Nasıl bir anneyiz? 2
Dini açıdan, sağlık açısından ve pedagojik açıdan “Nasıl bir anneyiz?”

Kişilikli ve karakterli, ruhsal açıdan sağlıklı evlatlar nasıl yetiştirebiliriz? Acaba Mevlanalar, Fatihler, Osmanlar bu anlamda nasıl yetiştirilmişler?

Yavrumuzla ruhsal bağlanmanın sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi için takvalı bir hayatı dolu dolu yavrumuzla sarmaş dolaş geçirmemiz gerekiyor. Bir bebek dokuz ay on gün sonra dünyaya geliyor fakat fizyolojik ve ruhsal gelişimi dünyaya geldikten sonra devam ediyor. Mesela beyin gelişimini üç yaşında tamamlanıyor, bağışıklı sistemi iki yaşında gelişiyor, ruhsal açıdan bebek iki yaşına kadar emme refleksi gösteriyor ve iki yaşına kadar anneye bağlanma dönemi yaşıyor.

Anne-çocuk arasında güvenli bağlanmanın sağlanabilmesi için ileride iletişim sorunları yaşanmaması için ve çocuğumuzun sağlıklı bir kişiliğe sahip olabilmesi için 0-4 yaş dönemine çok özen göstermeliyiz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da kendimizi geliştirmeli, tecrübesiz tecrübelilerin ellerine yavrularımızı emanet etmemeli ve doğru bilinen yanlışları çocuğumuzun üzerinde uygulayıp çocuğumuzun ruhsal sağlığını tehlikeye atmamamız gerekiyor. Bu konuda güvenebileceğimiz, duygu dünyamıza yakın, hem dini hassasiyetleri ön planda tutan hem de Anadolu Pedagojisini iyi bilen bir Pedagogdan yardım alabiliriz. Bu yardım yüz yüze görüşme şeklinde olabilir, o kişiye ait kitaplardan faydalanarak olabilir veya internet ve radyo gibi yayın aracılığıyla da olabilir.

Kişilikli ve karakterli bir evlat yetiştirmek istiyorsak, diyor ki Pedagog Adem Güneş; “Öncelikle iki yaşına kadar bebeğinizle birlikte yatın. Onun sizin kokunuzu doya doya koklamasına izin verin, uyandığında ağlayarak, korkarak, bağırarak sesini duyurmaya çalışmak yerine uyandığında yanında sizi bulsun ve kendini emniyette hissetsin.”
Halk arasında denir ya aman birlikte yatma kokuna alışır, sonra seni bırakmaz, sana bağımlı olur bilakis annesiyle birlikte yatan annesine kolay erişebilen bebekler ikinci yılın sonunda ayrılmaları bir o kadar sağlıklı olur. Önemli olan aradaki güvenli bağlanmanın yaşanması ve ayrılmanın da sağlıklı şekilde olmasıdır.

“Ve işte önce annesine sonra ailesine güvenli bağlanma yaşamış bebekler ileride arkadaşlarına, öğretmenlerine, sahip olduğu eşyalara bağlanmaları dengeli olur ve bağlanmaması gereken şeylere (alkol, uyuşturucu, olumsuz arkadaş, vs.) bağlanma ihtiyacı oluşmaz ve onlara direnecek irade gücüne sahip olur, bağımlılık hastalığından uzak olur. ’’
Genelde bu manzaraya şahit olmuşuzdur. Anne, minicik bebeğini TVnin önüne bir minder atıp yatırır ve saatlerce kendi özel işleriyle meşgul olur. Bu şekilde o minicik yavrunun tertemiz beyninin kirli görüntülerle kirlenmesine, sağlığının bozulmasına sebep olur ve bebeğin aldığı radyasyon da cabası.

Gerçek annelik çocuğun karnını doyurmak, altını değiştirmek, kıyafetlerini giydirmek, onu uyutmaktan ibaret değildir.

Annelik Allah rızası için zamanını yavruna adamaktır. 

Kişilikli ve karakterli bir evlat isteyen anne, yavrusu her ağladığında onu kucağına alır, derdini anlamaya çalışır, onu koklar ve yavrusunun da annesini hissetmesine izin verir, hem dini açıdan hem de yavrusunun mahremiyet eğitimi açısından yavrusunu kimselerin görmeyeceği yerde göz göze tebessümle emzirir ve yine suratını ekşitmeden kimselerin görmediği yerde tebessümle özel ihtiyaçlarını giderir. İlerleyen dönemlerinde onunla oyunlar oynar, iletişime geçerken yavrusuyla aynı hizada olmayı önemser, ellerini elleriyle birleştirip göz göze yavrusunu dinler, ne ceza korkusuyla ne de mükâfat hevesiyle çocuğunu eğitmeye çalışır, çocuğunun kendisi gibi olmasına izin verir, kişiliğine saygı duyar ve yavrusunun vicdanının çalışmasına yardımcı olur.

Diyor ki Adem Güneş; 

Kimi çocuk Hz. Ömer fıtratlıdır, çelik gibi bir iradeye sahiptir. Kimi çocuk ise Hz. Osman fıtratlıdır, haya ve edep abidesidir. Başka bir çocuğun ruhunda Mevlana enginliği vardır. Her insan minik bir çocuk bedeninin içine gizlenmiş bir sırdır. Bir tırtılın koza içine gizlenmiş hali gibi bir sır. O sır dolu koza içinden kimi zaman bir lider çıkar, kimi zaman bir şair, bir yazar... Çocuğun ruhuna gizlenmiş olan bu sırrın hasara uğratılmadan ortaya çıkabilmesi o çocuğun emanet edildiği anne-babanın bu yaradılış sırrına saygılı olmasıyla mümkündür. Onu zoraki kişiliğe büründürmeye çalışmak çocukluk sırrına aykırı bir davranıştır.

Annelik-babalık sır bekçiliği demektir. Çocukluk sırrının bekçiliği. Rica ederim bir bakar mısınız günümüzde hangi anne baba çocukluk sırrından haberdar? Erken yatmazsa ceza dersleri vaktinde yaparsa mükâfat. Peki, nerede kaldı çocuğun içindeki buyurucu iç kılavuza göre kendini şekillendirmesi? Nerede kaldı çocukluk sırrını ruhunda taşıması? Çocuk ne kendisi olabiliyor ne de anne babasının zoraki kişiliğini ruhuna sindirebiliyor. Çocuk ne ise o olmasına izin verilmelidir.
Anadoluda anneler babalar bir sır bekçiliği gibi yavrularını beklediler, gözlemlediler, önemsediler ve onların çocukluk hallerine saygı duydular. Kiminden Osman Gazi kiminden ise Fatihin sırrı taştı dışarıya...

Gerçek bir anne olmak istiyorsak, evlatlarımızın sağlıklı bir ömür sürmesini istiyorsak onların helalinden doğal şekilde beslenmesine dikkat etmeli, salih ve saliha evlatlarımız olsun istiyorsak dinimizi en güzel şekilde yaşayıp onlara bu konuda hem dil hem de hal lisanıyla rehber olmaya çalışmalı, kişilikli karakterli ve ruhsal açıdan sağlıklı evlatlar istiyorsak ruhsal sağlığın inşası için duvarları ta bebekken örmeli, onları önemsemeli, onlara saygı duymalı ve kendileri gibi olmalarına izin vermeliyiz.                                                          


Yazarın Diğer Yazıları