28 Şubatlar Aslâ Unutulmamalıdır

Üzerinde yaşadığımız bu ülke ve halkları bu günlere kolay gelmedi. Bu günlere gelinceye kadar gerek siyasî-ekonomik ve gerekse kültürel anlamda az badireler atlatılmadı. Karşılaştığı her badireyi de, önce Allah(cc) ın dilemesi ve sonra da, ülkemizde yaşayan ağzı dualı iyi insanların yaptıkları dualarının yüzü suyu hürmetine hep atlatabildi hamdolsun.

Yakın tarihimizde ülkemizin karşılaştığı en büyük ve en zor badirelerden birisi de 28 Şubat post-modern darbesidir. Adı geçen darbe, demokratik usul ve yöntemlerle işbaşına gelen bir hükümete karşı, başta ordu ve onu destekleyen çeşitli vesayet odaklarının işbirliği sayesinde gerçekleştirilmiştir. “Bin yıl süreceği iddia edilen ve arkasında onbinlerce mağdur bırakan, ekonomiye verdiği zarar milyar dolarlarla ifade edilen uğursuz süreç, güya irticaya karşı başlatılmıştı. Asıl maksat ise, mütedeyyin kesimlerin oyunu alarak tarihinin en büyük başarısını gösteren Refah Partisinin hazmedilemeyen başarısıdır.

Üzerinde yaşadığımız ülkemiz olan Türkiye’mizin, sosyal ve kültürel açıdan en büyük gerçekliğinin İslâm ve Müslümanlık olmasına rağmen, maalesef bu ülkede adı geçen kesimler yıllarca devlet ve sisteme karşı tehlike olarak lanse edilmeye çalışılmıştır. Bu çarpık anlayışın bir sonucu olarak adı geçen kesimler, sahip oldukları inançları ve kıyafetlerinden dolayı yıllar yılı horlanarak kamu görevlerinden mahrum bırakılmışlardır.

Fakat bu millet, denilenin ve gösterilmek istenenin aksine, belki de tarihinde hiçbir zaman devlet ve millet düşmanı olmamıştır. Yıllar yılı kendisine reva görülen bunca olumsuz yaklaşımlara rağmen, acılarını sinesine gömerek kendisine yapılanları sabırla karşılamıştır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra hemen hemen bütün kültürel ameliyatlar, söz konusu ettiğimiz mütedeyyin kesimler üzerinde yapılmıştır. Çünkü o dönemin kamu otoritelerine göre, halkın mevcut dînî/İslâmî yaklaşımları devam ettiği sürece, modernleşme ve çağdaşlaşma adına yapılan düzenlemelerin başarılı olma şansı çok düşük olacaktı. O yüzden milletin mevcut haliyle, kamu otoritesi tarafından kültürel yönden önemli ölçüde dönüştürülmesi gerekiyordu. Bunu da, faydalı faydasız ayırımı yapmadan, milletimizi kültürel yönden ruh köklerine bağlayan kurumların tasfiyesi ile gerçekleştirmek isteyeceklerdi… Cumhuriyetin ilk yıllarından ta 1950’li yıllara kadar gelen süreçte, kamu otoritesinin halka bakışı, üç aşağı beş yukarı yukarıda söz konusu ettiğimiz şekilde olmuştur.

Fakat mensubu olduğumuz bu millet, kültürel yönden kendisi üzerinde yapılan bunca ameliyatlara rağmen yılmayarak, direnerek bir şekilde ayakta kalmayı başarmıştır. Bunun en büyük göstergesi de, bedeller ödenmiş olsa da halk arasında dini duyarlılığın, şöyle ya da böyle hâlâ devam ediyor olmasıdır. Bu anlamda, ülkemizdeki mütedeyyin kesimlerin iddialarından vazgeçmediklerinin en büyük göstergesi 1995 genel seçimlerinde dînî referanslı Refah Partisinin desteklenerek yüzde 21 oyla iktidara taşınmasıdır.

İşte, ülkemizde mütedeyyin kesimlere karşı yıllar yılı devam ettirilen her türlü baskı ve horlamalar 28 Şubat süreciyle beraber tavan yapmıştır. Bu dönemde suçsuz yere, uyduruk bahane ve gerekçelerle onbinlerce kişi, dini hassasiyetlerinden dolayı mağdur edilerek zulme maruz bırakılmıştır. Adı geçen dönemde, kıyafetlerinden dolayı okul kapılarından geri çevrilenler, memuriyetlerine son verilenler, olağan alışılmış uygulamalardı.                                                         

Darbeciler tarafından “Bin yıl süreceği “ iddia edilen bu uğursuz süreç, yerinde ve zamanında alınan önlemler neticesinde, çok şükür ki on yıl bile sürmemiştir. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde bu millet, 28 Şubatçılara inat Refah partisinin bir devamı olan Ak partiyi tek başına iktidara getirerek, yıkılmadığını ayakta olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koymuştur.

2002 yılında yapılan genel seçimlerde, halkımız tarafından çok büyük destek görerek iktidara getirilen Ak parti, sorumluluğunun bilincinde bir tavır sergileyerek 28 Şubat kalıntısı vesayet odaklarına karşı amansız bir mücadele başlatmıştır. Zamana yayılan bu mücadelede hükümetin önemli ölçüde başarılı olduğunu biliyoruz. Bunun sonucunda, hükümetin her alanda çalışmalarını zorlaştıran çeşitli vesayet odakları önemli ölçüde etkisiz hale getirilmiştir. Ayrıca bu dönemde, mevcut hükümetin yerinde ve zamanında almış olduğu kararlar ve yapmış olduğu düzenlemeler sonucunda, mütedeyyin camia nihayet mevcut sistem tarafından yavaş yavaş kabullenilmeye başlanarak “öteki” muamelesi görmekten kurtulmaya başlamıştır. Bunun sonucunda da artık dindar ve mütedeyyin kesimler, kendi dînî kimlik ve kıyafetleriyle kendi ülkelerinin kamusal alanda daha fazla görünür olmaya başlayacaklardır.  

Netice olarak ifade edecek olursak, 28 Şubat sürecinden bu güne kadar geçen süre içerisinde, mevcut hükümetin her alanda yerinde ve zamanında almış olduğu hukukî önlemler sayesinde, ülkemizde artık askerî ve bürokratik vesayet önemli ölçüde kırılmıştır. Fakat buna rağmen 28 Şubat kalıntısı derin yapılanmalar dirençlerini başka ad ve isimlerle hâlâ sürdürmeye çalışmaktadırlar. Mütedeyyin camia olarak rehavete kapılmayıp, bu alanda yaptığımız çalışmalarımıza ve gayretlerimize aralıksız olarak devam etmemiz gerekmektedir diye düşünüyoruz vesselâm.  

       

Yazarın Diğer Yazıları