..::Cemal NAR::..
Maslahata Dayanan İçtihatların Değişmesi

İslam şeriatının amacı "Def-i mefsedet, celbi menafi "  dir. Yani iyi ve güzel olanı almak,  kötü ve zararlı olanı atmaktır. Yüce Allah’ın yapılmasını istediği her işte, kulu için bir menfaat, bir maslahat vardır.

 Zaruri Maslahatlar aklın, dinin, hayatın, neslin, malın ve namusun korunmasına yönelik maslahatlardır. Bu esasları korumak için pek çok hükümler konmuştur.

 

Zaruri maslahatlar ile insanların hayatları teminat altına alınır, cemiyet, istikrarlı ve müreffeh bir şekilde yaşar. Bu maslahatlar bulunmazsa, hayat düzeni kökünden sarsılır, insanlar arasında huzursuzluk ve kargaşa baş gösterir, insanların işlerinde düzensizlik, dengesizlik hakim olur. Bu sebeple bu maslahatlar, Allah katında asli maslahatlardır.

 

Cemiyetin düzen ve intizamını sağlayan  maslahatlara gereği gibi riayet edilmesi zaruridir. Bu maslahatları korumayanlar azap görürler.

 

Yüce Allah şer'i hükümleri koyarken, zaruri maslahatları gözetmiş ve bunların korunması için gerekli hükümleri koymuştur. 

 

Yüce Allah'ın yapılmasını istemediği, haram kıldığı her işte bir mefsedet vardır. Eğer bazı şeylerin yenilmesi, içilmesi haram kılınmışsa, pis ve zararlı oldukları içindir. Mefsedetlerin dereceleri de aynı değildir. Haram olan şeylerdeki mefsedet, mekruh olan şeylerdeki mefsedetten daha fazladır. 

 

Maslahatların bir kısmı naslarla sabittir. Bunların değiştirilmesi caiz değildir. Diğer kısımları ise içtihada dayanır.

 

Maslahat düşüncesine dayanan içtihatlar, hükmün illetinin değişmesiyle değişebilir. Hatta maslahata dayanan icmalar da hükmün illetinin değişmesiyle değişebilir.

           

Maslahat düşüncesi, icma için senet olabilirse de bu düşünceye dayanan icma Kitap, Sünnet ve Kıyas'a dayanan icmalar gibi değişmez bir delil teşkil etmez.

 

Böyle bir icma, maslahatı gerçekleştirdiği sürece kaynak olma özelliğini korur fakat bu sonucu sağlamaz hale gelince ona muhalefet edilebilir ve maslahatı gerçekleştiren yeni bir hüküm konulabilir. Bu yüzden müçtehitlerin birçok meselede daha önce üzerinde icma edilmiş hükme aykırı fakat maslahatı gerçekleştiren hükümler verdiklerini görüyoruz.

 

Mesela Sahabe, piyasaya müdahale ederek narh koymaktan sakınmışlardır. Çünkü Peygamber Efendimizin de, piyasaya müdahale ederek narh koymayı (fiat belirleme) istemediğini biliyorlardı. Esasen buna ihtiyaç da hasıl olmamıştı. Fakat iş tabiin devrine gelince bazı tekelci sermayedarlar yüzünden halkın zarar gördüğü görülmüş ve tabiin uleması gerektiğinde piyasaya  müdahale ederek fiyat belirlemenin caiz olduğuna kanaat getirmişlerdir. Çünkü tabiin devrinde maslahat, bazen piyasaya müdahaleyi gerektiriyordu.

Bir kimsenin akrabası lehine şahitliği meselesi de bu duruma bir örnektir. Şöyle ki sahabe devrinde bir kimse akrabası lehine şahitlik edebiliyordu ve Müslüman olan herkesin, birbirlerine karşı şahitlik edebilmesi mümkündü. Fakat daha sonraki devirlerde ahlak bozulduğu için insanlar, akrabasını kayırmaya başlayınca, akrabanın akrabaya şahitliği kabul edilmemiştir. Çünkü artık maslahatı korumak ve haksızlığı önlemek için bu uygulamaya ihtiyaç hasıl olmuştur.

 

Yazarın Diğer Yazıları