NEVÂ 53. VII.

NEVÂ 53. VII.

 

KEHF SÛRESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ! (Devam)

 

ASHABIKEHF’ SIĞINDIKLARI MAĞARADA UZUN SÜRELİ BİR TECRİT HAYATI YAŞADIKTAN SONRA, TEKRAR ORTAK YAŞAM ALANLARINA DÖNÜYORLAR!

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

Zâtında Rahman, fiilinde Rahîm Allah adına, Allah’ın ismi ile.

 

Ashabıkehf kıssasının doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için, Kurân’ın bazı prensipler ortaya koyduğunu düşünebiliriz! Bu prensiplerden bir tanesinin de, olayın kahramanlarını konuşturmak olduğunu görüyoruz! İşte Kur’an aşağıdaki âyetlerde, bu insanların kendi aralarındaki konuşmalarını naklederek, Ashabıkehf çevresinde oluşturulan mitolojik anlatımlar yerine işin gerçeğini gözlerimizin önüne sermektedir!

 

 وَكَذَلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَذِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَا أَزْكَى طَعَاماً فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍ مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَداً {19} إِنَّهُمْ إِن يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ أَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي مِلَّتِهِمْ وَلَن تُفْلِحُوا إِذاً أَبَداً {20}

İşte (mağara arkadaşlarının durumları böyle devam edip giderken) kendi aralarında konuyu tartışmaları için, Biz onları tekrar aktif hayata döndürdük! Derken, içlerinden biri, “bu durumda ne kadar kaldınız acaba diye” bir soru yöneltti? Bu soruya diğerleri “bir gün veya bir günün belli bir bölümü kadar kalmış olabiliriz” diye cevap verdiler!

 

 (Sonra da) “Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir diyerek” tartışmayı noktaladıktan hemen sonra, “içinizden birini şu gümüş parayla şehre yollayın da, iyisinden biraz yiyecek alıp gelsin” dediler!” Arkasından da, “gidecek kişi aman dikkat etsin, sizi ele verecek bir harekette bulunmasın” diye de eklediler!

 

Çünkü (içlerinden ayrıldığınız halkın yöneticileri) sizin varlığınızı ve yerinizi bir kere öğrenirlerse: “ya sizi öldüresiye taşa tutarlar, ya da kendi inanç ve değer yargılarını size zorla dikta ederler! (Her iki durumda da) bir daha ellerinden hiç kurtulamazsınız” diye tembihte bulundular! 18/19. 20.

 

بَعَثْنَاهُمْ  - Beasnâhüm” Yani “onları tekrar kaldırdık” Bu kelime uykudan kalkmayı ifade etmek için de kullanılabilir! Lâkin “Beasnâhüm”  kelimsi, sadece uykudan uyanma manasına gelmez! Kelime bu manasının yanısıra; Göndermek-atamak, Ölüyü diriltmek, Ayaklanmak, yeryüzüne yayılmak ve askeri birlik yürütmek gibi manalara da gelmektedir. (Ahterî+Lisan..) Biz âyet içerisindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak, bu kelimeye, âyet mealinde “onları aktif hayata döndürdük” şeklinde bir mana vermeyi uygun bulduk!

 

Kelime burada; Uykudan kalkmaktan çok, yeniden halkın içine yayılmayı-tekrar eski konumlarına dönmeyi ifade etmek için kullanılmıştır! Çünkü bu insanlar peşlerindeki düşmanların zararlarından korunmak için dağlara çekilerek orada bir mağaraya sığınmışlardı! Yani düşmanları ile aralarına tabii bir engel olarak mağara duvarları girmiş ve bu şekilde kendilerinin dış dünya ile olan ilişkileri kesilmişti! Böylelikle de, yaşadıkları şehri işgal eden işgalcilerin verebilecekleri zarardan hiç olmazsa belli bir süreliğine kurtulmuşlardı. Şimdi şartlar müsait olunca da, tekrar eski yaşam biçimlerine dönüyorlardı!

 

Bu بَعَثْنَاهُمْ  – Baasnâhüm” cümleciği şimdi hatırlanırsa! Yukarılar da, yani bu surenin 12. âyetinde de, geçmişti. Cümleciğin orada geçmesinin sebebi, söz konusu o âyette; “Onların mağara da geçirdikleri yaşamlarıyla (halk arasında geçirdikleri) diğer (yani halkın içindeki) uzun yaşamlarından hangisinin daha doğru olduğunu fark etmeleri için kendilerinin halkla ilişki kurmalarını tekrar sağladık!” şeklinde ifade edilmişti.

 

Yukarıdaki 19. âyete ise, bu بَعَثْنَاهُمْ  – Baasnâhüm” cümleciği ile bu sefer “Bu insanların mağarada geçirdikleri günleri kendi aralarında tartışmaları için, Biz onları tekrar aktif hayata döndürdük!” şeklindeki bir ifadeyi karşımızda bulduk! İşte bu âyette geçen بَعَثْنَاهُمْ  – Baasnâhüm” kelimesi, tam da bu durum için, yani yaşadıkları dağ hayatını kendi aralarında tartışmaları için bu insanların tekrar eski yaşamlarına döndürüldüklerin ifade etmektedir! Bu insanlar mağaralarında uzun süreli bir tecrit hayatı yaşadıktan sonra, şimdi yeniden toplum içerisine karışarak, sanki bir nevi bağsolmuşlar-hayat bulmuşlardı[1]!

 

لَبِثْتُمْ  – Lebistüm” Arapça olan bu kelimenin kökü لَبِث  – Lebise” fiilidir. Bu fiilden türetilen kelimeler, on ikinci, âyette bir kere, yukarıdaki on dokuzuncu âyetteyse, üç kere geçmektedir! Bu fiil-bu kelime Arapça olup lügat olarak da; Bir yerde zaman geçirmek, Orada belli bir süre eğlenip kalmak, Bir mekânda ikâmet etmek yani orada belli bir süre yaşamak, gibi manalara gelmektedir! (Ahterî+Lisanul’Arap) 

 

بِوَرِقِكُمْ هَذِهِ  – Bi Varaqıküm Hâzihî” yani “şu gümüş paranızla” demektir! Bu cümleciğin ana unsuru “Ve Ra Qa” kelimesidir. Arapçadaki orijinal haliyle, bu kelime hem isim[2] ve hem de fiil olarak kullanılmaktadır. Lügat olarak ise bu kelime; Mutlak mana da yaprak, yani Her türlü ağacın yaprağını ifade etmek için kullanılmaktadır. Fakat kelime gerek teşbih yoluyla, gerekse de mecâzî olarak tekil veya çoğul halinde; Kitabın ve defterin yaprakları, için de kullanılmaktadır.  Sadece çoğul halindeyse, hem Araplar tarafından, hem de (güzel Türkçemizde) “Evrak” şeklinde de kullanmaktadırlar.

 

O zaman bu kelime, içinde önemli bilgilerin bulunduğu belgeler için kullanılmış olur! Arzetmeye çalıştığımız bu manaların yanısıra bu“Ve Ra Qa” kökünden türetilen kelimeler; Darphanede basılıp piyasaya sürülen gümüş paralar için de kullanılmaktadır! Ayrıca bu kelime, Parası çok olan adam ve Boz güvercin gibi daha birçok manaya da gelmektedir! (Ahterî+Lisanul’Arap)  Biz on dokuzuncu âyette geçen bu kelimeye ana metindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak “içinizden birini şu gümüş parayla şehre yollayın da, iyisinden biraz yiyecek alıp gelsin” şeklinde bir mana vermeyi uygun bulduk!

 

İki âyetlik bu bölümdeki âyetler o kadar açık ve nettir ki, fazladan bir yorumun lüzumsuz olduğu düşüncesindeyim! Fakat bu bölümdeki âyetlerde لَبِث  – Lebise” fiil kökünden türetilen bazı kelimelerin üzerinde biraz daha fazla durmamızın yararlı olacağı kanaatindeyim! Çünkü bu kelimelere doğru mana vermemizin, bizim Ashabıkehf kıssasını doğru anlamamızın da anahtarlarından biri olduğu kanaatindeyim! Şöyle ki; Bahse konu olan o kelimelerden ikisi لَبِثْتُمْ  – Lebistüm”  ve biri de لَبِثْنَا  – Lebisnâ” şeklinde olmak üzere, bu kelimeler yukarıdaki 19. âyette üç defa geçmektedirler!

 

Bu bölümde geçen لَبِثْنَا  – Lebisnâ” veلَبِثْتُمْ  – Lebistüm” kelimeleri de لَبِث  – Lebise” fiili’mazisinin kökünden türetilmişlerdir. Yukarıda da belirtmeye çalıştığımız gibi, bu fiil, lügat olarak; Bir yerde zaman geçirmek, Orada belli bir süre eğlenip kalmak, Bir mekânda ikâmet etmek yani orada belli bir süre yaşamak, gibi manalara gelmektedir! Bu zaviyeden bakınca, bu kökten türetilen لَبِثْنَا  – Lebisnâ” veلَبِثْتُمْ  – Lebistüm” gibi ifadeler, Ashabıkehf’in mağarada“uyuyup kalmalarını değil” belli bir zaman diliminde, o dağdaki mağara ve çevresinde, “yaşamalarını ömür sürmelerini” ifade etmektedir!

 

Konunun bu şekilde anlaşılması gerektiğinin en büyük delillerinden biri de, bu لَبِث  – Lebise” fiilinden türetilen kelimelerin Kurân’ın başka âyetlerinde de, bizim ifade etmeye çalıştığımız gibi “ömür geçirmek” manasında kullanılmış olmalarıdır. İşte o âyetlerden bazıları: “Sizde biliyorsunuz ki, bundan önce aranızda bir ömür geçirdim! krş. 10/16.” “Mahşer günü Allah onları topladığı zaman, sanki dünya da, tanışmalarına yetecek kadar, yani sadece gündüzün bir saatinden biraz fazla zaman geçirmişler gibi gelecektir! 10/45.”

 

 وَكَذَلِكَ أَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوا أَنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَأَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ فِيهَا إِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ أَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِم بُنْيَاناً رَّبُّهُمْ أَعْلَمُ بِهِمْ قَالَ الَّذِينَ غَلَبُوا عَلَى أَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِم مَّسْجِداً {21}

İşte böylelikle Biz (belli bir süre halkın bilgi ve görüş alanı dışında kalan) mağara arkadaşlarının durumlarını, insanların gözetimine açtık! Ki, insanlar kendi bilgi ve görüş alanları dışında kalan konularda (da), Allah’ın haber verip vaat ettikleri şeylerin hak ve gerçek olduğunu anlasınlar! Örneğin dünya hayatının sonu olan kıyamet öncesi olayları ve yeni bir hayatın başlangıcı olan âhiret hayatının (yani kıyametin) hak ve gerçek olduğundan da şüpheye düşmesinler!

 

Ne zamanki insanlar (mağara arkadaşlarının durumlarına muttalî oldular);  O zaman aralarında bu kişilerin durumunu tartışmaya başladılar! Bazıları “bunların üzerine bir (anıt) yapı yükseltelim derlerken” konuyu biraz daha iyi kavrayan çoğunluk “bunların anısına orada mutlaka bir mescit yapmalıyız” demeye başladılar! 18/21.

 

أَعْثَرْنَا  – Ağsernâ”  Arapça olan bu kelime lügat olarak; Muttalî olmak, yani Rast gelmek, Gözcülük yapmak, Kurumayan su sızıntısı, Yorulmak ve ayağı sürçüp yüzüstü düşmek, Zillet hali ve hata yapmak, Toz-gubar, Yağmur suyu ile sulanan ekin, Canavar avlamak için açılan çukur-tuzak, Şer ve şiddet gibi daha birçok manaya gelmektedir. (Ahterî+Lisanul’Arap)  Biz 21. âyette geçen bu kelimeye ana metindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak, “Biz (belli bir süre halkın bilgi ve görüş alanı dışında kalan) mağara arkadaşlarının durumlarını insanların gözetimine açtık!” şeklinde bir mana vermeyi uygun bulduk!

 

مَّسْجِداً  – Mesciden” 21. âyette geçen bu kelime, güzel Türkçemizde de kullandığımız “Mescit” kelimesinin tâa kendisidir! Fakat Kurân’da kullanılan bu Mescid kelimesi, gerek bizim tarihsel ve günümüzdeki kullanımımızdan, gerekse de Arapların bugünkü kullanımından biraz farklı bir manada kullanılmaktadır!

 

Bizim bu yazıları yazarken amacımız, bir parçası olduğumuz İslam coğrafyasında yaşanan sıkıntılara, Vahyin, yani Kurân’ın gör dediği yerden bakıp-görerek bir çıkış yolu bulmaktır! Bu bakış açısına göre, bugün İslam coğrafyasında yaşanan büyük problemlerden bazılarının da, bu “Mescid” kelimesinin yanlış anlaşılmasıyla ilgili olduğu düşünülebilir! İşte bu mülahazayla biz bu kelimeyi detaylı bir şekilde analiz edip, konuyla ilgili olarak, elde edebildiğimiz izlenimleri sizlerle de paylaşmaya çalışacağız!

 

“Mescid” kelimesi ilk bakışta “Se Ce De” fiilinin ismi’ zaman, ismi’ mekân veya mastar mim’i gibi görünse de, durum kesinlikle böyle değildir! Çünkü bu fiil’in söz konusu olan o kalıbı “Mesced” şeklinde gelmektedir! Buna göre mana verdiğimiz zaman, “Mesced” kelimesi; Secde edecek zaman, Secde edecek mekân, Secde etmek gibi manalara gelmektedir! Hâlbuki yazılış şeklinde de görüldüğü gibi, bizim anlamaya çalıştığımız bu“Mescid” kelimesinin yazılışı farklıdır! O zaman bu kelimenin kalıbı nedir diye bir soru akla gelebilir? Cevap: Meşhur dilcilerden Ferrâ’nın dediğine göre; (Hiçbir fiil kalıbına sığmayan) Bu “Mescid” kelimesi kendine has özel bir isimdir! Tıpkı: Mağrib, Maşriq, Merfiq, Meczir. … Kelimeleri gibi! (Lisanul’Arap)

 

Bu durumu dikkate alırsak “Mescid” kelimesini sadece secde edilecek mekân olarak görmek, isabetli bir görüş olmayabilir! Biz her zaman yaptığımız gibi konuyu vuzûha kavuşturmak için yine Kurân’a müracaat edeceğiz! Bizim tespit edebildiğimiz kadariyle bu kelime gerek tekil olarak, gerekse de çoğul olarak Kurân’da 27 kere geçmektedir. Bu kelime Kurân’da tekil olarak geldiği yerlerde, genellikle bir isim tamlaması olarak, yani “Mescid’i Harâm” şeklinde gelmiştir! Bu durumda kastedilen: Mekke’i Mükerremedeki Kâbe ve O’nun etrafını çevreleyen Mescid’i Haramdır. Pekî, Kâbe ve Mescid’i Haram nezaman ve hangi gayeyle yapılmıştır?

 

Bize bu sorunun cevabını da Kur’an vermektedir: “İnsanlık için yeryüzünde inşa edilen ilk ev, ilk sığınma yeri, ilk bina hiç şüphesiz ki, (hâlen) Mekke de bulunan Kâbe’dir! O’nun misyonu-görevi, çağlar boyu insanlığa doğru yolun gösterildiği bir merkez olmasıdır! Bunun kanıtı olan birtakım apaçık işaretler hâlâ oradadır! Orası (insanlığa doğru yolu gösteren) İbrahim’inde (insanları bilinçlenmeye çağırdığı) makamıdır; (Bundan dolayı) Oraya sığınan herkes emniyete kavuşmuş olur[3]” (krş. 3/96. 97.)

 

Mekke’i Mükerreme nasıl ki, dünyadaki tüm şehirlerin ansı ise (bkz. 6/92. 42/7.), Mekke de bulunan içinde Kâbe’i muazzamanın da bulunduğu Mescid’i Haram da, yeryüzündeki tüm Mescidlerin an asıdır! Gerek Yeryüzündeki tüm mescitlerin anası olan Mescid’i Haram, gerekse de yeryüzünde inşa edilmiş olan tüm mescitler, insanlık için birer bilgi ve bilinçlenme merkezleridir! Yani insanlar için birer sorumluluk duygu ve bilinci kazanma merkezi, Kurân’ın ifadesiyle, birer “Takvâ” merkezleridir!

Bu açıdan bakınca “Mescid” kelimesinin ifade ettiği mananın, günümüz Türkçesindeki tam karşılığı olarak “Okul” kelimesini kullanabiliriz! Çünkü insanoğlunun bilinçlenmesini sağlama misyonunu tarihi süreç içerisinde hep okullar üstlenmişlerdir!

 

Zaten insanlık tarihi boyunca, tüm dillerde, bu “Mescid” kelimesi, tam da okul kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır! Bu durum Araplar için de geçerliydi! Tâ ki, Emeviler İslam toplumunun idaresini, kılıç zoruyla ele geçirip, İslam ve Kur’an adına her şeyi altüst ettikleri gibi, bu “Mescid” kavramının içerisini de boşaltıncaya kadar! Biz bu kavramla ilgili daha fazla araştırma yapılması gerektiği kanaatindeyiz! Ancak konunun daha detaylı araştırılmasını, bu kelimenin ana kavram olarak geçtiği diğer sure ve âyetlere bırakırken, şimdilik bu kadarıyla yetinmemiz gerektiğini düşünüyoruz!

 

Yukarıda, yani bu bölümün baş tarafında, “Ashabıkehf kıssasının doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için, Kurân’ın burada bazı prensipler ortaya koyduğunu” görüyoruz demiştik! Ve bu prensiplerden bir tanesinin de, olayın kahramanlarını konuşturmak olduğunu söylemiştik! Bu bölümün yukarıdaki iki âyetlik kısmında da, olayın kahramanları arasında geçen konuşmaları sizlere aktarmaya çalışmıştık! Hiç şüphesiz ki, müspet manada bir prensip olduğu için, bu prensip gerçeğin ortaya çıkartılması adına, yeri geldiği zaman başvurulabilecek güzel bir prensiptir!

 

Konunun doğru anlaşılmasını sağlamak için Kurân’ın ortaya koyduğu, ikinci prensibin de, aşağıdaki âyette yer aldığını görüyoruz! Buradaki Kurân’î prensip, her hangi bir olay veya iş’ te, gerçeğin ortaya çıkması yerine insanların kendi istek, arzu ve duygularını sanki gerçekmiş gibi ortaya atıp savunmalarının yanlışlığını ortaya koymaktadır. Yani burada prensip olarak, yapılmaması gereken yanlış bir hareketten bahsedilmektedir. Konuyu Ashabıkehf kıssası bazında özelleştirirsek; Burada, yani 22. âyette, olay ortaya çıktıktan sonra durumdan haberdar olan insanların, işin gerçeğini öğrenmek yerine, kendi kafalarına göre “Recmen bilğayb” Anadolu deyimiyle “karartıya tabanca sıkarak” gerçeğe aykırı yorumlar ortaya koymalarından bahsedilmektedir!

 

Söz konusu âyetin son bölümündeyse, müspet manada, başka bir Kur’ânî prensibin de ortaya konduğunu görüyoruz! Bu prensibe göre: Herhangi bir konuda işin gerçeğini ortaya çıkartabilmek için, “O işin ehli olmayan, kişilerden kesinlikle bilgi edinmeye çalışma”  şeklinde bir uyarı yer almaktadır. Bu prensiple ilgili olarak, aşağıdaki âyeti okuyup anlamaya çalıştıktan sonra, ne demek istediğimizin daha iyi anlaşılacağını umuyorum!

 

سَيَقُولُونَ ثَلَاثَةٌ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْماً بِالْغَيْبِ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ قُل رَّبِّي أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَاء ظَاهِرا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ أَحَداً {22}

(Mağara arkadaşlarının-lâfzen, ashâb’ı kehf’in durumları ile ilgili tartışmalar henüz bitmedi.) Çünkü (konuyla ilgili olarak) yakında bazı insanların bilmedikler bir konuda laf ederek; (Lâfzen kaybı taşlayarak) “Onlar üç kişiydiler, dördüncüleri de köpekleriydi!” Diğer bazı insanların ise “Onlar beş kişiydiler, altıncıları da, köpekleriydi!” Diğer bazı kişilerinse “Onlar yedi kişiydiler, sekizincileri de köpekleriydi” diyecekleri (görülecektir)!

 

(Ey Elçi! Ey Muhatap) Sen “Onların kaç kişi olduklarını ancak ve en iyi Rabbim bilir, sizin bu konuda bildikleriniz ise çok yetersizdir; öyleyse böyle bilmediğiniz bir konu da, karavana atmayınız” de! (Ey muhatap artık sen) Bu olayın insanların idrakine kapalı kalmış bölümleriyle ilgili olarak insanlarla tartışmaya da, girme ve (bu olayla ilgili olarak, bilmedikleri bir konu hakkında atıp-tutan) insanlardan hiç birini ciddiye alıp, onlara soru da sorma! 18/21. 22.

 

رَجْماً بِالْغَيْبِ  – Recmen Bilğaybi” Lâfzen “Gayb’ı taşlayarak” demektir! Arapça da bir deyim olarak kullanılan bu terkip, Kurân’da da, genellikle mecaz veya kinaye olarak, yani bir deyim şeklinde kullanılmaktadır! Bu âyetteyse, kesinlikle deyim olarak kullanılmıştır! Burada bu deyim; “Ashabıkehfin durumuyla ilgili olarak bazı insanların bilmedikleri bir konuda laf etmelerini ifade etmek için kullanılmıştır! Bu durum yukarıdaki âyette, Anadolu da kullanılan; “Karartıya tabanca sıkmak” özdeyişinin ifade ettiği mananın bir benzerini ifade etmek için kullanılmıştır!

 

Görüldüğü gibi, bu âyette Ashabıkehf kıssası şeklinde ortalıkta dolaşıp duran anlatıların hiç birinin gerçeği yansıtmadığı net bir şekilde ifade edilmektedir! Durumu bu zaviyeden, yani Kurân’ın bakış açısıyla değerlendirdiğimiz zaman; Gerek Ashabıkehfin yeri, gerek zamanı, gerekse de bu kişilerin sayıları, isimleri yani kimler olduğu[4] gibi konularda halk arasında dilden dile anlatılıp duran şeylerin çok büyük bir bölümünün, belki de tamamına yakınının gerçeği yansıtmadığını görmüş olduk!

 

Bütün bu yorumlar, bizim vahyin gör dediği yerden bakmaya çalışıp da görüp elde edebildiğimizi düşünüp tespit edebildiğimizi zannettiğimiz yorumlarımızdır. Çünkü toplumda her insanın değerlendirme yapmak için bulunduğu pozisyon, onun değerlendirme sonuçları üzerindeki en etkili olgulardan biridir. Yani göreceğiniz şey, büyük ölçüde baktığınız yere, birde görmek istediğiniz şeye bağlıdır! Çünkü Yüce Yaratıcı “kişinin özgür tercihi ile seçip istediği şeyleri, kendisi için kolaylaştırırız!” buyuruyor. (krş. 92/7. ve 11. âyetler). Ve bir kere daha diyoruz ki, her konuda olduğu gibi, bu konuda da söylenecek son söz, “Elbette ki Allah en doğrusunu bilir” sözüdür.

 

Şayet sürçü kalem etti isek, önce Rabbim’in af ve mağfiretini umarım. Sonra da siz değerli okuyucularımın hoşgörü, bağışlama ve ikazlarınızı esirgememenizi rica ederim! Şu anda üzerinde yaşadığımız bu mavi gezegen, halen kendi etrafında ve Güneş’in etrafında dönmeye devam ediyorsa, bu durumun Kurân’ı anlamamız için hâlâ bir fırsat ve belki de, son fırsat olabileceğini lütfen aklımızdan çıkartmayalım!

 

( Gelecek makalemizde, Kehf Sûresinin tefsir ve yorumuna kaldığımız yerden devam etme ümidiyle! Tekrar buluşuncaya kadar hoşça kalınız) 

 

Yaşar GÜLAÇTI. 13 Mayıs. 2017.  Hartlap/K.MARAŞ. yasargulacti@hotmail.com

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] Konunun daha rahat anlaşılmasını sağlar ümidiyle burada bir hatırlatmada bulunacağız; Arap ülkelerinin hemen büyük çoğunluğunda var olan, bu “BA A SE” fiilinden türetilen“Baas” isimli partilerin misyonu nu bir düşününüz!

 

[2] Örneğin “Varqa’bin Nevfel” ismi gibi!

 

[3] Bu âyete göre: Bugün evini-barkını, malını-mülkünü, hattâ dünyalık olarak nesi varsa, her şeyini geride bırakıp, sadece canını kurtarmak için İslam ülkelerinden kaçan milyonlarca insanın Mekke’ye, yani Mescid’i Haram’a doğru akın ediyor olmaları gerekirdi! Oysaki realite hiçte böyle değil! Evet, bugün İsrailli Siyonistler tarafından hazırlanıp, Amerika tarafından yürürlüğe konulan “B O P” yani büyük Ortadoğu projesinin evinden-barkından ettiği milyonlarca Müslüman, bir yerlere doğru ölümüne kaçıp gitmektedirler! Fakat bu insanların gittikleri yol, Kurân’ın “kendisine sığınan herkesin emniyete kavuşmuş olur buyurduğu Mescid’i Haram’a doğru giden yol değil! Aksine bu insanlar, Avrupa’ya, yani Hıristiyanlığın hâkim olduğu topraklara doğru, canları pahasına akıp gidiyorlar!

 

Âcizâne bir Kur’an mümini olarak, burada bir dakika durup düşünmek gerektiği kanaatindeyim! Çünkü bu durumun Müslümanlık iddiasında bulunan herkesi rahatsız etmesi lazımdır! Zîrâ biz, gözümüzün önünde ayan-beyan cereyan bu durum karşısında, müminler olarak âdetâ kahrolmaktayız! Çünkü burada ters giden bir şeyler var! Yüce Yaratıcının Mescid’i Haram’la ilgili olarak Kurân’daki vadinin kesin olduğuna göre: Bu durumda insanın aklına, çok farklı düşünceler geliyor! Örneğin: Herhalde burayı işgali altında tutan ve “B O P” gibi siyonist projelerin dolaylı yoldan da olsa, finansörü olan malum zihniyet, Mescid’i Haram’ın “emniyetli bir sığınma yeri” olarak işlevini yerine getirmesini engellediği gibi bir düşünce akla gelebiliyor! Çünkü “B O P” projesinin, yerli işbirlikçilerinden bazıları! Sanki insanlık ve İslam âlemi için çok hayırlı bir iş yapmışlar gibi; Yurtlarından-yuvalarından ettikleri Müslümanların, Hıristiyan topraklarına sığınmalarını önlemek isteyen batılılarla, 3+3 = 6 milyar Euro’luk, insan hayatının karşılığı olarak Kayseri pazarlığı yaptıklarını yüzleri kızarmadan söyleyebiliyorlar!

 

[4] Örneğin Ashabıkehfin sayısı ve kimlikleriyle ilgili olarak bazı toplumlarda bu insanların yedi kişi oldukları, sekizincilerinin de köpekleri olduğu, yıllardır anlatılıp durmaktadır! Hattâ bu insanların adlarının, Yemlîha, Mislîna, Merseline, Mernuş, Kefeştatanos, … vs. köpeklerinin isminin de, Qıtmîr olduğu iddia edilmektedir! Hattâ bazı bölgelerde insanlar çocuklarına yukarıdaki isimleri vermekte, bu isimleri taşıyan insanlar da, sadece isminden dolay çevre halkından saygı görmektedirler!!

 

 

Yazarın Diğer Yazıları