Başkalarına Başkalarının Gözüyle Bakmak

Toplum içerisinde yaşayan bireyler olarak çoğu kere bizler, başkaları hakkındaki kanaatlerimizi, eş-dost, arkadaş olarak ifade edebileceğimiz başkalarının kanaatleri doğrultusunda oluştururuz. Fakat ne var ki, bizleri başkaları hakkında bilgilendiren sosyal çevremizde yer alan dostlarımız arkadaşlarımız, istisnalar hâriç olmak üzere başkaları hakkındaki bilgi aktarımlarında çoğu kez tarafsız olamamaktadırlar. Bu da çoğu kere bizlerin,   söz konusu kişiler hakkında, hak etmedikleri halde yanlış kanaat sahibi olmamamıza, suizanna sebep olmaktadır. Bundan dolayı, başkaları hakkındaki kanaatlerimizi duyduklarımıza göre değil, bizzat kendi gözlemlerimize göre oluşturmak sanırız en doğru olandır.

Sosyal anlamda vakıa olarak bizler hepimiz bir toplum içerisinde yaşamak zorundayız. Hepimizin, kendi kişisel özellik ve kültürel donanımıza göre eş-dost akraba ve arkadaşlarımızdan oluşan sosyal bir çevremiz vardır. Yaşadığımız çevremizde müspet insanların yanında, menfi insanlar da vardır. Bizlerin çevremizde yaşanan olumlu ve olumsuz davranışlara karşı sergilediğimiz tavrımız/duruşumuz kendi imtihanımızın bir sonucudur.

Dinimiz olan İslâm, toplum içerisinde yaşayan bireyler olarak bizlere, diğer insanlara karşı birtakım görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Söz konusu bu sorumluluklarımızın en başta geleni, yaşadığımız toplumda çevremizde yer alan bireylere karşı, başkalarının yanlış yönlendirmelerine aldırmadan hüsnü zan ve hüsnü muamele sahibi olmaktır. Yani, itikadî anlamda fikir ve davranışlarıyla İslâm çerçevesinin dışına çıkmamaları kaydıyla, onların da hata ve yanlış yapabileceklerini kabul edebilmek. Zira insanlar hatalarıyla, günahlarıyla vardırlar. Bireyler için önemli olan, sergilenen davranışın günah olarak bilinmesi ve onun mahcubiyetle Rabbi Teâlâ’ya karşı tövbe edilebilmesidir. 

Bizler toplum içerisinde yaşayan bireyler olarak, yaşadığımız hayatta her zaman olumlu ve olumsuz davranışlarda bulunan bireylerle karşılaşabiliriz. Çevremizde olumlu davranış sergileyenlere eyvallah; fakat olumsuz davranış sergileyenlere karşı da hüsnü zan ve hüsnü muamelemizi mümkün mertebe devam ettirebilmemiz de çok önemlidir.    

Örfümüze göre bizlere, çevremizde yaşayan insanların kişilik kalitesini öğrenebilmek için onlarla komşuluk etmek gibi, yolculuk yapmak gibi vs. birtakım ölçütler verilmiştir. 

Fakat ne var ki, söz konusu edilen kişilerin hepsiyle söz konusu ölçümleri yapabilmek ve ona göre bir tavır sergilemek ve değerlendirmede bulunmak o kadar kolay değildir. Her şeyden önce herkese bu kriterleri uygulamak ve herkesi bu ölçütlere göre test etmek pratik olarak mümkün değildir. Bundan dolayı, sosyal çevremizde yer alan eş-dost ve arkadaşlarımız hakkındaki kanaatlerimizi hiçbir etki altında kalmadan hüsnü zan temelli olarak değerlendirmek işin en pratiği ve en kolayıdır. Herhalde bunun yolu da, Allah(cc)a kulluk adına, çevremizde yer alan herkesin bizlerden çok daha üstün olduğu anlayışıdır. Zira yaşadığı hayatta, çevresindeki herkesi kendisinden daha üstün gören bir kimse mü’minlere suizan edemez, sürekli onlar hakkında hüsnü zanda bulunur.    

Malum, İslâm inancına göre mü’minlerin birbirleri hakkında hüsnü zan sahibi olmaları bir zorunluluktur.   Muhakkaktır ki, Müslümanların yaşadıkları sosyal hayatlarında birbirleri lehine sergilemiş oldukları hüsnü zan, Müslümanlar arasındaki sevgi kardeşliğin artmasına, giderek ümmet bilincinin oluşmasına vesile olabilecektir.

Netice itibarıyla ifade edecek olursak; bizler çevremizde yaşayan insanlara, başlığımızda da ifade ettiğimiz gibi ”başkalarına başkalarının gözüyle” değil de, bizzat kendi gözlemlerimizle bakmamız gerekir. Bizlerin bu olumlu bakış açısı, inanç kardeşlerimiz olan bu insanlara karşı, olası bir yanlış anlamayı da önlemiş olur. Zira hak etmedikleri halde, başkalarının yanlış yönlendirmeleri neticesinde bir Müslüman’a karşı ön yargılı olmamız, kelimenin en hafifiyle bir kul hakkıdır. Çok büyük manevî sorumluluğu vardır.

           

Yazarın Diğer Yazıları