Uluslararası Sistemin Çöküşü

Genel anlamıyla Uluslararası sistemi; “Yaşanılan dünyada ulusal, bölgesel veya küresel ölçekli sorunları çözmeyi amaçlayan devletlerüstü bir yapı olarak” ifade edebiliriz. Bilebildiğimiz kadarıyla, böyle bir sistemin kurulmasını ilk defa öneren kişi Amerikan cumhurbaşkanı Woodrow Wilson’dur. “Wilson İlkeleri” olarak bilinen prensiplerinde Wilson; “Devletlerarasında denge kurmak ve büyük devletlerin küçük devletleri ezmesine fırsat vermemek için” bir milletler teşkilatı kurulmasını önermiştir.

Wilson’un kurulmasını önerdiği milletler teşkilatı, I. Dünya Savaşından sonra 10 Ocak 1920 tarihinde İsviçre’de “Milletler Cemiyeti” adıyla kurulmuştur. Osmanlı kaynakları söz konusu cemiyeti, “Cemiyeti Akvam” olarak ifadelendirmişlerdir. Fakat ne var ki söz konusu cemiyet, Wilson’un dediği gibi “güçlü devletlerin küçük devletleri ezmesine engel olmak için” değil de, tam tersine, “güçlü devletlerin zayıf devletleri ezmek için” siyasi ve hukuki bir kılıf olarak kullanılmıştır. Bu anlamda Milletler Cemiyetinin, zayıf devletler arasındaki ulusal veya bölgesel ölçekli hiçbir sorunun çözümüne tam anlamıyla bir katkısı olmamıştır. Mevcut haliyle Milletler Cemiyeti varlığını II. Dünya Savaşına kadar devam ettirmiştir. Türkiye söz konusu cemiyete 18 Temmuz 1932 yılında üye olmuştur. Milletler Cemiyeti II. Dünya Savaşından sonra 18 Nisan 1946’da Cenevre’de toplanarak faaliyetlerine son verme kararı almıştır.

II. Dünya Savaşından sonra 24 Ekim 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Teşkilatı kurulmuştur. Güya, “dünya ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak ve yeni savaşların önüne geçmek için” kurulmuş bulunan örgütün bu hedefe yönelik en önemli karar organı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyidir. On beş üye devletten oluşan BM Güvenlik Konseyinin yapısında, beş daimi üyenin mutlak veto hakkı bulunmaktadır.

Daimi üyelerden herhangi birinin vetosu ile işlevsiz hale gelen Güvenlik konseyi, mevcut yapısı ile günümüze kadar gelen süreçte, büyük çaptaki uluslararası ihtilafların hiçbirisine tam anlamıyla bir çözüm üretememiştir. İsrail-Filistin sorunu, Sırp- Bosna savaşı, Sovyetler Birliğinin Afganistan saldırısı, Hindistan-Pakistan gerginliği, Dağlık Karabağ sorunu, Körfez savaşı ve nihayetinde Amerika ile İngiltere’nin Irak’ı işgali gibi vs. sorunlar, Birleşmiş Milletlerin çözemediği ve önleyemediği sorunlar olarak tarihteki yerini almıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilatının gerek ulusal ve gerekse bölgesel ölçekli sorunların çözümünde gösterdiği acziyet veya isteyerek uyguladığı çifte standart uygulamalar, dünya devletlerinin birçoğunun söz konusu teşkilata olan güven duygusunun önemli ölçüde azalmasına sebep olmuştur.

BM Teşkilatının İslâm ülkelerine yönelik son yıllarda takınmış olduğu özellikle yanlı tutum ve davranışları, söz konusu ülkelerin bu teşkilata olan güvenlerini daha da sarsmıştır.  Hele hele Suriye içsavaşında yaşanan olumsuzluklar ve bu olumsuzlukları ortadan kaldırma adına BM Teşkilatının göstermiş olduğu acziyet teşkilatın güvenirliğini daha da tartışmalı hale getirmiştir.

Adına “Uluslararası Sistem” denilen sistem aslında, güçlü devletlerin zayıf devletleri her yönüyle sömürmesine siyasi ve hukuki ortam hazırlayan tam bir sömürü düzenidir. Güçlü devletler siyasi ve ekonomik hedeflerine hep, bu sömürü düzenini araç olarak kullanmak suretiyle varmak istemişlerdir. Söz konusu bu çarpık sistemde, İslâm ülkelerinin maalesef hiçbir belirleyici bir konumu bulunmamaktadır. Bu yapıya göre İslâm ülkelerinin her biri, teşkilata üye 192 üye devletten sadece birisidirler ve deyim yerindeyse, gerekli görüldüklerinde kullanılabilen birer dolgu malzemesi mesabesindedirler.

Netice itibarıyla “Uluslararası Sistem” denilen sistem, mevcut çarpık teşkilat yapısından dolayı giderek güvenilirliğini kaybetmeye başlamıştır. Gelinen nokta itibarıyla artık, dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun hiçbir mazlum millet, karşılaşmış olduğu sorunların çözümünde BM Teşkilatına güvenmemektedir. Söz konusu sistem, İslâm dünyasının sorunlarını çözme konusunda ise özellikle kör ve sağırdır.  Bu yönüyle “Uluslararası Sistem” denilen sistem giderek çökmektedir.

Son söz olarak ifade etmek gerekirse; içerisinde İslâm ülkelerinin tam anlamıyla adilane bir şekilde temsil edilmediği böyle bir çarpık yapı bizim için yok hükmündedir ve nezdimizde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.  

              

 

Yazarın Diğer Yazıları