Bayramın Ardından


 

Rabbimiz(cc)a binlerce kere hamdolsun ki, fert olarak, millet olarak ve ümmet olarak bir Kurban Bayramını daha biraz buruk ta olsa ifa ettik. Çünkü gerek ülkemizde ve gerekse başta Suriye olmak üzere diğer İslâm ülkelerinde buruklaşmamıza sebep olabilecek çok büyük sorunlar, sebepler vardır. Bu mübarek günlerde; olabildiğince, gerek kestiğimiz kurbanlarla ve gerekse başta yakın akrabalarımız olmak üzere, yaptığımız eş-dost ziyaretleriyle bayramımızı yine de dolu dolu geçirmeye gayret ettik çok şükür.


Aslında Rabbimiz(cc) biz kullarına, hayatımızda günahlarımıza tövbe etmemiz ve kendisine tam olarak kulluk yapabilmemiz için, çeşitli vesilelerle, değerlendirdiğimizde manevî karşılığı çok büyük olacak olan fırsatlar bahşediyor. Geçmişte idrak ettiğimiz Ramazan ayı, Kadir gecesi gibi ve yakınlarda üst üste idrak ettiğimiz Ramazan-Kurban bayramları gibi fırsatlar söz konusu bu fırsatların başlıcalarıdır. Şuurlu ve bilinçli bir Müslüman, yaşadığı hayatta yukarıda söz konusu edilen fırsatları, Âhiret hazırlığı için kaçırılmaması gereken önemli bir fırsat olarak görüp ona göre değerlendirmeye çalışır.    


Bir anlamda bizler bayramlarımızı, her hâlükârda nefsimize karşı verdiğimiz bir mücadeleyi kazanmanın zaferi olarak kutluyoruz. Ramazan Bayramını, nefsin her türlü engelleme ve hilelerine rağmen nefsimizi yenip Ramazan orucunu tutarak; Kurban Bayramını da, yine nefsimize çok zor gelen maddî fedakârlıklarda bulunup kurbanlarımızı keserek idrak etmiş oluyoruz.


Fakat, dîni ve sosyal hayatımızın diğer alanlarında olduğu gibi, bayramlarımıza bakışımız da, global/seküler kültürün etkisiyle maalesef biraz da olsa yozlaşmaya başlamıştır.  Toplumsal anlamda gelinen nokta itibarıyla, bu tür dîni bayramların manevî hasat anlamında bir fırsat olarak görülüp  değerlendirilmesi kaygısından artık giderek uzaklaşılmaya başlanmıştır. Bu tür dîni bayramlarımız yavaş yavaş olması gereken anlamından uzaklaştırılarak, bir tatil için sanki kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak görülmeye başlanmıştır.  Söz konusu bu sakat anlayışın bir sonucu olarak, bu tür dîni bayramlarımızda, artık başta yakın akrabalar olmak üzere eş-dost ziyaretlerine daha az zaman ayrılmaya başlanmıştır.


Hâlbuki toplum olarak maddi yönden daha önceki dönemlere göre, karşılıklı ziyaretleşmeler adına ne kadar da büyük imkânlara ve avantajlara sahibiz. Bir defa, eski dönemlere göre çok daha kolay ulaşım ve haberleşme kolaylığına sahibiz. Gelişmiş iletişim ve ulaşım araçları sayesinde, gerek ülkemiz içerisinde ki dostlarımızla ve gerekse dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan dostlarımızla çok daha kolay iletişim sağlayabiliyoruz. Eğer günümüzün bu teknolojik avantajlarını bilinçli olarak çok iyi bir şekilde kullanabilirsek, yaşadığımız hayatımızda manevî kazançları çok daha kolay bir şekilde devşirebiliriz diyorum. Bunu sağlamak için de, tabi olarak maddeye zihnen/fikren mahkûm değil, bilinçli bir şekilde egemen olmak zorundayız.


Netice itibarıyla dememiz odur ki, Âhiret hazırlığı yapabilmemiz için her halükarda yaşıyor olmamız bizler için önemli bir fırsattır. Yeter ki inançlarımızı ve niyetlerimizi sürekli kılarak, yaşadığımız ‘anlarımızı’ fırsatlara ve avantajlara dönüştürebilmeyi başarmış olabilelim. Zira hepimizin bildiği gibi, tövbe kapılarımız son nefeslerimize kadar açıktır. Fakat hepimiz de ne kadar yaşayacağımızı bilemediğimiz için, ölüm ansızın gelip kapımızı çalmadan, daha elimizde fırsatlarımız varken, yaşadığımız zamanlarımızı Âhiret hazırlığımız için dolu dolu geçirebilmiş olalım. Zira ölüm her zaman şaşırtır’ ve hiç hesapta yokken ansızın karşımıza çıkarak bizleri gafil avlayabilir. Peygamberî ifadeyle buyrulan,  Ölüm gelmeden önce ölünüz.’ikazını hiç bir zaman aklımızdan çıkarmamız gerekir.


Daha nice bayramlarda buluşabilmek ümit ve temennisiyle vesselâm…   

        

 

 

Yazarın Diğer Yazıları