İlla Edep

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim, 6)

Edeb, zâhir ve bâtın terbiyesi, kişinin kendini bilmesi, haddi tecâvüz etmemesidir. Bu itibarla da tasavvufun ve dervişliğin esasıdır. Nefs terbiye edilince akıl onun üzerinde egemen olur, bu sayede nefsin zâhiri ve bâtini halleri düzelir, ahlak güzelleşerek edeb kökleşir.

Edeb, elif, dal ve ba harflerinden oluşmaktadır. “Elif  eline, dal diline, ba ise beline sahip ol!”demektir.

Tasavvufi edebde bütün organların uyacağı edepler, makam ve meclise göre uygulanacak usuller vardır. Nitekim tasavvufi edebde içeri girip çıkarken kapı sert açılıp kapatılmaz. Hatta kapı kapanmaz çevrilir veya örtülür ya da sırlanır. Ayakkabıların burunları kıbleye yönelik olarak konur. Uyandırılmak istenen dürtülerek değil, yastığına hafifçe dokunularak “Âgah olun!” diye uyarılırdı ki uyuyan telaşla korkmasın. Yemek yerken ağız şapırdatılmaz, su içerken  ses çıkarılmaz, kahve ve çay içerken höpürdetilmezdi. Çay karıştırılırken çıngırak sesi gibi ses çıkarılmazdı. Bardak, tabak ve çanak gibi şeyler yere konurken ve alınırken yumuşak bir hareketle alınır ve konurdu. Gülmek kahkaha değil, tebessümdü. İnsana hizmet eden eşyalar da insan gibi muazzez ve değerli sayılırdı. Cansız varlıklara bile canlı muâmelesi yapılırdı. Ses ve gürültü ile çevreyi rahatsız etmek insanları tâciz sayılır; onları tefekkür, düşünce ve ibâdetinden alıkoyan hoyrat davranışlar görülürdü.

Rasûlullah (sav) buyurdular:

"Bir çocuğun ana baba üzerindeki hakkı ona güzel bir isim vermesi, iyi bakması, güzel  bir edeble yetiştirmesidir. " (Kenzü’l-ummâl, XVI, 417)

Tasavvuftaki edeb çizgisi aslında ihsân şuûrunun bir tezâhürüydü. Bu çizgiyi koruyan insanların ekoloji ve çevre açısından çok önemli bir fonksiyon icrâ ettikleri muhakkaktır. Konuşurken sesini alçaltmayı bile edeb sayan insan, arabasının sesiyle, radyo ve televizyon gibi âletlerin gürültüsüyle çevreyi taciz edemez. Çünkü cansızlara bile canlı gözüyle bakan hiçbir canlıyı incitemez. (Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Altınoluk Dergisi Kasım-2002)

 

Yazarın Diğer Yazıları