Yaşanılan Hayatta Sıradışı Olabilmek

Yaşanılan hayatta bireysel ve toplumsal anlamda sıradışı olabilmek, herkesin kolayca başarabileceği bir yaşam tarzı değildir. Genel anlamda sıradışı olmak, alışılmışın dışında bir yaşam tarzına sahip olmak olarak ifade edilebilir. Sıradışılık, kelimenin tam anlamıyla bir “adanmışlık” hâlidir. Sıradışılık, hak ya da bâtıl, insanların mensubu oldukları davalarının, inançlarının başarılı olmasını sağlamak için,yaşamış oldukları hayatlarında maddî- manevî her şeylerinden fedakârlık yapabilme halleridir.

Yazımıza örneklik teşkil edecek olan en önemli örneğimiz Efendimiz(sav)in, Ashabı kiram efendilerimizin ve onların yolundan giden Allah dostlarının yaşamış oldukları sıradışı hayatlarıdır. Onlar öyle ki, yaşamış oldukları sıradışı hayat tarzlarıyla, içerisinde yer aldıkları toplumların her zaman dikkatlerini çekmişler ve bu şekilde, onların hidayete ermelerine vesile olmuşlardır.

Örnek olarak Efendimiz(sav)in gerek Risâlet öncesi ve gerekse Risâlet sonrası yaşamış olduğu sıradışı hayatı… O’nun hayatı öyle ki, çocukluk ve gençlik yılları, her türlü olumsuzlukların yaşandığı cahiliye toplumu içerisinde geçmişti. Buna rağmen Efendimiz(sav), yaşamış olduğu çocukluk ve gençlik yıllarında hiçbir günaha bulaşmamıştır. Çünkü O’nu, kendi ifadesiyle, Rabbi Teâlâ terbiye etmişti. Efendimiz(sav) peygamber olmadan önce bile Mekkeli müşrikler, Efendimiz(sav)in yaşamış olduğu sıradışı hayatından dolayı O’na “El Emin” sıfatını takacaklardı.

Efendimiz(sav)in peygamberliğini ilân etmesinden dolayı, O’na her türlü işkenceyi ve düşmanlığı reva gören can düşmanı müşrikler; buna rağmen, Efendimiz(sav)in güvenilir olmasından dolayı en kıymetli eşyalarını emanet olarak hep Efendimiz(sav)e teslim ediyorlardı. Efendimiz(sav) Medine’ye hicret ederlerken, Mekkeli müşriklere ait olan emanetleri sahiplerine teslim etmesi için Hazreti Ali(ra) görevlendirecektir. O’da,  sabahleyin emanetleri sahiplerine verdikten sonra Efendimiz(sav)in arakasından hicret için Medine yollarına düşecektir.

Asrısaadet dediğimiz dönemde yaşayan Sahabe efendilerimizin de, aynen Efendimiz(sav)in yaşamış olduğu örnek hayatı gibi, sıradışı bir hayatları vardı. Sahabe efendilerimizin söz konusu örnek yaşayışlarından dolayı, yaşamış oldukları toplumlarda birçok kimsenin İslâm’la şereflenmelerine vesile olacaklardır. Sahabe efendilerimizden sonra gelen tabiin ve tebeüttabiin neslinden gelen birçok kişi de, aynen Sahabe efendilerimiz gibi sıradışı bir hayat tarzına sahip idiler. Onların sıradışı örnek yaşayışlarından dolayı İslâmiyet bugün güneyden                                                               kuzeye, batıdan doğuya olmak üzere bütün dünyaya yayılmış durumdadır.

Sıradışı bir yaşam tarzına sahip olmak, elbette, sadece Efendimiz(sav)e ve O’nun Sahabelerine mahsus bir durum değildir. Kıyamete kadar geçecek olan zaman diliminde bu yol herkese açıktır, hodri meydan. Fakat ne var ki, böyle bir sıradışı bir hayat tarzına sahip olmak o kadar da kolay değildir. Sıradışı bir hayat tarzına sahip olmak, deyim yerindeyse yaşanılan hayatın zirvesidir. Böyle bir hayatı ancak, karşılığında sadece ve sadece Allah(cc) rızasını talep eden samimi Allah dostları yaşayabilirler.   

Yaşadığımız günümüzde, söz konusu ettiğimiz bu emaneti sırtlayanlar, kendilerini “Mukaddes davanın hamalı” sayan gerçek Allah dostlarıdır. Onlar öyle ki, gerek yaşamış oldukları sıradışı hayatlarıyla ve gerekse yapmış oldukları sohbetleriyle, halkalarına dâhil olan insanlara âdeta Sahabe iklimi yaşatırlar.

Duamız o dur ki, Rabbimiz(cc) bizleri, Kur’ânı Kerimde “Sıratı Müstakim” olarak ifade edilen Peygamberlerin, Sıddıkların ve Şühedanın yolundan ayırmasın.

Âmin…  

 

 

Yazarın Diğer Yazıları