Gerçek Bahtiyarlık

Gerçek Bahtiyarlık


 

Bir müʼmin için Hak dostları ve sâlihlerle beraber ve hemhâl olabilmek, tâlihlerin en büyüklerindendir. Hak dostlarını ve mâneviyat ehlini tanıyıp onların yakınlığına nâil olmak ve yine onların huzurlarında ve çevrelerinde bulunup onların hâl ve davranışlarındaki feyiz ve rûhâniyetten istifâde etmek, Cenâb-ı Hakkʼın büyük bir lûtfudur, şükrü gerektiren müstesnâ bir nîmetidir.

 

Bağdat’ta insanları Allâh’a davet eden, nefisleri tezkiyeye çalışan, gönülleri Kur’ân-ı Kerim ve sünnet-i seniyye istikametinde irşad ve ihyâ eden, kendini Allah yoluna adamış ve bir takvâ hayatı yaşayan Hak dostları da bulunmaktaydı. Abdullah bin Mübârek, Süfyân-ı Sevrî, Fudayl bin Iyâz, Cüneyd-i Bağdâdî, Mâruf-i Kerhî ve Bişr-i Hafî Hazretleri gibi…

 

Bu kıymetli zâtlar da, diğerlerinin, yani zevk u safâya düşerek eriyip giden kimselerin aksine; yüksek bir ahlâk, fazîlet, letâfet ve feyizli bir hizmet sergilemişlerdir. Öyle ki, dünyevî saltanat ve ihtişam, böyle Hak dostlarının gönüllerini hiçbir bedele satın alamamış, dünyanın hiçbir mevkî ve makamı, onları mübârek gayelerinden ve mukaddes vazifelerinden ayıramamıştır.

 

Onlar, maddecilik tufanında boğulmak üzere olan kitlelerin âdetâ sığınağı ve barınağı gibiydiler. Sultanlar, vezirler, devlet erkânı; halkın bedenlerine ve cisimlerine hükmediyordu, ancak bu Hak dostları, gönüllere taht kurmuşlardı.

 

Onlar; hiçbir maddî menfaat gütmeden halka fedâkârane hizmet ediyor, vecd dolu îman hâlleri gayr-i müslimlere bile tesir ediyordu.

 

Abbâsî Halîfesi Harun Reşid, kendi ihtişam ve saltanatı içinde Rakka’da ikamet ediyordu. Bir gün oraya Abdullah bin Mübârek Hazretleri geldi. Bütün şehir halkı onu karşılamak için şehir dışına çıktı. Halîfe neredeyse koca şehirde yalnız kalmıştı.

 

Bu manzarayı balkondan seyreden Harun Reşid’in bir câriyesi;

 

“−Bu da nedir? Ne oluyor?” diye sorunca oradakiler;

 

“−Horasan’dan bir âlim geldi. Adı Abdullah bin Mübârek. Ahâlî onu karşılıyor.” dediler.

 

Bunun üzerine o câriye;

 

“−Gerçek sultanlık işte budur, Harun’un sultanlığı değil! Çünkü Harun’un sultanlığında polis olmadan işçiler bile bir araya toplanmıyor.” dedi. (Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Mart-2005)

 

Cezalandırma imkânına ve gücüne sahipken suçluların cezasını hemen vermeyen, gazâbın kendisine gâlip gelmediği, sapıkların düşüncesizliklerinin, âsilerin isyanlarının kendisini öfkelendirmediği, teennî ve afv sahibi, kullarının suçunu anlamasına ve tövbe etmesine imkan tanıyan, acelecilikle ve kızgınlıkla davranmayan ve ceza vermekte de acele etmeyen, çok yumuşak davranan el-Halîm Allah’ımız, bizi gafletten uyandırsın, hakiki kıymetin ne olduğunu bildirsin, yalan dünyada başı boş ve bom boş yaşamaktan kurtararak kulluk izzetinde bahtiyar eylesin.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları