Zihinsel Mandacılık

Bilindiği gibi, Avrupa’da genel olarak sömürgecilik coğrafi keşiflerden sonra başlamıştır. Klasik sömürgecilik olarak ifade edebileceğimiz ilk sömürgecilik döneminde sömürgeci devletler, sömürülen ülkelerin insanları dâhil olmak üzere ele geçirebildikleri her şeyi talan ediyorlardı. Köle ticareti tam da ilk dönem sömürgecilik yıllarında başlamış olacaktır.

Çok daha acımasız bir mantık ve anlayışa sahip olan esas sömürgecilik ise, XVIII. yüzyılın sonlarında, başta İngiltere olmak üzere Avrupa’da başlayan Sanayi İnkılâbı süreci sonrasındadır. Bu yeni dönemde Avrupa’nın sömürgeci devletleri, teknolojik üstünlükleri sayesinde, aralarında İslâm ülkeleri de olmak üzere dünyanın birçok yerini sömürgeleştireceklerdir. Söz konusu bu yarışta, İngiltere dünyanın çeşitli coğrafyalarında çok geniş sömürgelere sahip olarak sömürgecilikte en başarılı olan ülke olacaktır.

Sanayi inkılâbından sonra başlayan sömürgecilik talanı I. Dünya Savaşı sonrasına kadar çok acımasız bir şekilde devam edecektir. Bu arada, sömürge topluluklarında sömürgeci devletlere karşı tepki de giderek büyümeye başlayacaktır. Yani sömürgeci devletlerin,  gelinen nokta itibarıyla ülkelerin talanına sömürgeci sıfatıyla devam etmeleri artık biraz zorlaşmıştır.  Gelinen nokta itibarıyla, sömürgeciliğe artık yeni bir kılıf bulunması gerekecektir. Bulunan yeni kılıf ise Mandacılık olarak ifade edilmiş olacaktır.        

Mandacılık veya manda kavramı genel olarak I. Dünya Savaşından sonra siyasî literatüre girmeye başlamıştır. Söz konusu kavram ve uygulanması ilk kez, I. Dünya Savaşından sonra toplanan Paris Barış Konferansında gündeme gelmiştir.    

Özellikle I. Dünya Savaşından sonra, dünya kamuoyunda sömürgeciliğe duyulan tepki nedeniyle, geri kalmış ülkelerin artık doğrudan doğruya paylaşılması uygun görülmemiştir. Adına Manda Sistemi dediğimiz bu yeni sömürü sistemiyle bazı güçlü devletler, az gelişmiş ülkeleri Milletler Cemiyeti adına yöneterek, güya onları kendilerini yönetebilecek bir düzeye eriştirerek bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamış olacaklardı. Bilahare de mandaterliklerine son vermiş olacaklardı.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, aslında yapılan yeni düzenleme, sömürge ülkelerinde sömürgeci devletlere karşı duyulan kin ve öfkenin yatıştırılmasını sağlamaktan başka bir amacı yoktur. Yeni düzenleme tam anlamıyla bir göz boyamaydı. Sömürge toplulukları için aslında değişen hiçbir şey yoktu ve yapılan yeni düzenlemeyle sömürgeci devlet isim değiştirerek mandater devlet olmuştu o kadar.  

Bilindiği gibi “mandacılık” fikri ve uygulaması, Milli Mücadele döneminde de gündeme gelmiştir. O yıllarda, Erzurum ve Sivas Kongrelerine katılan bazı delegeler ülkenin parçalanmasından endişe ederek, gelinen nokta itibarıyla Türkiye’nin geçici bir süre ABD mandasına girmesinden başka çaresi olmadığını savunacaklardır. Onlara göre ABD güçlü bir devletti ve daha önce de Osmanlı Devleti ile savaşmadığı için Türkiye’ye karşı husumeti olan bir devlet değildi. Onlara göre, geçici olarak ABD mandaterliği kabul edilecek, devletimiz ve milletimiz siyasî ve ekonomik açıdan toparlandıktan sonra nasıl olsa bağımsızlık yeniden kazanılabilecekti. Bugün bizlere çok uçuk ve çok saçma olarak gelen bu fikirler, Milli Mücadele yıllarında bir dönem birçok kişinin kafasını meşgul etmiştir.

Tabidir ki, yukarıda söz konusu edilen uçuk ve bir o kadar da saçma sapan olan bu fikre, Erzurum ve Sivas Kongrelerine katılan delegelerin tepkisi çok fazla olmuştur. Ve nihayet Sivas Kongresinden sonra Mandacılık fikri o dönem Türkiye’sinin gündeminden tamamen kalkmıştır.  

Biraz empati yaparak haydi diyelim ki, o dönemde kongrelere katılan bazı delegelerin, biraz da savaş yenilgisinin vermiş olduğu mağlubiyet psikolojisiyle ABD mandasını savunmuş olsunlar. Belki de kendimizi biraz zorlarsak, onların mazeretlerini mağlubiyet psikolojilerinden dolayı kabul ederek onları bir yere kadar anlayabiliriz diyelim.

Fakat 15 Temmuz Darbe Kalkışmasına yeltenenlerin ve imkân bulduklarında bu ülkeyi kaos ve anarşi ortamına sürüklemek için, daha nice kalkışmalara yeltenebilecek bir ruh yapısına sahip olanların affedilmesi ve anlaşılması asla mümkün değildir. Onların yaptıkları darbe kalkışması resmen bir vatan hainliğidir. Maalesef ki maalesef onlar, akıllarını ve izanlarını üst akıl hocalarına teslim etmiş olan acınası zavallılardır. Ne yazıktır ki bu güruh, bağlı oldukları kökü dışarıda mihrakların çıkarlarını, kendi ülkelerinin çıkarları üzerinde görebilecek kadar mankurtlaşmış zavallı zihinsel mandacılardır.

Ne diyelim, Rabbimiz ülkemizi/milletimizi ve tüm Âlemi İslâm’ı bu tür zihinsel mandacılığa mahkûm olmuş hainlerin şerlerinden emin eylesin.              


Yazarın Diğer Yazıları