İslâmsız Olmaz

Beğenerek okuduğum ve çok fazla istifade ettiğim kitaplardan birisi, muhterem Cemal Hocamızın yeni çıkan kitaplarından birisi olan “İslâmsız olmaz” kitabıdır. Gerçekten, hocamızın kitabının her paragrafı, hatta her cümlesi, taşıdığı anlamı ifadesiyle hep altı çizilmesi gereken İslâmî gerçekliklerle doludur. Bu haliyle, hocamızın bu kitabı için tam bir “başucu” kitabı desek hiç abartı yapmış olmayız. Arz edeceğimiz paragraf hocamızın kitabından alınan bir paragraftır:

“Laiklik bahanesiyle “İslâm dinine” iman ettiği halde “İslâm şeriatına” iman etmeme, onu beğenmeme ve çirkin görme, bu asırda dinin hakkıyla bilinmemesinden kaynaklanan bir cahiliyettir, açık bir sapıklık ve küfürdür. Bu ülkenin sorunu ve bizim de mücadele sorumluluğumuz buradadır. Çünkü devlet yönetiminde İslâm şeriatından başka bir hukuka bağlı olmak, İslâm’dan başka bir dine bağlı olmak demektir. Zira her hukuk bir şeriattır, bunu hukukçular çok iyi bilirler. İslâm da bir hukuku, hiç şüphesiz bünyesinde bir şeriatı barındırmaktadır. Bu yüzden biz diyoruz ki ”İslâmsız olmaz.”

Allah (cc) hocamızdan binlerce kere razı olsun ve kendisine, insanlarımızın İslâmî yönden bilinçlenmesine vesile olabilecek böyle daha nice kitaplar yazmasını nasip eylesin.

Evet, İslâmsız olmaz… Çünkü İslâm, biz inanların dünya ve âhiret olmak üzere iki dünyamızı da mamur edecek olan yegâne bir ilahi nizamdır. Bizler İslâmiyet sayesinde yaşadığımız hayatımızı anlamlandırırız ve ona göre hayatımızın bir anlamı vardır. Yaşadığımız hayatımızda nail olduğumuz nice nimetler ve karşılaştığımız her türlü musibet inançlarımız olan İslâm’la anlamlıdır. Bu yönüyle, bizleri İslâm nimetiyle şereflendiren Rabbi Teâlâ’ya binlerce kere, hatta rakamların yazamadığı kadar çoklukta hamdü senalar olsun. Dünyada hiçbir şeyimiz olmasa dahi, yaşadığımız hayatta normal koşullarda çekilemeyecek kadar büyük felaketlerle karşılaşmış olsak bile, değil midir ki onu bizlere lâyık gören Rabbi Teâlâ’dır, o halde ne gam ne kederdir…

Fakat ne yazık ki gelinen nokta itibarıyla; istisnaları çok olsa da, toplumsal anlamda İslâm konusunda söz konusu ettiğimiz bu gerçeklikten ne kadar da uzaktayız, ne kadar da çok fazla uzaklar savrulmuş durumdayız. Yani çoğumuz, Rabbimizin bizlere bahşetmiş olduğu İman nimetinin öneminin farkında değiliz. Bundan dolayı da Müslüman olmamızın kadri kıymetini gereği gibi çok fazla kavrayamıyoruz. Hâlbuki hayatımıza İslâm penceresinden bakabilsek, yaşadığımız hayatımızda hiçbir konumumuzun anlamsız olmadığını görmüş olabileceğiz. Bu yönüyle yaşadığımız hayatımızda, Rabbi Teâlâ tarafından bizlere lütfedilen her bir nimetin ve karşılaştığımız her bir felaketin mutlaka bir anlamı, bir hikmeti vardır. Efendimiz(sav)in hadisi şeriflerinde beyan buyurdukları gibi: ”Müminin işine şaşılır. Çünkü onun bütün işleri hayırdır ve bu sadece mümine özgüdür. Kendisine bir varlık (nimet) isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur, bir zarar isabet ederse sabreder, bu da onu için hayır olur.” (Müslim, Zühd ve Rekâik, 64)

Malum, mensubu olduğumuz milletimiz en büyük sosyal ve kültürel kırılmayı, Osmanlı Devleti’nden sonra Anadolu coğrafyasında kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında yaşamıştır. Ülkemizde o yıllarda, özellikle de cumhuriyetin ilk yıllarında “Batılılaşma” adına, milletimizin kültürel dönüşümünü sağlamak için milletimize her anlamda çok büyük baskı ve zulümler yapılmıştır. Öyle ki o yıllar söylenen ifadesiyle,  “Allah demenin yasak olduğu” yıllardır. Bu anlamda söz konusu o yıllarda, başta medreseler ve tekkeler olmak üzere, dini eğitim veren bütün kurumlar kapatılmıştır. Yerlerine ise, halkı kandırmaya yönelik göstermelik bir-iki kurum ihdas edilmiştir. Bu haliyle ülkemizde o yıllarda İslâm’ı öğretecek kurum ve kuruluşlar neredeyse yok edilme noktasına getirilmiş oluyordu.

Buna rağmen, yani milletimizi inançlarından uzaklaştırmak için yapılan bunca baskı ve zulümlere rağmen hamdolsun, Allah(cc)’ da dilemesiyle milletimizin inançlarıyla bağlantısı tam olarak kesilememiştir. Her şeye rağmen, yani üzerinde yapılan kültürel operasyonlardan dolayı almış olduğu çok büyük manevî ve sosyal yaralara rağmen, milletimizin “Müslüman” kimliği hâlâ dimdik ayaktadır. Artık o baskı ve zulüm yılları kısmen de olsa geride kalmıştır. 2002 yılından itibaren ülkemizi yönetmeye başlayan mevcut iktidar, almış olduğu yeni kararlar ve yapmış olduğu yeni uygulamalarla, daha önceki yıllarda yapılan yanlış uygulamalar sonucunda oluşturulan kültürel tahribatı, gücü nispetinde olabildiğince telafi etmeye çalışmaktadır. Fakat daha önceki yıllarda yapılan yanlış uygulamaların oluşturmuş olduğu manevî tahribatı telafi etmek, aradan geçen bunca zamana rağmen tam anlamıyla hâlâ mümkün olamamıştır. Çünkü bunun için daha nice yıllara ihtiyaç vardır.  Neyse, konumuz bu değil, bu tür konular başka yazıların konusudur.

Netice itibarıyla, muhterem abimizin söz konusu kitabında da ifade ettiği gibi “İslâmsız olmaz”, İslâm inananlar olarak bizlerin her şeyidir. İslâmsız bir hayat bizler için adeta bir zindan hayatıdır, çekilemez. Belki de hiç lâyık olmadığımız halde, başta İslâm nimeti olmak üzere, bizleri nice nimetlerle şereflendiren Rabbimize binlerce kere hamdü senalar, binlerce kere şükürler olsun…

 

       

Yazarın Diğer Yazıları