Çanakkale’de İnsanlık Dersi

Bilindiği gibi, tarihimizde millet olarak gurur duyabileceğimiz pek çok tarihi hadiseler ve çok büyük zaferlerimiz vardır. Söz konusu bu zaferlerimizin en önemli ve en başta gelenlerinden birisi de şüphesiz Çanakkale zaferimizdir. Milletimizin yediden yetmişe katılımı ve olağanüstü gayretleri sonucunda kazanılmış olan bu savaşta; millet olarak, savaş koşullarında bile düşmanlarımıza karşı gösterdiğimiz âlicenaplık ile bütün dünyaya âdeta insanlık dersi vermişizdir.

Türk askerlerinin Çanakkale savaşları sırasında düşmanlarına karşı gösterdiği merhamet ve acıma hissi, yerli ve yabancı birçok görgü şahidinin şehadetleriyle meşhurdur. Hatırlatmaya bile gerek yoktur ama, milletimizin savaş sırasında düşmanlarına göstermiş olduğu âlicenaplık anlayışı, tamamen milletimizin manevi değer yargılarıyla, inançlarıyla ilgili bir husustur. Malum, inançlarımıza göre, inancı ve etnik kökenleri ne olursa olsun aman dilediği sürece düşmanlarımıza hüsnü muamelede bulunmak inançlarımız gereğidir. Bundan dolayı bizim kültürümüzde/örfümüzde aman dileyene kılıç çekilmez, silah doğrultulmaz. Çünkü bizim inançlarımızdan kaynaklanan örfümüze göre, savaşın bile bir ahlâkı vardır ve savaşlarda, savaşa iştirak etmeyen din adamlarına ve yaşlılara silah çekilmez.

Biz bu yazımızda, Çanakkale savaşlarına katılan bazı yabancı subayların, Türk askerlerinin savaş sırasında düşman askerlerine karşı sergiledikleri âlicenaplıkları içeren bazı hatıralarına yer vermeye çalışacağız:

Söz konusu görgü şahitlerinden birisi olan Fransız generali Guro’nun hatırası şu şekildedir:

“O gün Türkleri Birkaç siper geri atmıştık. Savaş alanında Türklerden aldığımız siperlerdedurum tespiti yapıyordum. Bir Türk askeri telaşlı bir şekilde gömleğinden parçalar koparıp kucağında yatan bir Fransız askerinin yarasını tedaviye çalışıyordu. “Biraz önce öldürmeye çalıştığın düşmanını şimdi niye tedaviye çalışıyorsun?” diye sordum. Türk askeri; -Biz savaşta da olsa, kadına, çocuklara yaşlılara ve aman (af dileyen) dileyenlere silah kullanmayız. Bizim dinimizde günahtır. Bu asker de süngü darbemle yere düşerken anlayamadım ama yalvararak bana birşeyler söylüyordu. Yere düşerken cebinden bir resim düştü. Onu bana ağlayarak gösterdi ve bir şeyler söyledi. Anlamasam da, tahmin ettiğime göre o kadın onun eşi yanındaki iki çocukta onun çocukları olabilir! Ben öksüz büyüdüm. Geride bekleyenim yok. Hiç olmazsa o yaşasın da bekleyenlerine kavuşsun!” dedi Adeta şok olmuştum. Gözlerimden boşanan yaş yanaklarımda dondu kaldı!  Dünya tarihi böyle bir insanlığı kaydetmemiştir. Emir subayım, onun kan sızan gömleğini sıyırdı. Görünen daha hayret verici birşeydi. Onun göğsünde, bizim askerin açtığı yara daha ağırdı. Ama o kendi yarasına ot ve yaprak kapatmış, bizim askere kendi gömleğini yırtıyordu. Az sonra ikisi de öldüler... Onları yan yana gömdürdüm...”

Konumuzla ilgili olarak, Çanakkale savaşlarına katılmış bulunan Avusturyalı Harold Olive Newman’ın mektubu ise şu şekildedir:

“O savaşta bizleri en fazla etkileyen durumlardan biri de Türk askerlerinin centilmenlikleri olmuştur. Anzak koyu açıklarında demirlemiş bulunan Hastane gemimiz daima Türk topçusu tarafından büyük bir dikkatle korunmuştur. Zaman zaman savaş gemilerimiz hastane gemisine yaklaşınca Türk topçusu Kızılhaç işaretini taşıyan gemiye zarar vermemek için hemen ateş kesmekten geri kalmıyordu.” Robert R.James ise “Gelibolu Hatıratı” adlı kitabında şunları yazacaktır: “Türkler mertçe dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. Örneğin Kızılhaç çadırları, hastane gemileri, yaralı taşıyan sedyeler, botlar Türkler tarafından ateş altına alınmamıştır. Oysa onlar Türk şehirlerini bombalamışlar, sargı yerlerini, hastaneleri topa tutmuşlar ve çekildikleri anda lağım patlatmışlardır.”

Yukarıda,  Çanakkale savaşlarına bizzat katılmış bulunan bazı yabancı subayların, Türk askerlerinin savaş sırasında düşmanlıklarına sergiledikleri insancıl meziyetlerini anlatan hatıralarına yer vermeye çalıştık. Elbette yukarıda söz konusu edilen hatıralar, savaşa katılmış bulunan yabancı subayların hatıralarının tamamını ifade etmemektedir. Elbettedir ki, yukarıda söz konusu edilen hatıralara benzer tanıklıkları artırmak mümkündür. Sanırız, şanlı ecdadımızın başka milletlere sergiledikleri insancıl meziyetlerini ifade etme adına, bu kadarlığı yeterlidir.

Netice itibarıyla ifade edecek olursak, görgü şahitlerinin birebir şahadetleriyle sabit olan ecdadımızın âlicenaplığı, doğrudan doğruya onların sahip oldukları manevî değer yargılarından kaynaklanmaktadır. Çünkü bizim kültürümüzde “yaratılan yaratandan dolayı, yani Allah(cc) hatırına sevilir.” Hele hele söz konusu olanlar mağdur ve mazlum olan kişiler ise, onların etnik ve dini kimliklerine özellikle bakılmaksızın, her türlü olumsuz koşullar da olsa onlara her türlü izzet ve ikram yapılır. Tarihimiz bunun apaçık örnekleriyle dopdoludur.   

Yazarın Diğer Yazıları