..::Cemal NAR::..
Şu Boğaz Harbi

Yazımıza başlık olarak aldığımız “Şu Boğaz Harbi” ifadesi, Millî şairimiz Mehmet Akif’in Çanakkale savaşıyla ilgili yazmış olduğu meşhur “Çanakkale Şehitlerine” isimli şiirindeki bir mısraya aittir. Gelinen nokta itibarıyla, aradan bunca zaman geçmesine rağmen Çanakkale savaşlarını Mehmet Akif kadar canlı ve güzel tasvir edebilen bir ikinci şair belki de olmamıştır. 

 I. Dünya Savaşı içerisinde gerek Osmanlı Devleti ve gerekse İtilâf Devletleri açısından şüphesiz en önemli cephe Çanakkale cephesidir. İtilâf Devletleri Birinci Dünya Savaşı içerisinde böyle bir cephe açmakla; İstanbul ve boğazları ele geçirerek, bir taraftan “Hasta adam” olarak gördükleri Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak, bir taraftan da, Rusya’ya silah ve cephane yardımında bulunmak istemişlerdir. Çünkü Rusya’nın, İtilâf Devletlerinin ekonomik ve askerî desteği olmadan girmiş olduğu savaşı devam ettirmesi mümkün değildi.

O yılların koşullarında, Rusya’nın coğrafî konumundan dolayı, Rusya’ya başka güzergâhlardan silah ve cephane yardımında bulunmak neredeyse imkânsız gibiydi. Bundan dolayı, Rusya’ya silah ve cephane yardımında bulunmak için en kestirme yol boğazlar güzergâhı olarak görülüyordu. 

Aslında normal koşullarda İtilâf Devletleri, Rusya’ya boğazların dışında, Rusya’nın da kıyısı olduğu Baltık körfezinden de silah ve cephane yardımında bulunabilirlerdi. Fakat adı geçen körfezde güçlü bir Alman donanması bulunduğu için, İtilâfların oradan Rusya’ya fiilen cephane ve silah yardımında bulunmaları mümkün değildi.  Rusya’ya silah ve cephane yardımı için sayılan güzergâhların dışında bir de, Kuzey Buz Denizi güzergâhı vardı. Bu güzergâh ise buzlarla kaplı olduğu için, senenin belirli aylarının dışında gemi seyahatine uygun bir güzergâh değildi. Dolayısıyla, Rusya’ya silah ve cephane yardımı için güzergâh olarak yalnızca kala kala Boğazlar kalıyordu.

Fakat İtilâf Devletleri, Çanakkale’de böyle bir cephe açarken, açılacak bu cephede Osmanlı Devleti’nin askerî yönden bu kadar direnebileceğini, savaşın bu kadar uzun süreceğini hiç mi ama hiç hesaba katmamışlardı. Çünkü onların gözünde Osmanlı Devleti nasıl olsa Hasta adamdı; bu devlet Balkan savaşlarında, daha dün denilebilecek kadar kısa süre önce bağımsızlıklarını kazanan, kendisinden çok daha küçük ve zayıf olan devletçiklere bile mağlup olmuştu. O dönem dünyasının gerek askerî ve gerekse siyasî bakımdan en kudretli devletleri olan “Düveli muazzama” denilen İtilâf Devletlerine karşı başarılı olacak değildi herhalde. İngiliz başbakanı Çorçil bu kanaatle olsa gerektir ki, ”Bir elimizi bağlasalar, boğazları, sadece Hindistan’dan getirilen birliklerle 7 gün içerisinde geçeriz” diyecekti. İtilâf Devletlerinin Osmanlı Devleti hakkındaki kanaatlerinden dolayı, öyle ki, İtilâf Devletlerinin komutanları İstanbul’da birbirlerine çay randevusu verecek kadar ileri gitmişlerdi.

Gerçekten de o günün dünyasında, Osmanlı Devleti’nin mevcut askerî gücüyle İtilâf Devletlerine karşı başarılı olması normal koşullarda nerdeyse imkânsız gibiydi. Yani Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu ordu, gerek cephane ve gerekse iaşe bakımından İtilâf ordularının donanımıyla kıyaslanamayacak kadar zayıf ve yetersizdi.

İtilâf Devletleri Çanakkale cephesinde boğazları önce denizden geçmek istemişler, bu amaçla 19 Şubat 1915 de deniz harekâtını başlatmışlardır. Yaklaşık bir ay süren İtilâf Devletleri bombardımanı sonucunda Türk tabyaları önemli ölçüde tahribata uğratılmıştır. İtilâf Devletleri, mayın arama tarama gemilerinin, boğazların girişindeki tüm mayınları temizlediklerini düşündüklerinden, 18 Mart 1915’de müttefik donanmasının boğazları zorlayarak geçme kararı almışlardır. O gün yapılan deniz savaşlarında İtilâf donanması, bir taraftan Türk tabyalarından atılan isabeti top atışları ve bir taraftan da kıyıya paralel olarak döşenen mayınların etkisiyle 18 büyük gemilerinden yedisini kaybedeceklerdir. Aynı gün İtilâf Devletlerinin diğer gemileri de önemli ölçüde hasar gördüğü için, müşterek donanma Ege denizine çekilmek zorunda kalacaktır. Böylece Osmanlı Devleti 18 Mart 1915’de Çanakkale boğazında İtilâf Devletlerine karşı muazzam bir deniz zaferi kazanmış olacaktır.

İtilâf Devletlerinin Çanakkale deniz savaşlarında almış oldukları mağlubiyet kendilerini şoke etmiştir. İtilâf Devletleri, adı geçen mağlubiyetle siyasi ve askerî yönden karizmaları çizilerek önemli ölçüde itibar kaybına uğramışlardır. Öyle ya, ya bu başarısızlık haberleri sömürgelere ulaşır ve sömürgeler bu yenilgiyi zafiyet olarak kabul edip harekete geçerlerse… 

İtilâf Devletleri söz konusu bu yenilgiden kaynaklanan itibar kayıplarını telafi etmek için boğazları bu defa karadan geçmek isteyerek amaçlarına bu yolla ulaşmak isteyeceklerdir. 25 Nisan 1915 tarihinden itibaren Çanakkale kara savaşlarının başlatılmış olduğu yarımada olan Gelibolu yarımadası, kilometre kare olarak çok küçük bir yarımadadır. Bu yarımadada taraflar arasında çok yoğun nitelikli bir kara savaşı yaşanmıştır. Öyle ki, yapılan savaşta metre kareye altı bin mermi düşmüştür.  

Osmanlı Devleti Çanakkale cephesinde, akıllarda hayranlık uyandıran ‘destansı’ direnişiyle,  “Hasta adam” olmadığını bütün dünyaya ispatlamıştır. Türk milleti bu cephede, deyim yerindeyse, yediden yetmişe çoğunlukta bir katılımla, kelimenin tam anlamıyla bir  “destan yazarak”  bütün dünyaya “Çanakkale geçilmez gerçekliğini kabul ettirmiştir. Neticede, İtilâf Devletleri boğazları denizden ve karadan geçemeyeceklerini anladıkları için, boğazlardan 1916 yılının başlarından itibaren çekilmeye başlayacaklardır.

Millet olarak İtilâf Devletlerine karşı kazandığımız Çanakkale zaferi,  yalnız üzerinde yaşadığımız bu ülkenin değil, bütün dünyanın, özellikle de, içerisinde birçok İslâm ülkesinin de yer aldığı sömürge topluluklarının kaderini değiştirmiştir. Çanakkale savaşlarının yapıldığı tarihte İngiltere Bahriye Nazırı olan Churchill, Çanakkale yenilgisinin kendilerine ne kadar pahalıya mal olduğunu, özet olarak şöyle ifade etmektedir: “Biz Çanakkale’yi geçemedik. Yenilmez donanmamızın üçte biri sulara gömüldü; üçte biride kullanılamaz duruma geldi. Biz boğazı geçemediğimizden savaş iki buçuk yıl uzadı. Biz boğazı geçemeyince, Müslümanlar, diğer Asyalı ve Afrikalı milletler gücümüzden şüphe etmeye başladılar. Şüphe onlara ümit verip harekete geçirdi. Biz, Hindistan’ı, Pakistan’ı Bangladeş’i, Arap ülkelerini elimizde tutamadık. Hâsılı Avrupalılar sömürgelerini kaybetmek zorunda kaldılar.”

Evet… Ecdadımızın sahip olduğu inanç ve vatan sevgisi sayesinde, o yıllardaki ekonomik ve askerî her türlü imkânsızlıklara rağmen Çanakkale savaşı başarıyla kazanılabilmiştir. Buna ne kadar hamdetsek, ne kadar şükretsek azdır. Tarihimizin kaydettiği en büyük zaferlerden birisi olan Çanakkale zaferinin kazanılmasında, erinden komutanına kadar rolü olan hemen herkesten Allah razı olsun. Onlar, en kıymetli varlıkları olan canlarını Allah rızası için feda ederek, üzerlerine düşen sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirmişlerdir.

Ruhları şadolsun…

 

 

  

Yazarın Diğer Yazıları