Hükümete Ekonomi Üzerinden Operasyon Çekmek

Türkiye’nin seçim kararı almasından sonra dövizde, özellikle de dolarda herkesin dikkatini çekecek şekilde olağandışı bir yükseliş görülmeye başlanmıştır. Doların Türkiye piyasalarındaki hızlı yükselişinin, olağan bir yükseliş olmadığını görebilmek için herhalde ekonomist olmaya gerek yoktur. Türkiye piyasalarındaki ekonomik seyri birazcık olsun takip edebilen her vatandaşımız, dolardaki yükselişin normal bir yükseliş olmadığını görebilecek kadar bir sezgiye sahiptir.

Malum olduğu üzere Türkiye şu anda, belki de tarihinde hiç olmadığı kadar siyasi ve ekonomik dış tehditlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Elbette bunun siyasi ve ekonomik olmak üzere birçok sebepleri vardır. Bize göre bu sebeplerin en önemlisi, Türkiye’nin ikibinli yıllardan sonra Ak Parti iktidarları döneminde göstermiş olduğu ekonomik ve siyasi kalkınma performansıdır. Onlara-Türkiye düşmanlarına- göre, eğer Türkiye’nin söz konusu ekonomik ve siyasi kalkınma performansı durdurulamazsa, Türkiye yakın gelecekte bölgesinin, daha sonraları ise dünyanın en önemli siyasi ve ekonomik oyun kurucu aktörlerinden biri olacaktır. O yüzden nedip edip, her türlü ahlakî ve etik kuralların ihlal edilmesi pahasına olağan dışı taktik ve yöntemler devreye sokularak, Türkiye’nin bu şahlanışı olağan olmayan müdahalelerle durdurulmalıdır. Devlet olarak, millet olarak son birkaç haftadır maruz kaldığımız kalkışma tam da böyle bir kalkışmadır.

Genel olarak klasik sömürgeciliğin İkinci Dünya Savaşından sonra ortadan kalkmaya başladığı kabul edilmektedir. Yani Avrupalı sömürgeci devletlerin sömürgesi altında olan sömürge ülkeleri İkinci Dünya Savaşından sonra yavaş yavaş bağımsızlıklarına kavuşmaya başlamışlardır. Fakat bu bağımsızlık şekli bir bağımsızlıktır. Aslında İkinci Dünya Savaşından sonra başlayan yeni süreç, ‘yeni sömürgecilik’ dediğimiz sömürgeciliğin şekil değiştirmesinden başka bir şey değildir. Yoksa söz konusu o ülkelerde, ülkelerin bağımsızlıklarından sonraki süreçlerde de, eski sömürgeci devletlerin ekonomik ve siyasi dayatmaları çok acımasız bir şekilde devam etmektedir.

Eskinin sömürgeci devletleri, siyasi ve ekonomik açıdan kendilerinin ‘arka bahçeleri’ olarak gördükleri eski sömürgelerindeki siyasi ve ekonomik kontrolü kaybetmek istememişlerdir. Bu ülkeler,  söz konusu eski sömürge ülkelerinde kendi aleyhlerine bir gelişme olması durumunda, imkânları nispetinde ya doğrudan doğruya, ya da içerideki işbirlikçileri aracılığıyla hemen harekete geçmek istemişlerdir. Bundan dolayı da, bağımsızlıklarının üzerinden yıllar yılı geçmiş olmasına rağmen, bu tür üçüncü dünya ülkelerinde siyasi ve ekonomik istikrar bir türlü sağlanamamıştır. Söz konusu ettiğimiz gerçekliklerin ne kadar doğru tespitler olduğunu anlamak için uzaklara değil, kendi inanç coğrafyamıza bakmamız yeterli olacaktır.

Bu anlamda Türkiye’nin yakın geçmiş tarihinde de yer yer, yukarıda söz konusu etmeye çalıştığımız türden, Türkiye’yi siyasi ve ekonomik açıdan istikrarsızlaştırmayı, diz çöktürmeyi hedefleyen dış siyasi ve ekonomik müdahale kalkışmaları yaşanmıştır. Çünkü gelişmekte olan her ülke ekonomisi gibi Türkiye’nin siyasi ve ekonomik yapısı da, bu tür dış operasyon kalkışmalarına uygun bir özellik göstermektedir. Hele hele ikibinli yıllar öncesindeki Türkiye’nin siyasi ve ekonomik yapısı, bu tür dış müdahalelere çok daha açık bir özellik taşımaktaydı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesini, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile daha sonraki dönemlerde yaşanan siyasi ve ekonomik dalgalanmalar hep bununla ilgilidir. Aynı şekilde 28 Şubat sürecinde Türkiye’nin yaşamış olduğu siyasi be ekonomik istikrarsızlık ve dahası, ikibinli yıllardan sonra Ak Parti hükümetlerine karşı çekilmek istenen siyasi ve ekonomik kalkışma girişimleri hep bu neviden operasyonlardır.

Türkiyeli vatandaşlar olarak biz bunların çok daha şedit ve acımasız olanlarına Gezi kalkışması süreci öncesinde ve 15 Temmuz Darbe girişimi kalkışmasında çok daha net olarak şahit olduk. Fakat deyim yerindeyse artık mızrak çuvala sığmaz hale gelmiştir. Çok şükür ki halkımız artık bu tür bölücü ve yıkıcı operasyonların dış kaynaklı olduğunu anlayabilecek bir yetkinliğe ulaşmıştır.

Geldiğimiz nokta itibarıyla artık Türkiye ekonomisi, ikibinli yıllar öncesinin kırık-dökük Türkiye ekonomisi değildir, bu türden operasyonlara çok daha dirençli bir ekonomidir. Elbette ekonomimiz ve iç piyasalar bu tür dış ekonomik kalkışma operasyonlarından kısmen de olsa yara almış olabilir. Fakat görebildiğimiz kadarıyla bu etkilenme hiçbir zaman ekonomik göstergeleri tepe takla edecek tehlikeli düzeye ulaşmayacaktır inşallah.   

Son söz olarak ifade edecek olursak; daha önceki kalkışma hamlelerine karşı olduğu gibi, ülkemiz bu kalkışmayı da, ekonomik yönden biraz yara almış olsa da devlet-millet kucaklaşması anlayışıyla inşallah atlatacaktır. Ondan sonraki süreçte her anlamda, millet olarak bizleri çok daha güzel günler beklemektedir inşallah.             

 

          

Yazarın Diğer Yazıları