Gönüllerde Yaşayabilmek

Hemen hepimizin bildiği gibi, bu dünya ve içerisinde yer alan bütün yaratıklar başta insan olmak üzere fanidir. Hepimiz beşer olarak çok kısa süreliğine, imtihan edilmek üzere bu dünya misafirhanesine gönderildik. İnançlarımıza göre fani dünya hayatı, ebedî olan âhiret hayatına göre deryada bir damla dahi değildir. Rabbi Teâlâ’ya kulluk için yaratılmış olan bizler, ebediyet yolculuğuna bu dünyada hazırlanıp âhiret azığımızı bu dünyada hazırlarız.

Yaratılış itibarıyla bizler sosyal varlıklarız. Yani toplum içerisinde yaşamak zorundayız. Toplum içerisinde yaşamak zorunda olduğumuz için, her birimizin kendi sosyal çevremize karşı yapmakla yükümlü olduğumuz birtakım görev ve sorumluluklarımız bulunmaktadır.

 Sosyal bir varlık olan insanlar, sosyal çevrelerini kendi muhitlerinde yaşayan diğer insanlara karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmek suretiyle oluşturmuş olurlar. İnsanların söz konusu bu sosyal çevreleri en dar anlamıyla kendi ailelerinden başlayarak, fertlerin sosyal kapasite ve ufuklarına göre dalga dalga genişleyerek tüm cihanı kaplayabilir.

Hükümleri kıyamet gününe kadar geçerli olacak olan dinimiz İslâm, Müslümanların birbirleriyle olan sosyal ve ticarî ilişkilerine dini bir içerik getirir. Buna göre Mü’minler, toplum içerisinde yer alan Müslüman veya Müslüman olmayan herkese karşı ilkeli ve dürüst olmak zorundadırlar. Mü’minler ancak söz konusu ilkeli davranışları sayesinde sosyal çevrelerinde sevilip sayılarak gönüllerde yaşayabilirler. Her şeyden önce Mü’minlerin “Tebliğ” görevi gibi bir sorumlulukları bulunmaktadır, bu dînî/İslâmi bir vecibedir.   Efendimiz(sav)in nebevî ifadesine göre; “Müminin bir diğer mümine karşı tebessüm etmesi sadakadır.” 

 Malum olduğu üzere, Efendimiz(sav)’in çocukluğu ve gençlik yılları putperest ve müşrik bir toplumda geçmiştir. Mekkeli müşrikler Efendimiz(sav)’in Risaletini kabul etmedikleri halde, O’nun her anlamda emin ve güvenilir bir insan olduğu konusunda hemen hepsi hemfikir olmuşlardır. Yani, Efendimiz(sav) kendisine daha Risalet görevi verilmemişken bile, çocukluğundan itibaren her anlamda örnek hayatıyla, yaşayışıyla Mekke müşriklerinin gönüllerini fethedebilmiştir.        

Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız gerçeklikler, Mü’minlerde normal koşullarda asgarî düzeyde olması gereken vasıflardır. Bunların dışında bir de, yaşamış oldukları dünya hayatlarında sıra dışı örnek hayatlarıyla Mü’minlerin kalplerinde/gönüllerinde yaşayan gönül ehli Allah dostları evliyaullahlar vardır. Onlar öyle ki, gerek yaşamış oldukları kendi zamanlarında ve gerekse vefatlarından sonra, aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen hâlâ Mü’minler tarafından sevilip sayılırlar. Gerek yaşadıkları hayatlarında ve gerekse vefat ettikten sonra bıraktıkları eserleriyle, bizleri manevî yönden irşat etmeye devam eden gönül ehli Allah dostlarına, dün olduğu gibi bu günde rastlamak mümkündür.  Tarihimiz bu anlamda çok zengindir, çok mümbittir. Tarihimizde Hoca Ahmet Yesevi’sinden Yunus Emresi’ne Mevlana’sına kadar, daha burada isimlerini sayamayacağımız nice gönül ehli Allah dostları olan evliyaullah vardır.  Asrısaadetten günümüze kadar gelen süreçte, Sahabesinden tabiinine, tebeüttabiininden daha sonra gelenlerine kadar, hayatlarını inançlarına ve imanlarına fedâyı can eden ihlâslı Mü’minler sayesindedir ki İslâmiyet bugün bütün dünyaya yayılmıştır.

 Rabbi Teâlâ’nın bizlere bahşetmiş olduğu hayatı hâlâ yaşamakta olan bizler de, yaşadığımız hayatımızda sosyal çevremize karşı olabildiğince ilkeli olmaya çalışmalıyız. Ancak bu sayededir ki, çevremizde sevilip sayılarak sosyal çevremizin gönüllerinde yaşayabilmiş oluruz. Bu fırsat, yani yaşanılan hayatta ilkeli olup, inanan veya inanmayan insanların gönüllerine girebilme fırsatı sadece belirli bir asra, belirli bir döneme ait bir fırsat değildir. Bu fırsat ve imkân kıyamet gününe kadar geçen sürede bütün zamanlar ve asırlar için geçerlidir.

Ama Mü’min gönüllerde yaşayabilmek ve gönülleri fethedebilmek, takdir edersiniz ki öyle yazılıp söylendiği gibi kolay değildir. Bu iş baştan sona bir fedakârlık işidir; yerine göre maldan, candan fedâyı can etmeyi gerektirebilir. Bu tür sıra dışı bir İslâmî hayat tarzına sahip olanlar ancak, yaşadıkları hayatlarında sosyal çevrelerine karşı olumlu bir imaj bırakarak Mü’min gönüllerde yaşayabilirler.

Netice itibarıyla ifade edecek olursak, yaşadığımız hayatımızda önemli olan Mü’mince bir hayat tarzına sahip olabilmemizdir. Böyle bir hayat tarzımız/yaşayışımız olursa, örnek yaşayışımızla, ancak o zaman sosyal çevremiz tarafından takdir edilerek onların gönüllerde yaşayabilmiş oluruz. Zaten gönüllerde yaşamayanlar, her ne kadar diri gibi görünseler de, aslında onlar yaşayan birer ölüdürler.  

 

                      

Yazarın Diğer Yazıları