Birbirimizi Ne Kadar Seviyoruz

İnsanlar yaratılışları itibarıyla sosyal bir varlıktırlar, yalnız yaşamaları çok zordur. Toplumun birer ferdi olan insanların hayatiyetlerini rahat bir şekilde devam ettirebilmeleri için, toplum içerisinde yaşamaları bir zarurettir, kaçınılmazdır. Toplum içerisinde yaşamaları kaçınılmaz bir zorunluluk olan insanların, gerek sosyal ve gerekse ekonomik hayatın devamı için, mutlaka birbirlerine karşı yerine getirmeleri bir zorunluluk olan karşılıklı sorumlulukları vardır.

 

Mensubu olmakla iftihar ettiğimiz İslâmiyet, getirdiği prensipleri itibarıyla a’dan z’ye kadar yaşadığımız hayatın her alanını kapsamaktadır. İslâm inancına göre, fertlerin içerisinde yaşadıklar topluma karşı prensipli olmaları, ilkeli olmaları sadaka olarak, nafile ibadet olarak kabul edilmektedir. Bu yönüyle, ben de Müslümanım’ diyen Mü’minlerin, içerisinde yaşadıkları topluma karşı her yönden istikamet üzeri’ olmaları gerekmektedir. Yaşanılan hayatta Mü’minlerin sosyal çevrelerine karşı ‘numune-i imtisal’ olabilmeleri için bu bir zorunluluktur, inançlarımızdan kaynaklanan dînî/İslâmî bir vecibedir.

 

İslâm inancına göre, yeryüzünün değişik kıtalarında yaşayan ve farklı etnik kökenlere sahip olan bütün Müslümanlar kayıtsız-şartsız birbirleriyle kardeştir. Bu gerçeklik, Allah(cc)ın kelâmı olan Kur’an’ı Kerimde, hiçbir şüpheye mahal bırakılmayacak şekilde açıkça ifade edilmektedir. Rabbi Teâlâ, söz konusu ettiğimiz gerçeklikle ilgili bir ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır:"Muhakkak ki, müminler kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah'tan korkun ki merhamet olunasınız." (El-Hucurât49/10)

Efendimiz(sav) ise, konumuzla ilgili Hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" (Müslim, Îman 93-94)

Efendimiz(sav)in yaşadığı asır anlamına gelen Asrısaadette yaşayan Müslümanlar, yukarıda söz konusu ettiğimiz ilahî ve nebevî emirler doğrultusunda hareket ederek, kıyamete kadar geçerli olacak şekilde, yaşadıkları hayatlarıyla İslâm kardeşliğinin en güzel örneklerini bizlere sunmuşlardır. Öyle ki Hicretten sonra Efendimiz(sav), Medineli Ensar Müslümanlarla Mekkeli Muhacir Müslümanları kardeş yapmış; onlar da kardeşlerine karşı, beşer idrakinin kabul edemeyeceği kadar büyük fedakârlıklar yaparak, sahip oldukları bütün maddi varlıklarının yarısını kardeşlerine vermişlerdir.

Sahabe efendilerimiz birbirlerini sevmenin ötesinde, adeta birbirleri için, birbirlerini yaşatmak için yaşamışlardır. Sahabe efendilerimizin yolundan giden tabiin ve sonraki Müslümanlar da, yaşadıkları dönemlerde sergiledikleri örnek davranışlarıyla, aynen Sahabe efendilerimizde olduğu gibi, İslâm kardeşliğinin çok canlı ve çok güzel örneklerini sergilemişlerdir. Bunun onlarca örneklerine gerek kendi tarihimizde ve gerekse diğer İslâm ülkelerinin tarihlerinde rastlamamız mümkündür.

Genel anlamda, Müslümanların birbirlerini sevdikleri, birbirlerine yardım edip sahip çıktıkları dönemler, İslâm dünyasının her yönden en güçlü olduğu dönemler olarak tarihe geçmiştir. Ne zaman ki İslâm ümmeti arasında,  İslâmiyet’i tam olarak anlayamamaktan kaynaklanan siyasî ve ekonomik anlaşmazlıklar/ihtilaflar başlamış, o tarihten sonra geçerli olmak üzere, Müslüman ülkeler yavaş yavaş parçalanma ve yıkılma sürecine sürüklenmeye başlanmıştır.

 Gerek bilgisizlikten, gerekse etnik ve mezhep farklılığından dolayı, Müslümanların birbirlerini Efendimiz(sav)in tavsiye ettiği şekilde sevememeleri, sevmemeleri, sonuç itibarıyla İslâm dünyasındaki parçalanma ve diğer sorunları beraberinde getirmiştir.

 Gelinen nokta itibarıyla İslâm ümmeti olarak bizlerin, artık birbirilerimizi Allah(cc) ve Resulünün istediği, tavsiye ettiği ölçüde sevmediğimiz, sevemediğimiz nerdeyse artık bir vakıadır. Gelinen bu nokta, hem yaşadığımız muhitimizdeki kardeşlerimizi ve hem de diğer İslâm ülkelerindeki kardeşlerimizi sevme noktasında maalesef ki maalesef bir gerçekliktir. İslâm ümmeti olarak bizlerin bu çizgiye gelmemizin en önemli sebebi ise, İslâmiyet’i tam anlamıyla, pazarlıksız bir şekilde, yani Allah(cc) ve Resulünün tavsiye ettiği ölçüde kabullenemememizdir.

Hâlbuki ümmet olarak bizlerin dünya-âhiret saadetimiz, hiçbir karşılık beklemeden yalnızca ve yalnızca Allah rızası için birbirlerimizi sevebilmemize bağlıdır. Bu bir İslâmî bir zorunluluktur, söz konusu bu zorunlulukta asla bir keyfiyet söz konusu olamaz…   

        

Yazarın Diğer Yazıları