Kurtuluşumuzun Manevî Mimarları

Şüphesiz yakın tarihimizin en olumsuz gelişmesi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşından yenik olarak ayrılmış olmasıdır. Savaştan sonra Osmanlı Devleti ile İtilâf devletleri arasında 30 Ekim1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır.  Taraflar arasında imzalanan söz konusu antlaşmadan hemen sonra, ülkemizin önemli stratejik bölgeleri İtilâf devletleri tarafından yer yer işgal edilmeye başlanmıştır. Bu anlamda Maraş, Antep ve Urfa önce İngilizler tarafından, daha sonra ise, iki devlet arasında 15 Eylül 1919 yılında imzalanan Suriye İtilâfnamesi ile Fransızlar tarafından işgal edilmiştir.

Maraş, Antep ve Urfa’nın da içersinde yer aldığı Güney Cephesi, Millî Mücadelede tarihimizde apayrı bir yeri olan bir cephedir. Söz konusu bu cephede düşmanlara karşı kazanılmış olan zaferler, çok erken dönemde kazanılmış olan zaferlerdir. Bu yönüyle bu cephede kazanılan zaferler, Millî mücadelemiz için moral değeri olan zaferler olarak kabul edilmiştir. Bundan dolayı tarihçilerimiz, Güney Cephemizde kazanılan bu zaferler için hep  “Millî mücadelenin ilk Zaferi” vurgusunu yapmışlardır. Gerçekten de Maraş’ın ve Urfa’nın kurtuluşunun gerçekleştiği tarihlerde, daha henüz Ankara’da TBMM bile açılmamıştır. Üstelik bu cephede yapılan savaşlar ve düşmana karşı kazanılan zaferler,- özellikle de Maraş ve Urfa cephelerinde yapılan savaşlar- yerel halkın tamamen kendi imkânlarını kullanarak kazandıkları zaferlerdir. Yani, söz konusu ettiğimiz Güney cephemizde yapılan savaşlarda düzenli askerî birlikler çok fazla mücadele etmemiştir. Daha doğrusu, o tarihlerde bölgede düşmanla mücadele edecek kadar askerî birliklerimiz mevcut olmadığı için, bu cephemizde yapılan savaşları hep yerel kuvvetler yapmak zorunda kalmıştır. Bunu söylerken, Sivas Kongresinde yetkileri artırılan “Temsil Heyetinin” buralara ancak, düşmanla yapılacak mücadeleyi koordine edecek subaylar gönderebilmiş olduğunu da ifade etmiş olalım.

Bu yönüyle, Güney Cephemizde düşmanlarımıza karşı en büyük ve en şanlı mücadelenin verildiği yerlerden birisi şüphesiz Maraş cephesi olmuştur. Özellikle bu cephemizde kazanılan zafer, Maraş halkının çok yetersiz olan askerî ve ekonomik imkânsızlıklarına rağmen kazanılabilen bir zafer olmuştur. Yani, Maraş’ın kurtuluş mücadelesine Maraş’ın ilçeleri hariç, dışarıdan hiçbir askerî yardım gelmemiştir. Bu yönüyle belki de dünyada, dışarıdan hiçbir askerî yardım almadan, sadece kendi imkânlarıyla kendi kendini kurtarabilmiş olan tek şehir Maraş şehri olmuştur denilebilir.

Maraş’ın kurtuluş mücadelesi, şehrin 29 Ekim 1919’da Fransızlar tarafından işgal edilmesinden sonra başlamıştır. Maraş’ta, Fransızlardan önce şehri işgal etmiş bulunan İngiliz işgali döneminde çok fazla bir hadisenin olmadığını biliyoruz. Fakat şehrin Fransızlar tarafından işgal edilmesiyle beraber, özellikle de Fransızların Ermenileri kullanarak halkın manevî değer yargılarına küstahlık etmeleri, el uzatmaları bardağı taşıran son damla olmuştur. Fransız işgalinden sonraki günlerde halkın bir taraftan Sütçü İmam olayı ile, bir taraftan da Bayrak olayı ile işgalcilere karşı tepkisi giderek artmaya başlayacaktır. Bu tepkiler daha sonra yerini yavaş yavaş silahlı mücadeleye bırakmış olacaktır.

Sivas Kongresinde Maraş ve çevresinin düşman işgalinden kurtarılması için bazı kararlar alındığını biliyoruz. Bölge ile ilgili alınan söz konusu bu kararlar çerçevesinde, milis kuvvetleri toplamak amacıyla Kılıç Ali Bey Pazarcık’a, Yörük Selim Bey ise Göksun’a gönderilecektir. Bu çerçevede 29 Ekim 1919’da Maraş’ta Arslan Bey tarafından Maraş Müdâfa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş olacaktır. Cemiyet kurulduktan sonra, şehrin Fransızlara karşı savunulmasını sağlamak amacıyla şehir on bölgeye ayrılmıştır. Buna göre, her bölgeye bir yedek subay, bir çavuş ve dört talimli asker tahsis edilecektir. Söz konusu bu plan çerçevesinde Maraş şehir içi savaşları 20-21 Ocak’ta başlayarak söylenen ifadesiyle ” yirmi iki gün yirmi iki gece” devam etmiştir. Maraş halkının, kendisinden gerek cephane ve gerekse asker sayısı bakımında çok çok üstün olan düşman kuvvetlerine karşı verdiği destansı mücadele neticesinde, düşman şehri 11 Şubat 1920 gecesi terk etmek zorunda kalmıştır. 

Yukarıdan beri, Maraş’ın kurtuluşu konusunda hemen herkesin bilebileceği gerçekliklerin bazılarını özet olarak ifade etmeye çalıştık. Bizim bu yazımızda asıl dikkat çekmek istediğimiz husus, savaşanlarından planlayıcılarına kadar Maraş’ın kurtuluş mücadelesine katılanların manevî portrelerine dikkat çekmektir. Dikkat edilirse, Fransızlara karşı bu mücadeleyi yürütenlerin topyekûn hemen hepsi, en küçüğünden en büyüğüne kadar manevî hassasiyetleri çok yüksek düzeyde olan insanlardır. En başta, Ali Sezai Efendi ve Rıdvan Hoca olmak üzere, Evliya Efendiden Arslan Bey’e kadar hemen bütün önde gelen mücadele önderleri ve halkın manevî hassasiyetleri çok üst düzeydedir. Bu yönüyle, düşmana karşı kazanılmış olan şanlı zaferin manevî boyutunun da mutlaka unutulmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Hemen herkesin kabul edebileceği gibi, o zamandaki askerî imkânsızlıklardan dolayı, Maraş halkının ellerindeki mevcut cephaneyle Fransızlara karşı savaşı kazanabilmesi normal koşullarda hiç mümkün değildir. Çünkü karşımızda, Birinci Dünya Savaşından galip ayrılmış olan bir devlet vardır. Bu zaferi maddeci bir bakış açısıyla nasıl izah edebilirsiniz? Herhalde burada söylenebilecek olan gerçeklik, işgalci düşmanlara karşı bu mücadeleyi yürüten kahramanımızın her birinin, İslâmî inanç düzeylerinin çok yüksek olduğunu ifade etmektir.  Elbettedir ki, düşmanlara karşı bu savaşı yürüten ecdadımızda “Allah’a ve âhiret gününe iman” en üst düzeydedir ve onlar mücadelelerini “Hakk adına” yapıyorlardır. Buna göre onlar, şehitliği ve şahadeti manevî makamların en kıymetlisi olarak görmektedirler ve bu inançla düşmana fedayı can edebilmektedirler.

Netice itibarıyla diyoruz ki; Maraş’ımızın kurtuluşu söz konusu edilirken, düşmanlara karşı Maraş’ımızın kurtuluş mücadelesini yapan ecdatlarımızın manevî ruh yapılarını ve İslâmi inanç donanımlarını da her zaman hesaba katmak gerekir. Bizce, millet olarak bizleri topyekûn fedakârlığa iten ve bu zafer gibi, daha nice büyük zaferler kazanmamıza sebep olacak olan asıl duygu ve inanış bu manevî inanıştır. İstiklal ve istikbal mücadelelerimizde bizlere her zaman asıl zaferleri tattıracak olanlar, söz konusu bu donanıma sahip olan mana erlerimizdir, manevî mimarlarımızdır.

Vesselâm…

              

Yazarın Diğer Yazıları