N E V Â, 53.

 

 

N E V Â, 53.

 

KEHF SÛRESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ!

 

Ashabı kehf ( yani mağara arkadaşları) kıssası! İki bahçeye sahip olan kişiyle fakir arkadaşı arasında geçtiği farzedilen muhaverenin temsili anlatımı! Âdem’in (yani insanoğlunun) dünyadaki ilk serüveni! Musa ile birlikte yolculuk yaptığı beyan edilen (halk arasında Hızır adiyle meşhur olan) o bilge kulun kıssasının temsili anlatımı! Son olarak ta Zülkarneyn temsilerinin art arda sıralandığı bu sureye, misaller-temsiller suresi dense yeridir! Surenin 13. ve 20. âyetler aralığında anlatılan, Ashabı kehf (yani mağara arkadaşları) kıssasında “Kehf” yani mağara kelimesinin geçmesinden dolayı, sureye “Kehf” suresi adı verilmiştir.  Sure indirildiği andan itibaren hep bu adla anıla gelmiştir.

 

Surenin iniş yeri ve zamanı ile ilgili olarak değişik kaynaklardan yansıyan bilgilere göre; Bu sure Kesinlikle Mekke’de indirilmiştir! İndiriliş zamanıysa, risaletin ilk dönemi olan Mekke dönemindeki ambargo yıllarının son bölümünde veya ambargo sonrasında, yani Mekke döneminin sonuna doğru, hicret öncesinde indirilmiş olduğu ifade edilmektedir! Bugün elimizde bulunan Mushaflarda bu sure, Resmi sıralamaya göre 18. sırada ve 110 âyet olarak kaydedilmiştir!

 

Yüce Yaratıcı Vahiy, bu bağlamda tabii ki Kur’an aracılığıyla, insanoğluna İlahî mesajları iletmek için her türlü yol ve metodu kullanmıştır! Bu İlahî mesajları iletmek için her türlü yol ve metodu kullanma durumu, Kurân’ın muhtelif sure ve âyetlerinde dile getirilmektedir! İşte o âyetlerden biri de bu surenin 54. âyetidir[1]. İnsanlığa ilâhî mesajların iletilmesi için denenen bu yol ve metotlardan ikisi ise, yaşanmış kıssalar ve yaşanıp yaşanmadığı belli olmayan veya hiç yaşanmamış olduğu tahmin edildiği halde, muhataba mesaj vermek için kullanılan meseller, yani temsili anlatımlardır! Bu temsili anlatımları aktarmak için sembolik ve simgesel dilin en yoğun kullanıldığı Kur’an suresininse, bu sure olduğunu düşünüyorum! Allah’u âlem böyledir. Surenin kartvizitiyle ilgili olarak vermeye çalıştığımız bu kısa bilgilerden sonra, şimdi de sure içerisindeki kıssa ve mesellerin sıralandığı âyetleri, bizde orijinal sıralamayı bozmadan, fakat kendimize göre kısaca sıralamaya çalışalım:

 

Genel olarak Vahyin, bu bağlamda, tabii ki Kurân’ın hedefi olan Yaratıcı ile yaratılmış, arasındaki (bu bağlamda insan, yani kul ile Allah arasındaki) ilişkinin çift kutuplu tabiatının izahının, bu surenin de ana konusu olduğu anlaşılmaktadır! Surede bu ana konunun şu başlıklar altında sıralandığını görüyoruz! Bu Kehf suresi, öncelikle varlığın zirvesi olan Yüce Yaratıcı Allah Cc. ve O’nun İlâhî otoritesinin mutlaklığına atıf yaptıktan sonra, görevlendirdiği tüm elçiler gibi, son elçisi olan Muhammed as.’ın da bizim gibi bir kul, bir beşer olduğunu dile getirerek başlamaktadır! Arkasından da, son elçisi Muhammed as. aracılığı ile insanlığa ulaştırılan bu kitapta, yani Kurân’da, hiçbir yanlışlığın, hiçbir hatanın söz konusu olamayacağını beyan ederek devam etmektedir!

 

Bu girişten sonra, ana konusu itibariyle insan ile Allah arasındaki ilişkinin çift kutuplu tabiatını yansıtan, bu surede şu başlıkların sıralandığını görüyoruz! Surenin bu giriş bölümünden hemen sonra; Ülkeleri zalim diktatörler tarafından işgal edilip sömürülerek, hak ve hukukları çiğnenen insanların içinden çıkan bir gurup gencin, zulme ve sömürüye karşı başkaldırmak için verdikleri mücadeleyi ve bu mücadelenin bir safhası olarak, dağlara çekilip, orada mağaraya sığınmalarını konu alan, içerisinde bu surenin isminin de geçtiği bölüm karşımıza çıkmaktadır! 13. ve 20. âyetler aralığı. Surede bu Ashabı kehf kıssasının ardından, yeryüzünde yaşayan insanlar arasındaki adaletsizliğin bir yansıması olarak ortaya çıkan zengin-fakir arasındaki eşitsizliği konu edinen, iki bahçeye sahip olan kişi ile fakir arkadaşı arasında geçtiği varsayılan, temsili bir anlatımın sergilendiği âyetlerin sıralandığını görüyoruz! 32. ve 44. âyetler aralığı.

 

Daha sonrasında ise değişik yönleri ile Kurân’ın muhtelif surelerine serpiştirilmiş olan Âdem-İblis kıssalarından birini daha, sure bütünlüğünü tamamlayacak şekilde dikkatimize sunan âyetlerin sıralandığını görüyoruz! 50. ve 53. âyetler aralığı. Bu bölümün ardından Musa ve bilge kişi arasında geçtiği varsayılan diyalogu konu alan, yine temsili bir anlatımla bizlere mesaj vermek isteyen o âyetler gurubu karşımıza çıkmaktadır! 60. ve 82. âyetler aralığı. Bundan sonraki âyetlerde ise: Yeryüzünde insan topluluklarını idare etme sorumluluğunun kendilerine tevdi edildiğini düşünen muktedirlerin görev, yetki ve sorumluluklarının sınırlarını belirleyen âyetler; Zülkarneyn meseli, üzerinden temsili bir anlatımla dikkatimize sunulmaktadır! 83. ve 98. âyetler aralığı. Ayrıca Kurânî bir terim olarak bu Zülkarneyn kıssasının içine serpiştirilen, Yecüç ve mecüç-yani yağma ve talan topluluğunun yeryüzünde tesis edilmeye çalışılan barış ve esenlik yurdu için nasıl bir tehdit olduğunu beyan eden âyetlerinde bu bölümde karşımıza çıktığına şahit olmaktayız! 94. ve 108. âyetler aralığı.

 

Surenin bundan sonraki bölümünde ise, hitap Allah Resulüne dönerek; Yüce Yaratıcı kendisinden insanlığa, insan sözü ile Allah kelamı arasındaki farkın, yaratılanla Yaratan, yani insanla Allah arasındaki fark kadar olduğunu hatırlamasını istemektedir! Son olarak ise, kendisinin de diğer insanlar gibi Allah’ın kullarından bir kul bir beşer olduğunu, fakat tek farkının Allah’tan kendisine Vahiy gelmesi olduğunu ve bu Vahiylerde de, İnsanlığın İlâhı’nın tek bir İlah olduğunu, insanlara ilan etmesini istemektedir! 109. ve 110. âyetler.

Şimdi isterseniz 110 âyetlik bu mübarek sureyi âyet âyet, kelime kelime ele alarak, bugüne kadar gelen ve dünyanın sonuna kadar da gelecek olan insan nesline vermek istediği İlâhî mesajları, kapasitemiz nispetinde, kendi adımıza almaya çalışalım!

 

           

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

Zâtında Rahman Fiilinde Rahîm Allahın ismi ile O’nun adına.

 

 

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَنزَلَ عَلَى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَل لَّهُ عِوَجَا {1} قَيِّماً لِّيُنذِرَ بَأْساً شَدِيداً مِن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً حَسَناً {2} مَاكِثِينَ فِيهِ أَبَداً {3}

Her türlü övgü: (Hak edenleri) O’nun katından gelecek olan şiddetli bir ceza ile uyarması ve kendisine inanıp Allah’a güvenerek, (yeryüzünde) barış ve esenlik için çaba harcayanları da, içinde devamlı kalacakları en güzel ödüllerle müjdelemesi için, içerisinde hiçbir tutarsızlık bulunmayan, (aksine) dosdoğru ve dolambaçsız bir şekilde, İlâhî mesajlar veren (bu) kitabı, kuluna indiren Allah’a mahsustur. 18/1. 2. 3.

 

عِوَجَا - Ivecen” Bu kelime lügat olarak: Eğrilik, Yanlışlık, Çelişki, Tutarsızlık, Çarpıklık, Sakatlık, Eksiklik, fazlalık, Çukurluk ve tümseklik gibi manalara gelmektedir. (Ahterî+Lisan..) Biz bu kelimeye, âyet içerisindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak, mealde “içerisinde hiçbir tutarsızlık bulunmayan” şeklinde bir mana vermeyi uygun bulduk! Burada kastedilen, elbette ki Vahyin en son ve en mükemmel örneği olan Kurân’ı Kerim’dir!

 

قَيِّماً  – Qayyimen” İkinci âyette geçen bu kelimenin aslı-kökü “Qa Va Me” fiîlidir. Lügat manasına gelince: Bu kelime; Kılıç kabzası, Bir nesnenin, bir kimsenin umûrunu gözetmek, Bakıcı, Hiçbir şeye ihtiyaç duymadan, kendi kendine ayakta durmak, Sağlam, düzgün ve eksiksiz olmak, Hazır olmak, Sütun-direk gibi, daha birçok manaya gelmektedir. (Ahterî+Lisan..) İkinci âyetin hemen başında geçen bu kelimeye biz kelimenin ana metindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak, “dosdoğru ve dolambaçsız” şeklinde, bir mana vermeyi uygun bulduk!

 

İnsanlığa doğru yolu göstermek için İlâhî mesajlar taşıyan Kurân’da hiçbir tutarsızlığın olmadığını ifade eden, Kehf suresinin bu birinci âyetini, şu âyetlerle beraber değerlendirirsek konuyu daha rahat anlayabileceğimizi umuyorum! (krş.) “Sorumluluk duygu ve bilinci ile hareket edenler için, bir yol gösterici olan, bu kitabın içeriğinde, hiçbir şüpheye mahal yoktur! 2/2.”  “.. Eğer O’ Kitap (yani Kur’an) Allah’ın dışında başka bir kaynaktan gelmiş olsaydı! Elbette ki O’nun içeriğinde bir takım çelişki ve tutarsızlıklar bulabilirlerdi! 4/82.”  “.. ve Biz hak ve gerçek olarak indirdiğimiz bu kitabı, muhatabına da asli gerçekliği ile ulaştırdık! 17/105.”

 

Bizim bakış açımıza göre, Kehf suresinin bu birinci âyeti iki önemli mesaj vermektedir! Bunlardan birincisi: Kurân ‘ın birçok suresinde olduğu gibi bu surenin de, bütün övgülerin yalnızca Allah ‘a mahsus olduğunu ifade eden “Elhamdülillah” kelimesi ile başlamış olmasıdır! Bunun sebebi: Gerek tarihi süreçte, gerek Kurân’ın indiği dönemde, gerekse de günümüzde, bir kısım insanlar, sadece Allah’a mahsus olan Hamd’in, yani övgünün her çeşidini, Allah’la beraber Allah’ın yanında, O’nun astları olarak gördükleri birtakım diğer varlıklara, örneğin bir kısım insanlara da teşmil etmeleridir! Buradaki mesaj: “ Ey yalnızca Allah ‘a mahsus olan Hamd’i yani övgüyü, Allah’ın dışındaki bazı yaratılmış varlıklar için, yani kendi siyasi, dînî, mezhebî veya tasavvufi liderleri için de, kullananlar! Biliniz ki, yanlış yapıyorsunuz! Sadece Yüce Yaratıcının hakkı olan bir vasfı bir sıfatı, yani Hamd’i,-övgüyü, başkalarına da tahsis ederek Hukukullah’ı çiğniyorsunuz!” mesajıdır!

 

İşte başta Kurân’ın birinci suresinin, birinci âyetinin birinci kelimesi olmak üzere, “Elhamdülillah”  kelimesi ile başlayan tüm surelerin başındaki bu “Elhamdülillah”  ifadesi gibi, bu surenin birinci âyetinin ilk kelimesi olan “Elhamdülillahillezî”  kelimesi de, Hamd’in yani övgünün her çeşidinin sadece Allah’a mahsus olduğunu beyan etmektedir! Buna rağmen sadece Allah’a mahsus olan bu Hamd’i-övgüyü Allah’ın yanında, kendi siyasi, dînî, mezhebî veya tasavvufi liderleri için de kullananların, yaptıkları bu işin yanlış olduğunu, bu surenin “Elhamdülillahillezî” terkibi ile başlaması, hem hatırlatmakta ve hem de bu işi yapanları, ağır bir şekilde kınayarak protesto etmektedir!

 

Bizim baktığımız açıdan bakınca, Kehf suresinin bu birinci âyetinin verdiği diğer bir mesajınsa; “Yüce Yaratıcının insanlığa yol göstermek için, onların arasından seçip görevlendirdiği elçileri vasıtasıyla tebliğ ettiği, İlâhî mesajlarla yüklü bu kitapların sonuncusu olan Kurân’da, hiçbir çelişkinin, hiçbir tutarsızlığın olmadığı, olamayacağı mesajı” olduğunu söyleyebiliriz[2]!

 

Şimdi de isterseniz tefsir ve yorumuna başladığımız kehf suresinin 3 âyetlik bu ilk paragrafında verilen mesajları bir bütünlük içinde yansıtmaya çalışalım! Buradaki ilk mesaj, Allah elçisinin insanlar arasındaki güvenilirliğini sorgulamakta olan, hattâ O’nun yalancı, büyülenmiş bir insan olduğu yaygarasını yapmakta olanlaradır! Bu insanlar, Kurân’ın indiği dönemin Mekke’sinde, başını Ümeyye oğullarının çektiği bir gurup tefeci bezirgân ve onların dümen suyunda hareket eden din istismarcısı sömürgenlerdi[3]!

 

Fakat gerek Allah Resulünün gerekse de O’nun tebliğ ettiği Kurân’ın güvenilirliğini sorgulayan, hatta Onların, yani Allah elçisi ve O’nun tebliğ ettiği Kurân’ın misyonunu yok sayan bu insanlar, her devirde varlıklarını sürdürmüşlerdir! Aslında haksızlık-hukuksuzluk, zulüm ve sömürüyü hayat tarzı haline getirdikleri için iyi niyetten yoksun olan bu insan tipini biraz daha tanıyabilmemiz için, şunları da ilave edebiliriz: Bu insan tipi; İlâhî mesajların işine geldiği kısımlarını benimseyip, işine gelmeyen[4]  kısımlarının ise üzerinde birtakım yaygaralar kopartanlardır! Veya (günümüzde de olduğu gibi,) Kitaplara iman çerçevesinde “Allah’ın kitaplarının hepsine birden, tabii ki Kurân’ın tümüne de” inanıp iman ettiklerini dilleriyle söyledikleri halde, Kurân’ın birçok hükmünü görmezden gelip çiğneyenler [5], buna rağmen de kendilerinin Müslüman olduklarını iddia edenlerdir!

 

Bu insanlara: “Ey Elçinin getirdiği haberlerin, işlerine gelen kısmına sahip çıkıp, işlerine gelmeyen kısımlarını görmezden gelerek yok sayanlar! Şunu iyi biliniz ki, bu kitabın içeriğinde kesinlikle hiçbir çelişki, hiçbir tutarsızlık (hattâ eksiklik) bulamazsınız! Dolayısıyla, eğer Müslümanlık iddiasında iseniz: Bu Kitabın tümüne birden sahip çıkıp, O’nun hükümlerini bir bütün halinde uygulamak zorundasınız! Aksi takdirde Müslümanlık iddianız içi boş bir söylemden öte hiçbir değer ifade etmez” mesaj verilmektedir!

 

Üç âyetlik bu paragrafın verdiğini düşündüğümüz diğer mesajlara gelince: Bu mesajlar, 3 âyetlik bu paragrafın âyetlerinin içeriğinde, parçalar halinde şöyle serpiştirilmişlerdir!

 

A: Kurân’ın işlerine gelen bölümlerine sahip çıkıp, işlerine gelmeyen bölümlerini de göz ardı edip yok sayarak, O’nun bütünlüğünü bozmak için çaba harcayan bu insanlara, ikinci âyette, öncelikle dünya hayatında fakat özellikle de, âhiret hayatında kendilerini bekleyen şiddetli bir ceza uyarısı şeklinde bir mesaj verilmektedir!

 

B:Yukarıda da, kaydedildiği gibi buradaki diğer bir mesaj ise: Bir yandan işlerine gelmeyen bazı âyetlerinin üzerinden Kurân hakkında şüphe uyandırmaya çalışırlarken, öbür yandan da, O’nu tebliğ eden elçi hakkında yaygara yapıp, şüphe uyandırmaya çalışan insanlaradır. İkinci âyette bu insanlar kendilerini bekleyen çok şiddetli bir azapla uyarılmaktadırlar! Öbür yandan, yine ikinci âyetin devamı ile üçüncü âyette, “Elçiye inanıp, Allah’a güvenerek, (yaşadıkları yeryüzünü) barış ve esenlik yurdu haline getirmek için çaba harcayanlara da, içinde devamlı kalacakları en güzel ödül olan Cennet müjdesi” şeklinde, içerisinde müjdeler dolu, diğer bir mesaj verilmektedir!

 

Üç âyetlik bu paragrafı takip eden âyetlerdeyse, insanlığın tarihi kadar eski, fakat aynı zamanda her çağın meselesi olduğu gibi, günümüz inanırlarını da oldukça yakından ilgilendirdiği için en güncel bir konu olan şirk meselsine değinilmektedir! Örneğin 4. ve 5. âyetlerde: Ne kendilerinin, ne de atalarının gerçek bilgiye sahip olmadıkları bir konuda, ağızlarından çıkan çok ağır bir söz olan “Allah çocuk edindi” yalan sözünü söyleyenler için, çok sert uyarıların yapıldığını görüyoruz! Fakat bunun için bir sonraki makalemizi beklemek durumundayız!

 

Bütün bu yorumlar, bizim vahyin gör dediği yerden bakmaya çalışıp da görüp elde edebildiğimizi düşünüp tespit edebildiğimizi zannettiğimiz yorumlarımızdır. Çünkü toplumda her insanın değerlendirme yapmak için bulunduğu pozisyon, onun değerlendirme sonuçları üzerindeki en etkili olgulardan biridir. Yani göreceğiniz şey, büyük ölçüde baktığınız yere, birde görmek istediğiniz şeye bağlıdır! Çünkü Yüce Yaratıcı “kişinin özgür tercihi ile seçip istediği şeyleri, kendisi için kolaylaştırırız!” buyurmaktadır. (krş. 92/7. ve 11. âyetler). Ve bir kere daha diyoruz ki, her konuda olduğu gibi, bu konuda da söylenecek son söz, “Elbette ki Allah en doğrusunu bilir” sözüdür.

 

Şayet sürçü kalem etti isek, önce Rabbim’in af ve mağfiretini umarım. Sonra da siz değerli okuyucularımın hoşgörü, bağışlama ve ikazlarınızı esirgememenizi rica ederim! Halen dünya kendi etrafında dönmeye devam ediyorsa, bu durumun Kurân’ı anlamamız için hâlâ bir fırsat ve hattâ belki de, son fırsat olabileceğini lütfen unutmayalım!

 

 ( Gelecek yazımızda, Kehf sûresinin tefsir ve yorumuna kaldığımız yerden devam etme ümidiyle, tekrar buluşuncaya kadar hoşça kalınız) 

 

Yaşar GÜLAÇTI. 02 Nisan. 2017. K.MARAŞ. yasargulacti@hotmail.com

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu konudaki, diğer âyetleri görmek için bkz. 17/89. ve 39/27.

 

 [2] Bu Kurân âyetleri arasında hiçbir çelişkinin, hiçbir tutarsızlığın olmadığı, olamayacağı konusunu, biraz daha detaylandırarak, “Esasen Allah’ın indirdiği vahiy ürünü olan tüm kitaplar arasında, hiçbir tutarsızlık, hiçbir çelişki yoktur olamaz da,” şeklinde, genişletebiliriz!

 

[3] Bu insanların istismar ettikleri dini kurumların başında, Mekke şehrinde bulunan Kâbe ve insanların değer atfettiği diğer kutsallar vardı.

 

[4] Yani alıştıkları, haksızlık-hukuksuzluk, hırsızlık, yolsuzluk, faiz, sömürü, kölelik ve zulme dayalı adaletsiz, yaşam tarzlarını eleştiren âyetleri! Örneğin; Dünyayı sömüren dokuzlu çetenin kurdukları sömürü düzeni yok olsun (Lâfzen Ebu Leheb’in elleri kurusun! krş.111/1.)” “Bu kız çocukları hangi suçlarından dolayı diri diri toprağa gömülüyorlar? (krş. 81/8. 9.) Allah’ın yeryüzünde yaşayan(insanlar için) yarattığı rızık kaynaklarını, insanlar arasında hakça ve eşitçe paylaşacaksın! krş. 41/10. “Hak-hukuk ve adaleti herkes için eksiksiz olarak uygulayacaksın! krş. 16/90.” “Yalan söylemeyeceksin, iftira etmeyeceksin! krş. 16/105.”  “Çalmayacak-hırsızlık yapmayacaksın! krş. 5/38.”  “Öldürmeyeceksin! krş. 5/32.” Gibi âyetleri ya görmemezlikten gelmekteler, yada tevil ederek kafalarına göre yorumlamaya çalışmaktadırlar!!

[5] Gerek tarihi süreçte gerekse de bugün, dilleri ile Allah’ın kitaplarına (tabiî ki, Kurân’a, da,) inandıklarını söyleyen insanların oluşturduğu İslam toplumlarında, haksızlık-hukuksuzluk, faiz, emek sömürüsü, yalan, iftira, hırsızlık, yolsuzluk, hattâ çağdaş kölelik, diz boyu, dökülen kanlar ise gövdeyi götürmektedir! Bu şu demektir: İslam dünyasını oluşturan insanlar, bir taraftan dilleri ile Kurân’a inandıklarını söylerlerken, öbür yandan bilfiil Kurân’ın bu konularda koyduğu yasaları hiçe sayarak, Allah’ın âyetlerini fiilen tartışmaya açıp yok saymışlar ve saymaya da devam etmektedirler!

 

Yazarın Diğer Yazıları