Üç Büyük Fitne

 Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 13. İslâm Zirvesi’nin kapanış gününde yaptığı konuşmada, İslâm dünyasını kendi içinde çatışmaya sürükleyen üç büyük fitnenin ‘mezhepçilik, ırkçılık ve terör sorunu’ olduğunu söyleyerek, bunların sorgulanması gerektiğini ifade etmiştir.


Konumuza geçmeden önce öncelikli olarak ifade edelim ki, Cumhurbaşkanımızın İslâm dünyasının sorunlarının tespitine yönelik yapmış olduğu bu tespitler gerçekten çok orijinal tespitlerdir. Ayrıca, Cumhurbaşkanımızın İslâm dünyasının geleceğine yönelik yapmış olduğu bu ve buna benzer çıkışlar ve tespitler, Türkiye olarak bizlerin alışık olmadığımız çıkış ve tespitlerdir. Çünkü genelde bizim yöneticilerimiz, kendilerini daha çok laik bir devletin yöneticisi olarak kabul ettiklerinden, İslâm dünyasının sorunlarına karşı hep soğuk ve ilgisiz kalmışlardır. Malum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra siyasî, ekonomik ve kültürel bakımdan yönünü tamamen batıya çevirerek, mensubu olduğu halkının inançları itibarıyla bir parçası olduğu İslâm dünyasıyla ilişkileri minimum düzeye indirmiştir. Bundan dolayı Türkiye yıllar yılıdır, İslâm dünyasının sorunlarına karşı hep mesafeli ve üçüncü şahıs görünümlü bir yaklaşım sergilemiştir.


Cumhurbaşkanımızın İslâm dünyasının sorunlarına ilişkin söz konusu bu tespitleri ve kaygıları, mensubiyet/aidiyet duygusu içerisinde sorunların çözümü konusunda kendisini sorumlu hissetmesi, gerçekten tam bir Mü’min hassasiyeti çizgisidir. Ortalama olarak 2002 yılının sonlarından itibaren başlayan Ak Parti hükümetleri dönemlerinde Türkiye, laik sistemin devam etmesine rağmen, daha önceki dönemlere göre İslâm dünyasının sorunlarına karşı çok daha duyarlı olmuştur. Bu yönüyle, cumhurbaşkanının İslâm dünyasının sorunlarına yönelik yapmış olduğu açıklamaları çıkışları ilk değildir. Cumhurbaşkanımız daha önceki yıllarda da, katıldığı birçok kongre ve etkinliklerde yaptığı konuşmalarda İslâmî hassasiyetlerini hep ortaya koymuştur.


Gerçektende, cumhurbaşkanımızın da işaret ettiği gibi, İslâm dünyasının parçalanmasına sebep olan en büyük sorunlar mezhepçilik, ırkçılık ve terör sorunlarıdır. İslâm dünyasının her yönden parçalanmasına sebep olan söz konusu bu sorunlar, dinimiz İslâmiyet tarafından şiddetle reddedilmektedir. Bizim inanç kültürümüze göre, mezhep farklılıklarımız daha düne kadar bir ayrışma sebebi değildi. Tam tersine, mezhep farklılıklarımız bir anlamda İslâmiyet’in daha güzel ve daha kolay yaşanması için birer araçtı. Bu yönüyle, İslâm beldelerinin hemen her yerinde farklı mezheplere bağlı olan Müslümanlar yüzyıllarca birlik ve beraberlik içerisinde yaşayabilmişlerdir. Maalesef ki maalesef mezheplere bağlı ayrışmalarımız ve mücadelelerimiz tarih olarak çok daha yenidir ve mücadelelerimiz daha çok İslâm düşmanlarının kışkırtmaları neticesindedir.

Bilindiği gibi, ırkçılık veya etnik milliyetçilik İslâm dininin haram kıldığı en tehlikeli bir yaklaşımdır. Esasen, gerek İslâm dünyasında ve gerekse genelde toplumlar arasındaki ayrışmaların ve savaşların en büyük tetikleyicisi etnik milliyetçiliktir, yani ırkçılıktır. 


Bizim inançlarımıza göre, yaratılış itibarıyla hiçbir ırkın, milletin diğer bir milletten üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir. Bununla ilgili, yani insanların yaratılış itibarıyla eşit olduğu gerçekliğiyle ilgili Kur’an ve sünnette birçok delil vardır.

Terör sorununa gelince, İslâmiyet’in men etmiş olduğu ve yasakladığı en büyük günahlardan birisi, inancı ve mezhebi ne olursa olsun insanın veya insanların sebepsiz yere öldürülmesidir. İslâm inancına göre, sebepsiz yere bir kişiyi öldüren kişi tüm insanlığı öldürmüş gibi büyük bir vebal altına girer.


Ama maalesef, yukarıda söz konusu edilen ve İslâm dünyasının parçalanmasına sebep olan yaklaşımların ve fitnelerin, şu ya da bu sebepten dolayı İslâm dünyasında elan kol geziyor olması ne kadar da acıdır. Ve üstelik, bu tür ayrışmalara sebep olacak kışkırtma ve tahrikleri yapanların genelde hariçten olması ve bizlerin bir şekilde bu kışkırtmalara açık olmamız çok daha kahredicidir. Hâlbuki Efendimiz(sav) Mü’minin özelliklerini şöyle tarif etmektedir: “ Mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” Maalesef bizler genel anlamda, Efendimiz(sav)in vasıflarını verdiği Müslümanlık ferasetinden ne kadar da uzaktayız…


Netice itibarıyla İslâm dünyası şu anda belki de, tarihinin en dağınık ve en problemli dönemini yaşamaktadır. Müslümanlar olarak başımıza gelenler, bizlerin genel anlamda İslâmî hassasiyet ve duyarlılıklarımızı kaybetmiş olmamızdandır. İslâm dünyasının yeniden ayağa kalkması ve toparlanabilmesi ancak, bizlerin Kur’an ve sünnet ölçülerinde bir araya gelerek, etnik ve mezhebî farklılıklarımızı bir tarafa atarak kardeşlik hukukumuzu yeniden tesis edebilmemize bağlıdır. Bu elbette kolay olmayacaktır, bunun farkındayız. Fakat biz inanıyoruz ki, yaşadığımız bu sorunlarımızın mutlaka bir çözümü vardır. Ve bu çözüm de uzaklarda değil, inançlarımıza göre hemen yanı başımızda bulunan Kur’an ve sünnettedir diyoruz vesselâm…

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları