyetinden Kurân’a abdestsiz dokunulamaz hükmünü çıkartarak, gûyâ Kurân’a saygı adı altında, sağdan gelip, sureti haktan görünerek Kurân’la insanların arasına âdetâ set çekilmesi bunlardan biridir! Bu konu ile ilgili daha geniş bilgi için bkz. M. İslamoğlu. Hayat kitabı Kur’an sahife. 1081. 10. baskı 2009. İstanbul matbaacılık.

 

Kurân’a sureti haktan görünerek sağdan yapılan saldırılar; (Gûyâ Kurân ‘a saygı için) Kur’an’ Mushaf kaplarına hapsedilip, kimsenin yaklaşamayacağı evin en yüksek yerine asılarak, yani Kur’an hayattan kopartılıp ölü kitabı haline getirilerek, devam etmiştir ve halen de devam etmektedir! Bu arada Kurân’ın rafa kaldırılması ile ortaya çıkan boşluğu doldurmak için de, yüz binlerce hadis uydurulmuştur. Hâlen Müslüman ülkelerdeki, günümüz siyasetçilerinin kullandıkları en gözde propaganda ve istismar araçlarından biri de, içeriğini bir türlü anlamak istemedikleri ve hükümlerine de katiyen uymadıkları Kurân’ın fizikî varlığını içerisinde taşıyan Mushafların miting meydanlarında sallanmasıdır! 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları