Dünya’ya Âhiret Penceresinden Bakmak

Hemen hepimizin bildiği gibi, Allah(cc) biz kullarını “sadece ve sadece kendisine kulluk edelim” için yaratmıştır. Bununla ilgili olarak gerek ayeti kerimelerde ve gerekse hadisi şeriflerde birçok örnek ayet ve hadise ulaşmak mümkündür. Söz konusu ayeti kerime ve hadisi şeriflerde hep “dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu, geçici olduğu, asıl hayatın ise âhiret hayatı olduğu” uyarısı yapılmaktadır.  

Konumuzla ilgili âyeti kerime ve hadisi şerifler çerçevesinde bir hayat tarzları olanların yaşadıkları dünya hayatlarında, asıl olan Allah(cc)’ın rızasıdır ve dünya hayatında asıl belirleyici olan da yine Allah(cc)dır.  Yani, onların yaşamış oldukları dünya hayatlarında tesadüflere yer yoktur; nail oldukları her türlü maddi/manevi nimetler ve karşılaşmış oldukları her türlü felaketler birer sınanmadır, denenmedir. Onlar, nail oldukları nimetlerin ve karşılaşmış oldukları her türlü felaketin birer sınanma aracı olarak Allah(cc)’dan gelmiş olduğuna inandıkları için, her zaman büyük bir teslimiyet içerisinde hep “lütfün da hoş kahrında hoş” diyerek  boyun bükmüşlerdirler.

Bu yazımızı okuyan bazı kardeşlerimiz yazılanlara fantezi olarak bakarak belki de, yaşanılan dünyada İslâm ve Müslümanlık adına karşılaşmış oldukları olumsuzluklardan dolayı “bu asırda böyle manevî donanımlı insanlar hala mevcut mudur, hani nerede?” diyerek dudak bükebilirler. Fakat hemen hepiz de bilir ve inanırız ki, İslâmiyet kıyamete kadar geçerli olan bir dindir. Dolayısıyla, kıyamet gününe kadar geçerli olacağı Rabbi Teâlâ’nın ilahi beyanıyla kesin olan bir dine, yani İslâmiyet’e, yukarıda söz konusu etmeye çalıştığımız evsafta manevî donanımlara sahip olan mü’minlerin her asırda var olması niçin mümkün olmasın ki? Zira “iyiler bitse kıyamet kopar” derler.

Asrısaadet döneminden yaşadığımız günümüze kadar geçen sürede şöyle bir İslâm tarihine baktığımızda, başta sahabe efendilerimiz olmak üzere, onların kutlu yolundan giden nice gönül kahramanları, yaşadıkları hayata hep âhiret penceresinden bakmışlardır. Öncelikle Rabbi Teâlâ’nın dilemesi ve onların olağanüstü fedakârlıkları sayesinde bugün İslâmiyet Atlas okyanusundan Çin seddine, güney kutbundan kuzey kutbuna kadar bütün dünyaya yayılmıştır. Düşünsenize, Efendimiz(sav)’in Veda Haccına ortalama olarak yüz binin üzerinde sahabe efendimiz katılmıştır.  Fakat araştırmacıların tespitlerine göre bugün, Arabistan yarımadası sınırları içerisinde sadece yirmi binin üzerinde sahabi metfun bulunmaktadır. Diğerleri ‘İlayı Kelimetullah’ için, yani Allah(cc)’ın dinini bir adım daha ötelere taşıyabilmek için, sosyal ve ekonomik yönden onca imkânsızlıklara rağmen gidebildikleri en uzak bölge ve kıtalara kadar uzanmışlardır. Daha sonraki dönemlerde onların kutlu yolundan giden nice İslâm kahramanları da, yaşadıkları hayata hep âhiret penceresinden baktıkları için, davaları için kendilerini fedayı can etmişlerdir. Allah(cc) onlardan razı olsun ve bizleri ahrette onların şefaatlerinden mahrum eylemesin.

Demek ki, yazılanlardan da anlaşıldığı gibi “Dünyaya âhiret penceresinden bakabilme” hasleti, sadece belirli bir asır ve dönemde yaşamış olan mü’minlere ait olan bir haslet değildir. Aksine, kıyamete kadar geçecek olan zaman dilimi içerisinde, her asır ve zamanda samimi mü’minlerde görülebilecek olan bir haslettir. Aslında bizler de şu anda yaşadığımız hayatımızda, çevremizde, yaşadıkları hayata âhiret penceresinden bakan nice gönül dostu samimi mü’minlere rastlamamamız mümkündür. Çünkü neticede inandığımız din değişmemiştir, sahabe efendilerimizden günümüze kadar geçen zaman süreci içerisinde yaşayan bütün mü’minlerin inandıkları din aynı din olan İslâm dinidir.

Netice itibarıyla, bir Müslüman olarak yaşadığımız hayata âhiret penceresinden bakabilmemiz çok önemlidir. Ancak bu sayededir ki, yaşadığımız dünya hayatının her karesi anlamlı ve çekilebilir hale gelebilir. 

Ne mutlu yaşadıkları hayata âhiret penceresinden bakabilen bahtiyarlara…

    

 

Yazarın Diğer Yazıları