İslam Ve Ümmet

Cezalandırma imkânına ve gücüne sahipken suçluların cezasını hemen vermeyen, gazâbın kendisine gâlip gelmediği, sapıkların düşüncesizliklerinin, âsilerin isyanlarının kendisini öfkelendirmediği, teennî ve afv sahibi, kullarının suçunu anlamasına ve tövbe etmesine imkan tanıyan, acelecilikle ve kızgınlıkla davranmayan ve ceza vermekte de acele etmeyen, çok yumuşak davranan el-Halîm Allah Teâlâ’ya hamd ve senalar olsun, şükürler olsun ki bize hidayet verdi de Müslüman kıldı.

Bunun bir şükrü de bu dine bütün insanları davet etmektir. Yani tabliğ, nasihat, irşat. Bunun için maddî manevî  çabalamak, yani cihat etmek borcundayız.

Cenâb-ı Hak cümlemize, iyiliği emredip kötülükten nehyeden “hayırlı bir ümmet” olabilmeyi lûtf u keremiyle ihsân eylesin. Âmîn!..

Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

“(İnsanları Kurʼân ile) Allâhʼa çağıran, amel-i sâlih işleyen ve «Ben müslümanlardanım.» diyenden kimin sözü daha güzeldir?” (Fussilet, 33)

Rasûlullah (sav) Efendimiz de bakın ne buyurdular:

“…Peygamberler, ümmetlerine Allâhʼın şâhididir. Fakat benim ümmetim de diğer ümmetlere Allâhʼın şâhididir.” (Bkz. Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XII, 171-172/34530)

Ümmet, İslam toplumunun genel adıdır. Ümmetin, etrafında dokunduğu merkez insan, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa (sav)’dir. Ümmet anlayışı, İslam'ın temel dünya görüşü çerçevesinde oluşmuştur.

İslam, insanı muhatap alır. Rengi, dili, kavmi ve coğrafyasını ayırdetmeksizin sade insanlara hitabeder. Ümmet de bu insanların bütünüdür. Öyleyse, müslüman olduğunu söyleyen ve Peygamber olarak Hz. Muhammed (sav)’i kabul eden herkes, İslam ümmetinin bir üyesi olarak kabul edilir. Rengi, dili, kavmi, vatanı ayrıca değer bildiren bir ölçü olarak görülmez.

İnsanın ayırt edici vasfı inancıdır, dünya görüşüdür. İnsanın, insan olarak niteliğini de inancı ve dünya görüşünün oluşturduğu değer yargıları belirler. Dil ve renklerin farklılığı Allah'ın ayetleri olarak zikredilmiş; kabile ve milletlerin farklılığı ise tanışabilme vesilesi olarak kabul edilmiştir Kur'an'da. İnsanın kalite ölçüşü ise, iyiliklerin tümünü ifade eden "takva" dır. İslam bu noktada son derece net ve tutarlıdır.

Bunun tam aksine kavmin, dilin, rengin ve vatanın üstünlük ölçüsü olması bir sapmadır. Çağımız bu sapıklığa bazen ırkçılık, bazen ulusalcılık, bazen de milliyetçilik diyor. Irk, ulus, millet var, ama bunun üstünlüğünü savunma yoktur. Bu bir sapmadır. Üstünlük ancak iman ve takva ile olur.

İnsanın, kendisinin seçemediği özellikleri dünya görüşü haline getirmesi nasıl makul değilse, bununla yargılanması da haklı değildir. İslam'da temel belirleyici inançtır ve bu inanç bağlılarının oluşturduğu topluluğa ümmet denir. Öyleyse, İslam'ın görüşüne göre toplumların farklılaşmasında aslî kriter ümmet kriteridir.

 

Meseleye, ahiret planında baktığımızda da İslam'ın en sağlıklı bakışı getirdiği görülür. Gerçekte ahirette kişi, kavmi, dili ve rengi ile değil davranışlarını belirleyen inancı, yani seçtiği ümmet ile yargılanacaktır. Yargılama alanına (mahşer) tabi olduğu peygamber ile birlikte gelecektir.

Bunu, bu kadar açık bilmekte ve belirtmekte yarar görüyoruz. Çünkü "ümmet" kelimesinin tabu haline getirildiği, ahiretin bütünüyle devre dışı bırakıldığı, dünyevi liderlerin peygamber makamına çıkarıldığı hatta ilahlık özellikleriyle donatıldığı, kavim, dil, renk gibi, insanın kendi dışında oluşan farklılıkların din haline getirildiği bir dünyayı paylaşıyoruz. Müslüman da zaman zaman bu akımlardan etkileniyor. Öyleyse İslam'ın ümmet anlayışı açık ve net ortaya konmalıdır.

İslam'ın ümmet görüşü Rasûlullah'ın hayatında, bütün çağların müminlerine örnek olacak ölçüde hayata yansıtılmıştır. Dili, rengi, kavmi farklı, değişik coğrafyalardan Medine'ye ulaşan insanlar, Rasûlullah, çevresinde örnek bir "ümmet" tablosu sergilemişlerdir. Değişik çağlarda, İslam toplumları da, bu ümmet tablosuna benzeyebilme gayreti içerisinde bulunmuşlardır.

Dünya bir imtihan alanıdır. Şimdi sıra bizde…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları