Batı Kendine Demokrattır

Yazımıza başlamadan önce, öncelikli olarak Batı ile ilgili bir gerçekliği ifade etmekte fayda vardır. Batı her şeye rağmen, İnsan Hakları ve Demokrasi konusunda kendi coğrafyasında belirli bir standart oluşturmuştur. Gerçekten de Avrupa ülkelerinde, İnsan Hakları ve Demokrasi konusunda inkâr edilemeyecek şekilde bir demokratik bir standart mevcuttur. Tabidir ki, kendi geleceği için çok önemli olan bu standartlara ulaşmak için Batı, kendi tarihinde basbayağı bir bedel ödemiştir.

Fakat ne var ki, başlığımızda da çok açık bir şekilde ifade ettiğimiz gibi, Batı her zaman kendine demokrattır. Yani Batının İnsan Hakları ve Demokrasi için belirlediği standartlar, her zaman öncelikli olarak hep kendi dünyası ve kendi toplumu için geçerlidir. Diğer ülkeler için bu kavramlar ve sistemlerin, Batının bir yayılma ve sömürgeleştirme propagandası aracı olmasından başka bir anlamı yoktur. Batı, Demokrasi, İnsan Hakları ve Çağdaş Uygarlık Düzeyi gibi kulaklara hoş gelen kavramları, kendi siyasi ve ekonomik yayılmasını sağlamak için âdetâ bir truva atı gibi kullanmaktadır. Yani Batı, siyasi ve ekonomik yayılmasını hep bu kavramlar üzerinden gerçekleştirmiştir.

 Aslında Batının, kendi coğrafyası dışında yer alan ülkeler için söz konusu ettiğimiz kavramları o ülkelerde hayata geçirme gibi herhangi bir kaygısı bulunmamaktadır. Diğer coğrafyalarda yer alan ülkelerle ilgili olarak, Batı için önemli olan sömürge ülkelerinden elde edeceği siyasi ve ekonomik çıkarıdır. Batının ekonomik ve siyasi yayılma yelpazesi içerisinde yer alan ülkelerin, yönetim şekillerinin demokratik veya totaliter olması Batıyı o kadar da ilgilendirmemektedir. Bu iddialarımızın doğruluğunun en büyük kanıtı ise, Avrupa devletlerinin, yönetim şekilleri mutlak monarşi veya totaliter rejimler olan Ortadoğu ve diğer coğrafyalarda yer alan ülkelerle yıllar yılı devam ettirmiş oldukları siyasi ve ekonomik işbirlikleridir.

XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın başları Avrupa sömürgeciliğinin en yaygın hale geldiği yıllar olarak tarihe geçmiştir. Öyle ki söz konusu yıllarda, başta İngiltere olmak üzere Avrupa’nın sömürgeci devletleri, başta İslâm ülkelerinin büyük bir ekseriyeti olmak üzere, dünyanın birçok coğrafyasını sömürge durumuna getirmiş bulunuyorlardı. Avrupa devletlerinin söz konusu coğrafyalardaki siyasi ve askeri hâkimiyetleri İkinci Dünya Savaşına kadar devam edecektir. Ortadoğu İslâm coğrafyasında yer alan ülkelerle diğer coğrafyalarda yer alan ülkelerin hemen büyük bir ekseriyeti, İkinci Dünya Savaşından sonra şeklen de olsa bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Bir ara sanki, İslâm dünyası ve diğer coğrafyalarda, Batılı devletlerin çeşitli propaganda araçlarıyla yaptıkları çalışmalar sonucunda, Batılı değer yargıları bir ümit gibi görülmeye başlanmıştı. Fakat son yıllarda Batılı emperyalist devletlerin Ortadoğu ve diğer coğrafyalarda izlemiş oldukları önyargılı yanlış politikalar, söz konusu coğrafyalarda bu devletlere ve bu devletlerin temsil ettikleri değer yargılarına olan güveni önemli ölçüde sarsmıştır. Bu elbettedir ki, getireceği olumlu sonuçları itibarıyla Ortadoğu İslâm coğrafyası ve diğer sömürge coğrafyalar için olumlu bir gelişmedir.

Yaşadığımız günümüzde, ABD ve Avrupa devletleri gibi sömürgeci devletler, Ortadoğu İslâm coğrafyası ve diğer coğrafyalardaki siyasi ve ekonomik faaliyetlerini, o ülkelerin bölünmesi ve parçalanması pahasına da olsa devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu anlamda sömürgeci devletleri, kendilerine bağlı terör örgütleri aracılığıyla müdahale ettikleri coğrafyalarda sebep oldukları kan ve gözyaşları o kadar da rahatsız etmemektedir. Çünkü onlar için önemli olan, söz konusu coğrafyalarda kendi ekonomik ve siyasi sömürülerinin devam ediyor olmasıdır.  

Evet…  Batı her zaman kendine, kendi dünyasına karşı demokrattır. Kendi dünyası dışındaki halklara karşı ise çok acımasızdır. Bunun acı örneklerini gerek kendi inanç coğrafyamızda ve gerekse diğer coğrafyalarda çok açık bir şekilde görmek mümkündür.

Batılı devletlerin sömürgeci yaklaşımlarının tersine bizim medeniyetimizde ise insana; insan olması hasebiyle, inançları ve dünya görüşü ne olursa olsun eşrefi mahlûkat olarak bakılır, ona göre hüsnü muamele edilir. Hele hele mensubu olduğumuz inanç coğrafyamızda, yıllar yılıdır dini ve kültürel varlıklarını devam ettirirmiş olan gayrı Müslimler bir emanet olarak görülerek, onların inanç ve ibadetlerine hiçbir zaman karışılmaz. Bunun en büyük şahidi kendi tarihimizdir.  

Netice itibarıyla bir kez daha ifade edecek olursak Batı her zaman kendine demokrattır. Batı, kendi tarih dilimleri içerisinde yer alan dönemlerde, kendi inanç coğrafyası dışında yer alan halklara karşı hiçbir zaman demokrat olamamıştır. Günümüzde bunun en büyük kanıtı ise, gerek yer altı zenginlikleri ve gerekse stratejik konumları itibarıyla Avrupalı sömürgeci devletlerin faaliyet alanlarında yer alan ülkelerin el an yaşamak zorunda oldukları ve yaşadıkları trajedilerdir. 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları