Nerde O Eski Ramazanlar?

Toplum içerisinde yaşayan fertler olarak istisnasız hemen hepimizde nostaljik olarak eskiye bir özlem vardır. Özellikle de çocukluk ve gençlik yıllarımıza… Bizler söz konusu bu özlemlerimizi büyük bir hüzün ve hayıflanmayla ” nerde o ski Ramazanlar, nerde o eski Bayramlar… vs” şeklinde dile getiririz.

Tarihi ve sosyal açıdan, şüphesiz her eski olan muhakkak iyi ve güzel anlamına gelmez. Dolayısıyla tarihi ve sosyal geçmişimizde, millet olarak bizlerin ufkunu açacak güzellikler olabileceği gibi, hiçbir örneklik değeri olmayan olumsuz tablolar da olabilir. Bize düşen, milletimizin ufkunu açabilecek niteliklere sahip olan tarihimizde varolan güzellikleri güncelleyerek almak ve bu şekilde milletimizin daha iyiye ve güzele ulaşmasını sağlamaya çalışmaktır.

Kuşak olarak yaşadığımız tecrübelerle şunu biliyoruz ki; toplumumuz fertleri arasında günümüze göre eskiden çok daha canlı bir kaynaşma ve yardımlaşma vardı. Şahsen bizler kuşaklar olarak buna ulaştık ve şahit olduk. Bizlerin çocukluk ve gençlik yıllarımızda köylerimizde veya şehirlerimizde, her özelliğiyle mahalle gibi mahalleler vardı ve bu mahallelerde bir mahalle kültürü vardı. O zamanın koşullarında mahallelerde yaşayan çoğu kişi birbirlerini tanırdı. Her mahalle veya köylerde, mahallelilerce sevilen ve saygı duyulan yaptırım gücü olan otoriter büyükler bulunurdu. Mahalleliler onlardan nezaketen çekinerek davranışlarına bir çeki-düzen verirlerdi. Onlar mahalle ya da köylerde cereyan eden her olumsuz gelişmeye anında müdahale ederlerdi.

Böyle bir tablo da, mahalle veya köylerde otomatikman oto kontrol mekanizmasını beraberinde getiriyordu. Yani, mahalle veya köylerde yaşayan insanlar, mahalle veya köylerde varolan büyükler yüzünden öyle ulu orta yanlış davranışlar sergileyemezlerdi. Hasbelkader yanlış yaptıklarında ise söz konusu mahalle veya köy büyükleri tarafından hemen uyarılır idiler. Mahalle veya köyler için bütün bu artı değerler, mahalleli veya köylülerin kendi aralarında sosyal ve ekonomik dayanışmayı beraberinde getiriyordu. O zamanın koşullarında, mahalle veya köylerde sosyal ve ekonomik anlamda kim hangi konuma sahip orada yaşayanlar tarafından muhakkak bilinirdi. Ona göre de eksikleri ve ihtiyaçları konu-komşu tarafından asgari düzeyde karşılanırdı.

Mahalleli veya köylüler arasındaki söz konusu dayanışma yardımlaşma hasleti Ramazan ayında çok daha canlı hale gelirdi. Çünkü Ramazan ayında, birazda Ramazan ayının manevi ikliminin etkisiyle, cemiyetimiz arasında toplumsal dayanışma ve yardımlaşma en doruk noktasına ulaşmaktaydı.

Maalesef, cumhuriyet döneminin daha sonraki yıllarında ekonomik veya başka zorunluluklardan dolayı, köylerden şehirlere sürekli göçlerin yaşanması, negatif anlamda sosyal dokumuzun önemli ölçüde değişmesini beraberinde getirmiştir. Hele hele şehirlerimizde müstakil evlerin yerini giderek apartmanların alması mahalle kültürümüzü ve mahalle dayanışmamızı tamamen bitirmiştir. İstisnaları olsa da genelde apartman hayatı, birbirlerini tanımayan ailelerin zoraki olarak bir arada yaşamak zorunda oldukları mekânlar olarak tasarlanmıştır. Öyle ki, aynı apartmanın farklı dairelerinde yıllar yılı beraber oturan kişiler birbirlerini tanımamaktadırlar.

Gelinen bu noktaya elbette küresel kültürün dayatmalarının da etkisi vardır. Zira küresel kültür, insanları olabildiğince bencilleştirmektedir. Bencilleşen insan ise, sosyal çevresiyle ilişkilerini asgari düzeye indirerek toplum içerisinde adeta yalnız yaşamaktadır.

Netice itibarıyla aslında değişen Ramazanlar değil bizleriz. Ramazanlar değişmedi, Ramazanlar hep aynı Ramazan. Bizler millet olarak maalesef şu ya da bu sebeplerden dolayı, manevî değer yargılarımızdan uzaklaştırılarak kültürel anlamda yozlaştırıldık. Aslında problemimiz budur. Bizler ne zaman ki kendi manevî değer yargılarımızla yeniden kucaklaşmaya başlarız, işte o zaman, bizi biz yapan sosyal hasletlerimiz yeniden filizlenmeye başlar inşallah.       

    

Yazarın Diğer Yazıları