Maarif Davamız

“Türkiye’nin Maarif Davası” başlıklı eser, özellikle maarif alanında ülkemizin en önde gelen düşünürlerinden biri olan Nureddin Topçu’ya aittir. Mütefekkirimiz söz konusu bu eserinde, Türk eğitim sisteminin sorunlarını ve çözüm yollarını dile getirmektedir.

 Bilindiği gibi, mensubu olmakla şeref duyduğumuz İslâm dini okumaya-öğrenmeye, kısaca ilimle meşgul olmaya çok büyük önem vermiştir. Hemen hepimizin bildiği gibi, Efendimiz(sav)e inen ilk ayeti kerime okumayla ilgilidir. Rabbi Teâlâ konumuzla ilgili ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır: ” Oku! Yaradan Rabbinin adı ile!  O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini öğreten, kalemle yazmayı öğreten Rabbin en büyük kerem sahibidir.”(Alak,1-5) Efendimiz (sav)in de okumayla, öğrenmeyle, yani ilimle ilgili birçok hadisi şerifleri vardır.

Okumanın, yazmanın, yani ilmin İslâm’da ne kadar önemli olduğunu bizzat Efendimiz(sav)in uygulamalarından görerek öğrenen Eshabı kiram efendilerimiz, Efendimiz(sav)i örnek alarak fethettikleri her yeri, bünyelerinde dînî ve pozitif bilimleri de barındıran medreselerle süslemişlerdir. Öyle ki, söz konusu medreseler, gerek programları ve gerekse yöntemleri itibarıyla devrinin birer üniversiteleri içeriğine sahip idiler.

Aynı inanç, aynı mefkûre ile hareket eden Selçuklu ve Osmanlılar da, fethettikleri yerleri, her biri kendi çağının üniversiteleri olan medreselerle donatacaklardır. Böylece Balkanlardan Asya’ya, Afrika’ya kadar tüm Osmanlı ülkesi medreselerin saçtıkları aydınlıkla aydınlanacaktır.

Fakat ne var ki, Osmanlıların kuruluş ve yükseliş döneminde bünyelerinde hem pozitif ve hem de dînî bilimleri barındıran medreselerin programlarından pozitif bilimler, ‘Duraklama dönemi’ nden itibaren yavaş yavaş kaldırılmaya başlanacaktır. Söz konusu bu yanlış uygulama neticesinde, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle giriştiği siyasî rekabette, yarışta geride kalmasına sebep olacaktır. Osmanlı Devleti’nde daha sonraki yıllarda, Avrupa devletleri karşısındaki söz konusu bu eksikliğin telafisi için, XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren yeni teknik okullar açılmaya başlanmıştır. Tanzimatlı yıllardan itibaren ise, diğer alanlarda da yeni okullar açılarak teknik ve diğer alanlarda Avrupa devletleri ile var olan mesafe kapatılmaya çalışılmıştır. Fakat ne yazıktır ki, açılan yeni teknik okullara rağmen aradaki gelişmişlik mesafesi hiçbir zaman kapatılamayacaktır.

 Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra yerine kurulan yeni devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise, güya, eğitim-öğretimdeki kargaşayı ortadan kaldırmak için 3 Mart 1924’te “Tevhidi Tedrisat” kanununu kabul etmiştir. Söz konusu bu kanunla, ülkedeki mevcut bütün okullar Millî Eğitim Bakanlığına bağlanarak, birer dîni eğitim kurumları olan Medreseler de tamamen kapatılmıştır. Medreselerin kapatılması ile ülkemizde dini eğitim alanında çok büyük eksiklikler oluşmaya başlamıştır. Bu boşlukları doldurmak için ülkede 1925 yılından itibaren İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakültesi açılmış; fakat ne var ki o zamanın devletinin, daha henüz anayasa da yer almamasına rağmen Laikliğe geçiş niyetiyle dine ve dindarlara karşı katı tutumundan dolayı çoğu vatandaş çocuklarını bu okullara gönderememiştir. 

Adettendir, resmî tarih kitaplarında “Tevhidi Tedrisat” kanunu anlatılırken, Osmanlı eğitim kurumlarının ne kadar dağınık olduğu, ne kadar yetersiz olduğu hep abartılı bir şekilde anlatıla-gelmiştir. Fakat aradan bu kadar uzun bir zaman geçmesine rağmen, hâlâ eğitim-öğretim kurumalarına tam istenen bir standardın getirilememesi bu işin o kadar da kolay olmadığını kendiliğinden ortaya koymaktadır. 

Netice itibarıyla, ülkemiz toprakları olan Anadolu coğrafyamızda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulalı ortalama olarak bir asra yakın bir zaman olmuştur. Maalesef, aradan geçen bunca uzun zamana rağmen, millet olarak hâlâ yüzde yüz kendi yapımıza uygun, tarihi ve kültürel değerlerimizle kucaklaşan millî bir eğitim modeli oluşturamadık.  Artık gelinen bu noktadan sonra, eğitim- öğretim hayatımızda yapılacak olan düzenlemelerin toplumsal yapımıza ve manevî değer yargılarımıza çok daha fazla uygun olması kaçınılmazdır. Zira her eğitim sistemi kendi insanını inşa etmektedir. Bu anlamda, 2002 yılından beri iktidarda bulunan Ak Parti hükümetleri döneminde maarif alanında yapılmaya çalışılan reform tarzındaki düzenlemeleri olumlu bulup takdir ettiğimizi de beyan etmiş olalım.

 Vesselâm…   

 

Yazarın Diğer Yazıları