Hüsn-i Zan Kulluğun Güzelliğindendir!

Hüsn-i zan, kulluk kalitemize ciddi katkıları olan önemli bir değerdir. Elden geldiğince bu değerden kıvamında istifâde edilmelidir. İnsan yanılmış olsa bile hüsn-i zannından sorumlu olmazken, sû-i zannından sorumlu tutulur. Ancak hüsn-i zan, bir haksızlığın giderilip, hakkın tahakkuku için ihtiyaç duyulan bilgi ya da ihtimalleri araştırmaya mani olmamalıdır. Bu bağlamda hüsn-i zanla birlikte ihtiyatlı olmak da esastır. Aksi halde sü-i zan sahibi kimselerin istismarına kapı aralanmış olur.

 

Nitekim bu konuda Cenâb-ı Hak buyuruyor:

 

“Ey imân edenler, zannın bir çoğundan kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır…” (Hucurât, 12)

 

Bir Müslüman için hüsnü zan ağır basmalıdır. Rasûlullah (sav) buyurdular:

 

“Hüsn-i zan, ibadetin (kulluğun) güzelliğindendir.” (Ebû Dâvud, Edeb, 28; Ahmed b. Hanbel, II, 297, 304)

 

Peygamber Efendimiz (sav), bir keresinde Mâlik bin Dühşum isimli bir şahıs aleyhinde konuşan bir grup ashâbına şu tepkide bulunmuştur:

 

“-Bu adam Allah’tan başka ilah olmadığına, benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahâdet etmiyor mu?”

 

Onlar:

 

“-O, bunu kalbinde olmadığı halde söylüyor” dediler.

 

Rasûlullah (sav) ise:

 

“-Allah’tan başka ilah olmadığına, benim peygamber olduğuma şehâdet eden hiçbir kimse cehennem ateşine girmez” buyurmuş, (Müslim, Îmân, 54) böylece imân ettiğini söyleyen kimselerin gönül dünyaları hakkında ön yargılı davranarak sû-i zan beslemenin uygun olmadığını belirtmiştir. (Efendimizden Ahlâk Ölçüleri, Erkam Yay.)

Yazarın Diğer Yazıları