..::Cemal NAR::..
Sahada Olma Zorunluluğu

Sosyal bir varlık olarak yaratılmış olan insanların, hayatiyetlerini devam ettirebilmeleri için mutlaka toplum içerisinde yaşamaları kaçınılmaz bir zorunluluktur. Farklı yetenek ve farklı sosyal ortamlarda yaşamak durumunda olan insanlar, çok farklı mesleklerle meşgul olarak, sosyal ve ekonomik anlamda hayatın devam etmesine katkıda bulunmuş olurlar. Böylece, farklı meslekler ve farklı yeteneklerle, farklı meşguliyetlerle uğraşan insanların birbirleriyle varolan ilişkileri sayesinde sosyal ve ekonomik hayat devam etmiş olur.

Hepimizin bildiği gibi Allah(cc) bizleri, sadece ve sadece kendisine ibadet/kulluk etmemiz için yaratmıştır. Yaşadığımız hayatımızda Allah(cc)’a tam anlamıyla kulluk edebilmemiz için, yaşadığımız sosyal muhitimizin imkânlarımız nispetinde inançlarımıza uygun olarak dizayn edilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bunu temin etmek içinse hepimizin, imkânlarımız ölçüsünde sosyal anlamda sahada olmamız vazgeçilmez bir zarurettir. Zira Allah (cc) yeryüzündeki nizam ve intizamı biz Müslümanlar vasıtasıyla sağlamak istemektedir. Dolayısıyla hepimizin imkânlarımız nispetinde, yaşadığımız hayatı İslâmî yönden daha yaşanır hale getirebilmek için, sorumluluk duygusu içerisinde hareket ederek ellerimizi taşın altına koymamız vazgeçilmez bir zorunluluktur.

Malum olduğu üzere bizlerin, Rabbi Teâlâ’ya karşı yapmak zorunda olduğumuz kişisel ibadetlerimizin yanında bir de, içerisinde yaşadığımız topluma karşı yerine getirmekle sorumlu olduğumuz birtakım görev ve sorumluluklarımız vardır. Hatta, Rabbimize karşı kulluk görevimizi tam anlamıyla yerine getirebilmemizin olmazsa olmaz şartı da,  bizlerin çevremizde yaşayan insanlara karşı dînî ve sosyal sorumluluğumuzu tam anlamıyla yerine getirip getirmememizle doğrudan alakalıdır. Çünkü bizler inançlarımız gereği içerisinde yaşadığımız toplumdan sorumluyuz. Hakiki anlamda gerçekliği olmayan mazeretler ileri sürerek kendimizi toplumdan soyutlamamız bizleri sorumluluktan asla kurtaramaz. Bu konuda bizlerin en büyük dayanağımız, dünya-âhiret biricik önderimiz olan aleyhissalâti vesselâm Efendimiz ve onun kutlu yolundan giden İslâm büyüklerinin örnek hayatlarıdır.

Bilindiği gibi aleyhisselâm Efendimizin çocukluk ve gençlik yılları, ferdî ve sosyal her türlü kötülüklerin kol gezdiği cahiliye toplumunda geçmiştir. Fakat buna rağmen Efendimiz(as) hiçbir zaman kendi kabuğuna çekilmeyerek, onların her türlü eziyet ve cefaları pahasına tebliğ görevine devam ederek, yaşadığı toplumu İslâmî anlamda dönüştürmeye gayret göstermiştir. O’nun kutlu yolundan giden Sahabe efendilerimiz ve onlardan sonra gelen önderlerimiz de, hiçbir zaman kendilerini yaşadıkları hayattan soyutlamayarak, yaşadıkları hayatı İslâmî anlamda dönüştürmeye gayret göstermişlerdir.

Gerek ülkemizde ve gerekse diğer İslâm ülkelerinde yaşayan Müslümanlar yaşadıkları hayatlarında, daha önceki dönemlerde yaşamış olan Müslümanlara göre belki de çok daha zor koşullarda yaşamak zorundadırlar. Ancak ne var ki bunun böyle olması, yani zor koşullarda yaşanıyor olması, onların içerisinde yaşamış oldukları topluma karşı görev ve sorumluluklarının ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Çünkü, hangi asırda yaşanmış olursa olsun Allah(cc) muhakkaktır ki, herkesi yaşamış olduğu dönemden ve toplumdan sorumlu tutacaktır. Hatta belki de, böylesi bir asırda yaşıyor olmanın da kendine göre birtakım kolaylıkları ve avantajları vardır. Zira şu anda hepimiz, her türlü fitne ve fesadın kol gezdiği âhirzamanda yaşıyoruz. Bundan dolayı, bu dönemde Allah(cc) rızası için yapılacak olan az bir amelin, daha önceki dönemlerde yapılmış olan birçok ameleden çok daha fazla sevabı olacağı müjdesi vardır.   

Yeri gelmişken çok açık bir şekilde ifade etmiş olalım ki; sahada olmadan, yani, toplum içerisinde var olan sorunlara karşı gücümüz nispetinde mücadele etmeden, içerisinde yaşadığımız toplumun değişmesini beklemek biraz safdillik olacaktır. Deyim yerindeyse Müslümanlar bugün, “oyuncusu olmadıkları oyunun” kurallarını değiştirmeye kalkıyorlar. Oysaki, “kurallarını beğenmediğimiz oyunun kurallarını değiştirebilmek için” her şeyden önce oyuncu olarak sahada olmak gerekir. Dolayısıyla, eğer yaşadığımız sosyal hayatımızda, çevremizde yaşanan olumsuzluklardan İslâm adına rahatsızlık duyuyorsak, rahatsızlık duyduğumuz olumsuzlukları ortadan kaldırmak için, muhakkaktır ki çok aktif bir şekilde sosyal hayatın içerisinde yer almak zorunda olacağız.

Netice itibarıyla bizler, yaşadığımız hayatımızda var olan olumsuzlukları ortadan kaldırmak için yapacağımız mücadele için her halükarda sahada olmak zorundayız. Bu, hepimiz için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ne mutlu, yaşadığı hayatı Allah(cc)’a kulluk için vakfedebilen bahtiyar Mü’minlere…   

 

             

          

Yazarın Diğer Yazıları