Şu Ilımlı İslâm Projesi

İnançlarımıza göre Hak-batıl mücadelesi Hz. Âdem(as) çocukları olan Habil’le Kabil arasında başlayarak Kıyamete kadar devam edecektir. İnsanlık tarihi boyunca taraflar arasında devam eden söz konusu bu mücadele bazen savaş meydanlarında doğrudan, bazense siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda dolaylı olarak sürgit devam etmektedir.


Allah(cc) Hz. Âdem(as) ile beraber başlamak üzere, dünyanın bütün zamanlarını kapsamak üzere ihtiyaç halinde, kendi dini olan İslâm’ı insanlara tebliğ etmelerini sağlamak amacıyla çeşitli aralıklarla sürekli peygamberler/ilahi uyarıcılar göndermiştir. Bu anlamda Allah(cc) peygamber olarak, Efendimiz(sav) dönemine yakın olarak en son Hz. Musa ve Hz İsa(as)’ı göndermiştir.


İslâm inancına göre, Hz Âdem(as)’den itibaren gönderilmeye başlanan peygamberlerin çeşitli kavimlere tebliğ etmiş oldukları din, Allah(cc) nezdinde tek geçerli tevhid dini olan İslâm dini olmuştur. Ne var ki bu dinler, bağlıları tarafından zamanla yapılan keyfi müdahaleler neticesinde asliyetlerini kaybederek tahrif olmuşlardır. Bu anlamda, tahrif edilerek asliyetleri bozulmuş olan son dinler Hz. Musa(as) ile Hz. İsa(as)’e getirilmiş olan Yahudilik ile Hıristiyanlık dinleri olmuştur. Âhir zaman peygamberi olarak tüm cihana gönderilmiş olan Efendimiz(sav)’in tüm insanlığa tebliğ etmiş olduğu İslâm dininin ise, Allah(cc) tarafından Kıyamete kadar korunacağı ilahi beyanla sabittir.


  Efendimiz(sav) İslâm’ı irad buyurduktan sonra, zamanla yapılan keyfî müdahalelerle asliyetleri bozulmuş olan Hıristiyanlıkla Yahudiliğin geçerliliği ortadan kalkmıştır. İslâmiyet irad buyrulduktan sonra,  normal koşullarda, ehli kitap olan Yahudilerle Hıristiyanların İslâm dinini kabul etmeleri gerekirdi. Fakat maalesef onların büyük bir ekseriyeti bunu kabul etmeyerek, İslâm’a ve Müslümanlara karşı olan kin ve düşmanlıklarından dolayı yaptıkları çeşitli hile ve tuzaklarla her fırsat ve koşulda İslâm’a ve Müslümanlara saldırmaya devam etmişlerdir. Bu anlamda Hıristiyanlığın Ortaçağlarda İslâm dünyasına yönelik en meşhur saldırıları Haçlı Seferleri şeklinde gerçekleştirilmiştir. Taraflar arasındaki söz konusu mücadeleler Haçlı seferlerinden sonra da devam ederek, çeşitli şekil ve yöntemlerle günümüze kadar devam etmiştir.


Osmanlı Devleti’nde Batı orijinli “Ilımlı İslâm” projesinin temelleri, ortalama olarak Tanzimat’tan bu yana atılmaya çalışılmıştır. Buradaki amaç şudur; İslâm’ı Batı standartlarına uydurmak için aslî şeklinden ve orijinal halinden çıkararak akabinde onu Batılılaşma ameliyesine sokmaktır. Ülkemizde aslında Cumhuriyetin ilanından sonraki süreçte, ”Dinde Reform” adı altında yapılmak istenen de “Ilımlı İslâm projesini” hayata geçirmekten başka bir şey değildi. Böylece bu dönemde yapılan tahrifat ve tağyirle İslâm dininin içi boşaltılmış olacak, İslâmiyet aynen Yahudilik ve Hıristiyanlıkta olduğu gibi dünyayla ilgili hükümlerden arındırılarak seküler hale getirilmiş olacaktır.


Ilımlı İslâm projesinin gerekçesi kısaca şu şekildedir: “İslâm Allah(cc)’in dinidir. Bundan dolayı, inançlarına tam olarak inanmış olan bir Müslüman’ı İslâm’dan ayırmak ve vazgeçirmek mümkün değildir. Müslümanlar İslâm’ı bilip yaşadıkları sürece Hıristiyanlığı dünyaya yaymak ve dünyayı sömürmek mümkün değildir. Öyleyse yapılacak iş, Müslümanların gerçek İslâm’ı öğrenmelerini engelleyerek, onların zamanla dinlerini unutmalarını sağlamaktır.” Bu proje başarılı olduğunda ise ortaya, dinle, yani İslâm’la bağlantıları asgariye inmiş olan tamamen seküler düşünceli nesiller yetişmiş olacaktır.

Bu projede; emir ve yasağı olmayan, deyim yerindeyse etliye sütlüye karışmayan, çok çok haftada bir Cuma namazına giden, yılda iki defa bayram namazı kılan, cenazesi camiden kalkan ve Müslüman mezarlığına gömülen Müslüman tipi esastır. Bu yolla, İslâm’ın iman ve ahlak değerleri, emir ve yasakları yok edilecek, insanlar demokratik laik bir sisteme razı edileceklerdir. Söz konusu bu tipin adı Müslüman, kafası pozitivist ve materyalist, devleti laik, ahlakı çıkarcı ve hayat tarzı ise sekülerleşmeye ayarlıdır.


Özellikle de son birkaç yüzyıldır İslâm dünyasının siyaseten mağlup olmaya başlamasından sonra, söz konusu bu, ya da buna benzer projeler farklı ad ve isimlerle İslâm dünyasında daha belirgin bir şekilde uygulanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalar neticesinde bugün gönül coğrafyamız olan İslâm dünyasında, gerek yaşam tarzı ve gerekse dünya görüşü itibarıyla İslâm’la bağlantıları hemen hemen sıfıra indirgenmiş olan sosyal kesimler ortaya çıkmıştır.


Netice itibarıyla, gönül coğrafyamız olan İslâm dünyası günümüz de dâhil olmak üzere, geçmiş yüz-yüz elli yıllık süre içerisinde bu tür yıkım projeleriyle daha fazla muhatap olmak durumundadır. Başta Türkiye’miz olmak üzere gönül coğrafyamız, elbette bu tür yıkım projelerinden siyasi, sosyal ve kültürel anlamda çok büyük yara almıştır. Ancak ne var ki, dinin/İslâm’ın sahibi Allah(cc)’dır ve bu dinin/İslâm’ın Kıyamete kadar geçerli olacağı ilahi beyanla sabittir. Aslında bizler bu konuda göstermiş olduğumuz hassasiyetlerle, öncelikli olarak kendi âhiret saadetimizi sağlamaya çalışmış oluyoruz.                                                                                                                                                                                 

Vesselâm…      

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları