İslâm Dünyasının Birleşme/Kenetlenme Zarureti

İslâm dünyası dediğimiz inanç coğrafyamız şu anda belki de, siyasî, ekonomik ve kültürel yönden tarihinin en problemli ve en hazin dönemini yaşamaktadır. Birkaç istisna dışında görünüşte bağımsız, sayıları 65 bulan sözde İslâm devletleri… Fakat öyle ki, dağınık ve birbirleriyle sürekli problemli oldukları için, dünya ölçeğinde hiçbir askerî ve siyasî ağırlığı olmayan devletler…   

Malum olduğu üzere, İslâm dünyası tarihinin en büyük siyasi travmasını Birinci Dünya Savaşından sonra yaşamıştır. Çünkü söz konusu savaştan sonra Osmanlı Devleti tamamıyla tasfiye edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin siyasî yönden tasfiye edilmesinden sonra, söz konusu devletin Anadolu ve Ortadoğu’daki topraklarının büyük bir ekseriyeti, sömürgeci devletler tarafından işgal edilmiştir. Gerçi Avrupalı sömürgeci devletlerin İslâm coğrafyalarını talan etme serüvenleri çok önceki tarihlere, sanayi inkılâbından sonraki tarihlere dayanmaktadır.   

İnanç coğrafyamızın yıllar yılıdır kan ve gözyaşına boğulmasına sebep olan işgalci devletler, Osmanlı Devleti’nin ortalama olarak 400 yıl hâkimiyet altında tuttuğu Ortadoğu coğrafyasında 25-30 yıl ancak kalabileceklerdir. İtilâf devletleri denen işgalci devletler İkinci Dünya Savaşından sonra şeklen de olsa coğrafyamızdan çekilmek zorunda kalmışlardır. Fakat ne var ki söz konusu bu devletler; coğrafyamızdan çekilirken, sınırlarını masa başında belirledikleri devletçiklerin başına kendi kuklalarını geçirerek çekilmiş olacaklardır. 

Sonrasında inanç coğrafyamızın, malum devletler tarafından etnik ve mezhebî farklılıkları dikkate alınmadan masa başında çizilen sınırlarla siyasî yönden parçalanmış olması… Ve akabinde, mandacı devletler tarafından kurdurulan devletçikler arasında sonu gelmeyen çatışmalar ve savaşlar… Neticede, yöneticileri sömürgeci devletler tarafından atandığı için, kendi halklarının yaşamış oldukları problemleri öteleyen tek adam görüntülü diktatörler… Bundan dolayı, şu anda inanç coğrafyamızı oluşturan ülkelerin birçoğunda kaos ve iç çatışmalar tavan yapmış durumdadır.

ABD’sinden İngiltere’sine, Fransa’sına kadar Batılı sömürgeci devletler, kendi aralarındaki her türlü anlaşmazlıkları çözerek, siyasî ve ekonomik yönden güçlenmişlerdir. Onlar her türlü farklılıklarına rağmen birlik olabilirlerken, İslâm ümmeti olarak bizler, kendi aramızda çok fazla ortak paydalara sahip olmamıza rağmen, bir araya gelerek maalesef kendi birliğimizi kuramamışızdır. Bunun sonucunda Batılı devletler diğer etkenlerin de etkisiyle sürekli gelişirken, bizlerse hep birbirilerimizle uğraştığımız için giderek çok daha fazla zayıflamışızdır.

İslâm dünyasının birlik olamama kaygısını ve bunun doğuracağı olumsuz kaygıları sürekli dile getiren üstat Sezai Karakoç bir yazısında, bu kaygısını şu şekilde dile getirmektedir: ” Eğer Müslümanlar, İslâm birliğini gerçekleştiremeden Avrupa kendi birliğini kurarsa asıl felaket o vakit gerçekleşir.” Maalesef Sezai Karakoç’un yazısında söz konusu ettiği kaygısı gerçek oldu ve Müslümanlar İslâm birliğini gerçekleştiremeden Avrupa devletleri kendi birliklerini kurdular. Sonrası, hemen herkesin malumu olduğu, coğrafyamızda sonu gelmeyen iç çatışmalar ve yaşanan savaşlar.  

Netice itibarıyla, İslâm dünyası olarak, Müslümanlar olarak artık deyim yerindeyse yolun sonuna gelinmiş durumdadır. Tecrübeyle sabittir ki düşmanlarımızın merhameti yoktur, biz bunları inanç coğrafyamızda yıllarca yaşadığımız olumsuzluklardan çok iyi biliyoruz. Ümmet olarak eğer bizler, kendi aramızdaki sorunları çözerek birlik olamazsak, onlar önce bizleri daha da parçalamak, sonra ise yutmak isterler.  Coğrafyamız artık yeni siyasî ameliyatları kaldırabilecek durumda değildir. Aklın yolu birdir İslâm ümmeti olarak bizler, ya teferruatla ilgili küçük farklılıklarımızı bir kenara bırakarak Allah ve Resulünün rehberliğinde birleşeceğiz; ya da, şu anda yaşadığımız kahredici dağınıklığın çok daha fazlasını yaşayarak, kâfirler karşısındaki zilletimiz artarak devam edecektir.

Vesselâm…

         

Yazarın Diğer Yazıları