..::Cemal NAR::..
Son Ramazanımız?

Rabbi Teâlâ’ya binlerce kere hamdolsun ki bizleri bir kez daha sağ salim olarak, kulluğumuzda manevî bir fırsat olabilecek olan müstesna bir manevî arınma ayı olan bir Ramazan ayına daha ulaştırdı. Hatta farkına varmadan bu mübarek ayın ilk beş günü geride kaldı bile… 

 

Bilindiği gibi Rabbi Teâlâ bizleri, sadece ve sadece kendisine ibadet/kulluk etmemiz için yaratmıştır. Bunun böyle olduğu, yani bizlerin imtihan için bu dünyaya gönderildiğimiz gerçekliği, gerek Âyeti kerimeler, gerek Hadisi şerifler ve gerekse gönül üstatlarının tavsiyeleri ile açıkça ifade edilmiştir.

 

Rabbi Teâlâ tarafından Mü’minler olarak bizlere bu dünyada, âhiret saadetimizi sağlayabilmemiz için, ebedî âhiret hayatımızın yanında, deryada bir damla bile olamayacak kadar kısa bir ömür fırsatı verilmiştir. Eğer bizler,  Rabbi Teâlâ tarafından bizlere lütfedilen bu kısacık ömrümüzü, Allah(cc) ve Resulü(sav)nün emirleri ve büyüklerimizin de tavsiyeleri doğrultusunda değerlendirebilirsek, yaşadığımız hayatımız, âhiret saadetimiz için çok büyük bir kazanç olacaktır. İşte şu anda içerisinde bulunduğumuz, inanç ve gönül dünyamızı olanca parlaklığıyla aydınlatan Ramazan ayı, bizlere, kulluğumuzda kaçırılmaması gereken böyle bir manevî fırsat sunmaktadır.

 

Ramazan ayının, belki de bizlerin kelimelerle çok zor ifade edebileceğimiz, fakat ehlince olabildiğince teneffüs edilebilen kendine has manevî bir iklimi vardır. Bu mübarek ayda ülkemizin insanları manevî yönden sanki çok daha bir başka oluyor, duyarlı/hassas oluyor. Fert ve toplumsal planda bizlerin Ramazan ayı konusunda sahip olduğumuz hassasiyetlerimiz, elbette bizlerin Ramazanla ilgili sahip olduğumuz inançlarımıza dayanmaktadır.        

 

Geçekten de yaşamış olduğumuz hayatımızda bir kez daha Ramazan ayına ulaşmış olmamız bizler için çok büyük bir manevî fırsattır. Günleri geçici ve sınırlı olan bu kutsal ayın hemen her zaman dilimini, âhiret hazırlığımız açısından manevî bir fırsat bilerek, okuduğumuz hatimler, kıldığımız teravihler ve verdiğimiz sadakalarla taçlandırmamız bir zarurettir. Zira kim bilir belki de bu Ramazan bizlerin Son Ramazanımız’ olabilir, gelecek yılın Ramazan ayına yetişemiyor olabiliriz. Bu konuda hiç birimizin elinde, öbür yılın Ramazan ayına yetişebileceğimiz konusunda bir ömür garantimiz olmasa gerektir.

Bu mübarek ayda bizlerin gerek kendi sosyal çevremize karşı ve gerekse diğer Mü’min kardeşlerimize karşı, onların maddî-manevî ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda çok daha fazla hassas olmamız gerekmektedir.

 

Şu gerçeklik de tarihi bir vakıadır ki Müslümanlar günümüz de dâhil olmak üzere, tarihlerinin hemen her döneminde gerek kendi ülkelerinde ve gerekse ülkeleri dışında yaşayan diğer Müslümanlara-hatta insan olmaları hasebiyle inanç farkı gözetmeden bütün mazlum milletlere-  karşı her zaman duyarlı olmuşlardır. Bu hassasiyet Mü’minler için olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Zira Rabbi Teâlâ Kur’an-ı Kerimde ‘Bütün Mü’minlerin kardeş olduğunu’ ifade buyurmaktadır. Efendimiz(sav)  ise hadis-i şeriflerinde Mü’minlerin vasıflarını şu şekilde tasvir etmektedir:

“Mü’minler birbirlerin sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler. Nasıl ki vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa, diğer azaları da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır.”  

 

Netice olarak, ilk beş gününü geride bırakmış olduğumuz mübarek Ramazan ayının kalan kısımlarını değerlendirebilmek adına, çok daha fazla gayret göstermemiz gerekmektedir. Âhiret hazırlığımız adına bu, bizler için kaçırılmaması gereken bir fırsattır.  

Zira başlığımızda da ifade etmiş olduğumuz gibi, şu anda idrak etmekte olduğumuz bu Ramazan yaşamış olduğumuz hayatımızın son Ramazanı olabilir. Neticede, geçen yıl aramızda olup ta vefat etmiş olduğu için, bu yılki Ramazan ayına yetişememiş olan nice eş-dost arkadaşlarımız vardır.

 

 Ne mutlu, kendini dünyanın geçici hülyalarına bırakmadan, bütün bir ömrünü Ramazan hassasiyet ve heyecanı içerisinde geçirip âhiret hazırlığı yapabilenlere… 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları