..::Cemal NAR::..
Türkiye’nin Büyük Devlet Olma İdeali

Hangi kıta ve hangi coğrafyada, hangi millet tarafından kurulmuş olursa olsun, yeni kurulmuş olan her devletin şu ya da bu şekilde mutlaka büyük devlet olma ideali vardır. Hele hele söz konusu olan devlet Türk devleti, millet ise Türk milleti olmuş olsun… Çünkü tarihte kurulmuş olan Türk devletlerinin hemen ekserisinin büyük devlet olma ideali vardır. Müslüman Türk devletlerinde var olan büyük devlet olma ideali sömürgecilik anlayışı ile değil, Allah’ın adını bir adım daha ötelere taşıma idealiyle ilgilidir.

Bilindiği gibi Türk milletinde,‘Cihana nizam vermek için büyük devlet olma ideali’ diğer milletlerden çok daha önde bir idealdir. Bu ideal “Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi” olarak formulüze edilmiştir. Söz konusu bu ideal, Türkler İslâm’la şereflendikten sonra çok daha orijinal bir ideale ulaşarak İ’lây-ı kelimetullah’a” dönüşmüştür.  

XIII. yüzyılın sonlarında, Söğüt ve Domaniç dolaylarında Anadolu Selçuklu Devletine bağlı bir uç beyliği olarak kurulmuş bulunan Osmanlı Beyliğinin de muhakkak surette büyük devlet olma ideali vardır. Söz konusu bu ideal, beyliğin kurucusu olan Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gaziye yaptığı vasiyetin bir yerinde şöyle dile getirilmiştir: “Bizim davamız kuru bir cihangirlik kavgası değildir. Bilakis davamızİ’lây-ı kelimetullah”  davasıdır. Bu dava, Osman Gazi’nin de vasiyetinde söz konusu ettiği gibi kuru bir cihangirlik davası değil, bilakis Allah’ın dininin bir adım daha ötelere taşınma davasıdır. 

 Söz konusu bu idealle temelleri atılan Osmanlı Devleti, XV. yüzyılın ikinci yarısından XVII. sonlarına kadar üç kıtada var olan topraklarıyla, siyasi ve ekonomik açıdan çağının en güçlü devleti haline gelmiştir. Osmanlı Devleti söz konusu bu kudretini sömürü için değil, etnik ve dini farklılık gözetmeden bütün tebaasına, hatta insanlığa hizmet için kullanmıştır. Bunun en büyük şahidi ise altı yüz yıllık Osmanlı tarihidir.

Şu anda üzerinde yaşadığımız coğrafyamız olan Anadolu coğrafyasına egemen olan devlet Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Osmanlı Devleti’nin Anadolu coğrafyası üzerindeki bakiyeleri üzerinde kurulmuş olan yeni devletin temelleri, 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla atılmıştır. Elbette, tarihte daha önce kurulmuş olan diğer Türk devletleri gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de sosyal ve ekonomik anlamda büyük devlet olma ideali vardır.  Ancak ne var ki, I. Dünya Savaşından ve akabinde gelen Kurtuluş Savaşından çok büyük sosyal ve ekonomik kayıplarla çıkan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ekonomik açıdan uzun yıllar belini doğrultamamıştır. Sosyal ve ekonomik anlamdaki bu olumsuzlukları, bütün dünyayı, dolayısıyla Türkiye’yi de etkilemiş olan 1929 yılındaki dünya ekonomik krizi ve akabinde başlayan II. Dünya Savaşı biraz daha tetikleyecektir. Bundan dolayı da idealinde olmasına rağmen, bazı istisnai dönemler hâriç ülkede yıllar yılı sosyal ve ekonomik kalkınma hamlesi başlatılamamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yıllar yılı ekonomik ve sosyal kalkınma hamlesinin başlatılamamasında her ne kadar yukarıda söz konusu ettiğimiz dış etkenli siyasi ve ekonomik olumsuzlukların etkisi olsa da; asıl neden, milletimizin değer yargılarına uygun siyasi, ekonomik ve sosyal modelin kurulamamış olmasıdır. Elbette bunun toplumumuza çok büyük olumsuz yansımaları olmuştur. Devlet hayatında neredeyse bir gelenek haline gelmiş olan yolsuzlukları ve israfı biraz da bu perspektifte değerlendirmek gerekir. Ülkemizde söz konusu bu çarpık anlayış, maalesef ki maalesef yıllar yılıdır geçerli olmuştur.

Siyasi-sosyal ve ekonomik anlamda Türkiye’mizdeki esas gelişme hamleleri, iki binli yıllardan sonra iktidara gelmiş olan Ak Parti hükümetleri döneminde başlatılmıştır. Söz konusu hükümetler döneminde, ülkemizde başlatılan ekonomik ve sosyal kalkınma hamleleri neticesinde ülkemiz büyük devlet olma ideali adına çok büyük mesafeler katetmiştir.

Türkiye son yıllarda elde etmiş olduğu ekonomik zenginlikleri, Avrupa devletlerinde olduğu gibi sömürü için değil de, tarihten gelen devlet geleneğimize uygun olarak insanlığın yararına barışçıl amaçlar için kullanmaktadır. Küresel İnsanî Yardım 2017 Raporuna göre Türkiye, gayrı safi milli gelirine göre 2016 yılında 6 milyar dolarlık yardımla dünya da en fazla insanî yardım yapan ülke olmuştur.

Netice itibarıyla Türkiye’miz, idari, sosyal ve ekonomik alanlarda yapılan reformlar sayesinde, yakın gelecekte inşallah her yönden gelişmesini tamamlayarak misyonuna uygun bir şekilde büyük bir devlet olacaktır. O zaman geldiğinde insanlığı yaşatmak adına, ülkemizin mazlumlara uzatmış olduğu şefkat eli şimdikinden çok daha güçlü olacaktır. Bu ülkede yaşayan bir bireyler olarak bunun mümkün olabileceğine olan inancımız tamdır. Millet olarak yeter ki,  manevî değer yargılarımız çerçevesinde birlik ve beraberliğimizi devam ettirebilmiş olabilelim vesselâm.  

 

 

Yazarın Diğer Yazıları