Savaşı İslâm Topraklarına Taşımak

Yazımıza başlık olarak verdiğimiz ” Savaşı İslâm Topraklarına Taşımak” cümlesinin içeriği, Almanya doğumlu olan Yahudi kökenli ABD’li diplomat Henry Kissinger’in 11 Eylül saldırısından sonra yaptığı açıklamaya dayanmaktadır. H. Kissinger söz konusu açıklamasında şöyle diyecektir: “ Bundan sonra Batı-Hıristiyan dünyası ile İslâm dünyası arasında bir savaş değil, İslâm’ın kendi içinde yaşayacağı bir çatışmayı beklemek gerekir.”

Bizler biliyoruz ki, inançlarımıza göre Hak batıl mücadelesi Hz. Âdem (as) ile başlayıp fasılasız bir şekilde kıyamete kadar devam edecektir. Taraflar arasındaki söz konusu bu mücadele bazen savaş şeklinde olurken, bazen de dolaylı olarak siyasî ve ekonomik alanlarda doludizgin devam etmektedir.  Ama değişmeyen ve hiçbir zaman da değişmeyecek olan bir gerçeklik vardır ki, o da, başta da söylediğimiz gibi taraflar arasındaki bu mücadelenin şu ya da bu şekilde kıyamete kadar devam edecek olmasıdır.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş dönemleri de dâhil olmak üzere daha önceki yıllarda, İslâm dünyası çağdaşı diğer devletlere göre çok daha güçlü olduğu için, savaşlar genelde İslâm dünyasının dışındaki coğrafyalarda cereyan ediyordu. İslâm dünyasının bu avantajlı konumu yıllar yılı devam ederek ortalama olarak XVI. Ve XVII. yüzyıllara kadar devam edecektir. Fakat ne var ki daha sonraki yıllarda, özellikle de sanayi inkılâbından sonra Batı dünyasının siyasî, ekonomik ve askerî alanlardaki gelişmesine karşılık, İslâm dünyasının söz konusu alanlardaki gelişmeleri takip edememesi ve bunun sonucunda ekonomik ve askerî alanlarda geri kalması, savaşların yavaş yavaş İslâm coğrafyasına kaydırılmasına sebep olacaktır. Böylece, gönül coğrafyamızı oluşturan İslâm beldeleri maalesef ki maalesef yavaş yavaş Avrupa devletlerinin işgal ve istilalarına maruz kalmaya başlayacaktır.  Öyle ki, XIX. yüzyılın sonlarına doğru belki de birkaç İslâm ülkesi hâriç, İslâm ülkelerinin kahir ekseriyeti Avrupalı sömürgeci devletlerin sömürgesi durumuna düşecektir. Osmanlı Devleti ve İran gibi diğer bazı İslâm devletleri ise tam sömürge haline getirilememiş olsalar da maalesef yarı sömürge haline getirilmekten kurtulamamışlardır.

Birinci Dünya Savaşı, savaşın tam da İslâm topraklarına kaydırıldığı savaş olarak tarihe geçecektir. Çünkü, bir-iki cephe hâriç, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşında savaştığı cephelerin hemen hepsi Osmanlı İslâm coğrafyasında yer alan cephelerdir. Ecdat söz konusu bu cephelerde, kendisinden cephane ve asker sayısı bakımından çok üstün olan İtilâf devletlerine karşı, her türlü imkânsızlığa rağmen kahramanca savaşmıştır. Osmanlı Devleti’nin söz konusu savaşta bazı cephelerde kazanmış olduğu önemli zaferlere rağmen, netice itibarıyla devlet savaştan maalesef yenik olarak ayrılmak zorunda kalacaktır. Çünkü artık, gelinen nokta itibarıyla Batı ile Osmanlı Devleti arasındaki gelişmişlik farkı hissedilir bir şekilde Avrupa devletlerinin lehine dönmüştür. Malum olduğu üzere Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşından sonra İtilâf devletleri ile imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla resmen olmasa da fiilen dağılmış olacaktır.

Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla İslâm dünyası başsız kalarak, âdetâ, imamesi kopmuş tespih taneleri gibi dağılarak sömürgeci devletlerin işgallerine açık hale gelmiş olacaktır. İslâm ülkelerinin yer aldığı coğrafyaların jeopolitik önemi ve zenginlikleri, söz konusu bu coğrafyaların her zaman sömürgeci devletlerin sömürü ve işgal hedeflerinde olmasına sebep olmaktadır. Bundan dolayı söz konusu coğrafya, sömürgeci devletlerin sömürülerinin sürekli hale getirilmesini sağlamak amacıyla siyasî yönden parçalanarak, ortaya, tarihte hiç olmamış yeni yeni devletçikler çıkarılmış olacaktır.

Şu anda, yani geldiğimiz nokta itibarıyla, savaş tam da İslâm ülkelerinin ana omurgasını oluşturan sünnî coğrafyalarda olanca hızıyla devam ettiriliyor. Ve yaşanan savaşlardan dolayı yakılan-yıkılan ve tahrip olan şehirler İslâm şehirleri; mağdur ve mazlum olanlar ise maalesef ki maalesef Müslümanlardır. Avrupa devletleri ve ABD, savaşı İslâm topraklarına taşıdıkları için kim bilir belki de, siyasi hayatlarının en mutlu anlarını yaşıyorlar. Artık nasıl olsa savaş kendi coğrafyaları dışında cereyan ediyor ve yaşanan savaşlardan dolayı akan kan ve gözyaşları kendilerine ait olmayıp Müslümanlara ait…     

         

 

Yazarın Diğer Yazıları